ATOM FİLM ADANA’NIN GURURU

Son zamanlarda adından sıkça bahsedilen ve Adanamızın gururu Atom Film, çektiği filmler ve festivallerde almış olduğu başarılar ile gündemde. Son filmleri olan “leke” adlı kısa filmleri ile şimdiden birçok ödül ve özel gösterim şansı yakalamış olan Atom Film’in kurucu ortaklarından ve yönetmenlerinden Tufan Şimşekcan ile Adana, sinema ve kısa filmlerinin tarihi üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Bölge Gazetesi’nden Salih Onur BAŞKAN’ın ATOM Film’den Tufan Şimşekcan ile gerçekleştirdiği röportajı aynen yayınlıyoruz. Atom Film kimdir? Ödül avcısı bu ekibi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz ?

Yaklaşık 10 yıldır Atom Film olarak hem kısa film çekiyoruz hem de uzun metraj yerli-yabancı filmlerde prodüksiyon ve reji olarak çalışıyoruz.Aynı zamanda film yapım şirketi olarak reklam-tanıtım filmleri çekiyoruz. Adana ve İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde tanıtım film,reklam filmi, kamu spotu gibi birçok video materyali oluşturduk. Bu da profesyonel olarak hayatımızda devam ediyor. 10 yıllık bu serüvende de kısa filmle başlayan serüvenimiz kısa film ile devam etti.

Peki kısa film ile başlayan bu süreç nasıl devam etti,  bunun hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

Kısa filmlerde ilk başta ‘’tema’’ barındıran yarışmalara filmlerimizi gönderme düşüncemiz oldu. İlk ödülümüzü de bu kategoriden almış olduk. ‘’Yırtık’’ isimli kısa filmimiz ilk bağımsız filmimiz olarak bizim için bir başlangıç oldu. Daha sonra ‘’Kayıt Dışı’’ isimlibir film çektik. Sonrasında’’Etki’’ isimli kısa filmimizi çektik, daha sonrasında “I II III IV”’ isimli filmimizi çektik. Bu filmler uluslar rası boyutta başarılar aldı. Los Angeles’da finalistlik, Boston’da en iyi kısa film ödülü aldık. Türkiye’de birçok yerde başarılar aldık. Birçok kez finalist olarak gösterildik, özel gösterimlerimiz oldu. Böylelikle Atom Film olarak hem Adana’yı temsil ettik hem de kısa film olarak oralara gidip yeni bağlantılar kurma şansımız oldu. James BondSkyfall, Russel Crowe’un “Son Umut”gibitanınmış filmlere, bazı Alman prodüksiyonlarına ve son olarak Charlie’nin Melekleri filmi olmak üzere yabancı filmler ile de profesyonel olarak çalışma içerisindeyiz.

Son filminiz olan ‘’Leke’’ nin ortaya çıkışı nasıl oldu ? Filmde vermek istediğiniz mesaj nedir ?

Kısa film düşüncesini uzun metraj hedefimiz olduğu halde bunu devam ettirmek istiyoruz. Son kısa filmimizi de yaklaşık bir yıl önce düşünerek oluşturduk . Çünkü başta Adana olmak üzere Türkiye’nin genelinde artık mülteci arkadaşlarımız ile birlikte bir yaşam alanı ortaklığına girmiş bulunmaktayız. Bu süreçte de Adana olarak yerel bazda bunu daha fazla temas kurarak  yaşıyoruz. Yaşadığımız süreçlerde olan durumları da hem festivaller hem de elimizdeki araç olan film sektörü ile nasıl ifade ederiz diye düşünüp bir hikaye oluşturduk. Konu özetle şöyle; hikaye bir tren garında geçiyor . Bu arada şuna değinmek istiyorum, çektiğimiz tüm filmlerde mesela ‘’Kayıt Dışı’’ filminde HrantDink cinayetini irdelemiştik. ‘’I II III IV’’ filmimizde kuantum ve Schrödinger’in kedisi konusunu irdelemiştik. Oradaki bir kapalı kutu içerisinde yaşıyor olmamızı anlatmaya çalışmıştık. Genel olarak filmlerimizde bizim bakış açımızla hikayeleri yazıp o şekilde çekmeye çalışıyoruz. Daha farklı bir boyutta düşünmek bizim yapamayacağımız bir şey haline gelebilir. ‘’Leke’’ filmi, hikayesi bir tren sınır istasyonunda geçiyor, bu hikayede de savaş mağduru olan çocukların diğer diyarlara gitme niyetiyle tren serüvenini seçmesi ama kaçak yollar ile ilerlediği için bir takım sıkıntılar yaşaması ve bu arada da yine savaş muhabiri,  savaş fotoğrafları çeken bir muhabir ile aynı kompartmanda denk gelmesi anlatılıyor. İkisinin de farklı sıkıntılar yaşayarak bu tren serüveninde çocuğun ve adamın biraz dönüşümünü algılıyoruz. Yaklaşık 30 kişilik bir ekip ile bu filmi çektik. Filmin yönetmenliğini ben Tufan Şimşekcan ve Ozan Sihay üstlendi. Ayrıca yapımcısıMehmet Sarıca ve Nurcihan Temur’dur. Oyuncu olarak da Adana Devlet Tiyatrosu’nda yıllardır çok büyük performanslar sergileyen Mazlum Taşkıran arkadaşımız yer aldı. Yine ‘‘Müslüm’’ filminde Müslüm’ün çocukluğunu canlandıran çocuk oyuncu Alper Parlak yer aldı. Ayrıca 15 kişilik yardımcı oyuncu, kamera arkası’nda yer alan birçok arkadaşımız  ile birlikte Adana tren garı’nda çekimi gerçekleştirdik. Öncesinde filmin yazım aşaması uzunca bir süre sürdü. Kurgu aşaması, çekim kurgusu aşaması ve daha sonra tren istasyonunda provalar aldık oyuncular ile birlikte ve daha sonra filmi oluşturduk. Filmin tamamı Adana’da çekildi ve depo olarak kullanılan bir noktayı biz bir sınır istasyonu haline getirdik. Film oluştuktan sonra artık festival yolculuğuna ilerleyecekti. Festival yolculuğunda ilk haber Nürnberg’den geldi. Türkiye-Almanya film festivalinde 500 filmin arasından bizim filmimiz de seçilmiş ve 14 filmin arasına girdik. Hepsi çok başarılı filmlerdi. Bir kısmı Türk bir kısmı farklı ülkelerden uluslararası katılımcıların gerçekleştiği bir festivaldi. Daha sonra serüven biraz daha devam etti. ‘’Kıssadan Hisse ‘’ kısa film festivalinde ‘’mansiyon’’ ödlünü bize layık gördüler sağolsunlar. Geçen hafta İnegöl Belediyesinin düzenlediği kısa film yarışmasında birincilik ödülü aldık. Bu bize önemli bir gurur yaşattı filmimizi daha fazla festivale yollamak ve karşılığını bulmak adına festival yolculuğuna devam etme düşüncesine girdik. Fas’tan bir haber geldi, Moracco’da ağustos ayında yapılacak olan bir festivale seçildik. Cannes Film Festivalinde ‘’Short Film Corner’’ bölümünde yer alacak.. Fransa’da yer alan ‘’ La Carree’’ adlı bir festival var, bu festival kapsamında Fransa ve Portekiz’de dünyanın birçok yerinden başvuran filmler arasından ilk 30 film arasında kaldı. Burada 30 filmden kastettiğimizde Fransa ve Portekizin birçok festival ve sanat ortamında çeşitli gösterim alanlarında, yarışmalarda gösterim amaçlı seçildi. 3 Ay boyunca bu ülkelerde filmimiz gösterilecek. Yine Irak’ta ‘’Al- Nahrj’’ isimli bir uluslararası  festivalde finale kaldık. Festival yolculuğumuz  şu an bu tempoda devam ediyor. Çünkü bir filmin festival yolculuğu 1, 1,5 yıl sürüyor. Daha sonra herkes ile paylaşmak ve izletme düşüncemiz var.

Son zamanlarda Adana’nın İstanbul merkezli birçok set ve dizi ortamına ev sahipliği yapması, buradaki platonun yönetmen ve yapımcılar için gözde haline geldiği için Adanalılar olarak gururluyuz. Atom Film olarak Adana bünyesinde kurulmuş olan bir yapım şirketi olarak Adana’da çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz. Peki Adana’da  ikamet etmeyi devam ettirmeyi  düşünüyor musunuz  yoksa siz de İstanbul’a taşınmayı planlıyor musunuz?

Adana’da özelikle yaşam  çok kaliteli ve çeşitli faktörlerden dolayı daha kolay bir serüven içerisinde aslında baktığınızda. Çünkü güneyinden kuzeyine, sıcağından mevsimsel iklim değişimine, aynı zamanda hem ormanları hem yazlık alanları , yaylaları,  kışı da aynı anda geçirebilen bir platoya sahip Adana. Bu çeşitlilik içerisinde yaşamak bizim için bir yandan keyifli ve zevkli. Türkiye’deki sinema sektörünün kalbi  İstanbul , bu kaçınılamaz . Biz de özellikle Atom Film’i kurduktan sonra  İstanbul’a sürekli hem festival hem de iş vasıtası ile sürekli iletişim halinde olduk. Birlikte ilerlediğimiz sinemasal faktörler ve dinamikler ile  orada bir network oluştu . Sık sık İstanbul’a gidiyoruz ama şu aşamada yerleşme gibi bir düşüncemiz yok. Burada, Adana’da üretimimiz özgür ve kolay bir şekilde ilerliyor İstanbul ile kıyasladığımızda. Ben ilk filmimi Şevval Sam ve Ruhi Sarı’nın başrolde oynadığı ‘’Kafe’’ ile  filmi İstanbul’da çekmiştim. Sektörel  bazda İstanbul’da çalışıyordum o zamanlar. Oranın koşulları Adana ile kıyaslandığında çok daha zor . Ama bazı şartlarda da Adana’nın kısır kaldığı özellikle teknik anlamda tabî ki de İstanbul ile bağlantı kurmak zorunda kalıyoruz. Ama Adana çerçevesine baktığımızda dediğiniz gibi son yıllarda özelikle buradan çıkmış ve İstanbul’da başarı sağlamış oyuncu, yönetmen ve diğer sanat dallarındaki arkadaşlarımızın yanı sıra burada da hem izleyici olarak devlet tiyatrosundan özel  tiyatrolara, senfoni den mersin opera ve balesi’ne Adana çerçevesinde buraya gelen birçok sanatsal etkinliğie özelikle festivallere neredeyse 2 ay dışında her ayı festival ile geçiren bir memleket haline geldik. Bu da Adana’da doyurucu bir kitlenin var olduğunu bizlere göstermiş oluyor. Hem kentsel anlamda gelişimi hem de otantik yapısını terk etmeyen , geçmişte var olan bereketli topraklar dediğimiz Orhan Kemaller, Yılmaz Güneyler, Yaşar Kemallerin getirdiği bir izlenim ile Adana’nın sanatsal aktivitasyonu hiç değişmedi. Ki yeni genç kuşaklar , biz ve bizden sonraki kuşaklar da bunu hareketli hale getirdi. Çoğu kişi bilmiyor ama biz üretimhalindeyiz belirli başarılar alıyoruz ama Adana’da  bizim de açmış olduğumuz sinema kurslarından yetişen arkadaşlar, ayrıca kendini yetiştiren arkadaşlar kısa filmden uzun metraja bir çok üretimler yaptılar ve uluslar arası başarılar aldılar ve üretmeye de devam ediyorlar . Genel  olarak Adana hepimize sahip çıkmalı yani göz ardı etmemeli. Sinema’nın kalbi  İstanbul olduğu için İstanbul  ile bağlantılı olmakta tabiî ki de fayda var.

Kurulduğunuzdan bu zamana reklam ve kısa film bazında birçok başarılı  işe imza attınız ve birçok ödülü Adana’ya hediye ettiniz. Şu an için uzun  metraj bir film çekmeyi planlıyor musunuz?

İş bazlı reklam filmleri çekmemizin yanı sıra, kısa film serüvenini  özgür bir alan olduğu için hep devam ettirmek istiyoruz bu durum  bizi de aktif kılıyor, üretken hale getiriyor. Uzun yıllardır kendimizin de hayata geçirmek istediği bir hedefimiz bu . Bir uzun metraj projemiz var evet  uzun süredir yazıp çizdiğimiz ve bunu da hayata geçirmek için bayağı bir yol katettik. Önümüzdeki bir iki yıl içerisinde Adana’da çekeceğimiz ve hikayenin de Adana’da geçtiği uzun metraj bir filme girmek istiyoruz. Bunun ön koşullarını, belirli aşamalarını yavaş yavaş ilerlettik . Yakın zamanda Adana’da bir uzun metrajımızın olması ve dünya festivallerine uzun metraj ile boy göstermeyi hedefliyoruz.

 

02 Mayıs 2019 - 21:47 'de eklendi ve kez görüntülendi.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT