Adnan Gümüş

BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARININ KAÇI KADIN?

14 Ocak 2019 - 0:50 'de eklendi ve kez görüntülendi.
resim

Hepimiz için, tüm toplum için önemli süreçlerden biri, belediye seçimleri yaklaşıyor. Bugünlerde adaylar bir bir açıklanıyor. Bunlardan yine çok azı kadın. Sorun salt yerel seçimlerin de ötesinde bulunuyor. Kadınlar lehine gerek Türkiye gerekse dünyada iyileşme değil yine bir duraklama ve hatta gerileme dönemine girilmiş bulunuyor. Egemen dilin “eril” vurgusu, eril söylem giderek daha çok öne çıkıyor.

MUHAFAZAKAR SİYASAL YÜKSELİŞ KADIN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİ TEHDİT EDİYOR

Çukurova Üniversitesinde KADAUM ev sahipliğinde II. ÇUKUROVA KADIN ÇALIŞMALARI KONGRESİ (28-30 Kasım 2018) düzenlendi. “Üniversitelerde Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları” başlığı altında açılış oturumunun davetli konuşmacıları Prof. Dr. Gaye Erbatur, Prof. Dr. Yıldız Ecevit, Prof. Dr. Mine Tan, Prof. Dr. Belkıs Kümbetoğlu ve Prof. Dr. Gülseren Ağrıdağ’dı.

Ecevit, toplumsal cinsiyet kavramının 1970’li yıllarda şekillenmeye başlandığını, Nermin Abadan Unat, Mine Tan, Şirin Tekeli gibi isimlerin öncü isimleri oluşturduğunu, 1988’lerden sonra bir yandan Kadın Çalışmaları Yüksek Lisans Programlarının, diğer yandan KADAUM-Kadın Araştırmaları ve Uygulama Merkezlerinin oluşum ve sayısında artışlar olduğunu, daha sonra bunlara Pazartesi, Amargi gibi dergi gruplarının da eşlik ettiğini belirttikten sonra güncel tehditlere dikkat çekiyordu: Kadın araştırmaları uzun süre küçümsendi, dahası bugün Filipinler’den ABD’ye, Macaristan’dan Polonya’ya yükseliş eğilimindeki sağ siyasal eğilimler eşitlik mücadelesine yönelik tehditler oluşturuyor.

Mine Tan “feminist pedagojinin” uzun bir süreçte belli bir gelişim gösterdiğini ancak hâlâ bagajların bulunduğunu, Kümbetoğlu üniversitede bile “hanım çalışmaları” dersi mi veriyorsunuz diye küçümseyici eğilimin çok zor aşıldığını; özellikle erkek öğrencilerin bu derslere yeterli ilgiyi göstermediğini, “Ben cinsiyetçi değilim”, “Bu dersler benim için değil” gibi hâlâ sorunu kavrayamayan bir tavır gösterdiklerini ifade etti.

MUHAFAZAKAR POLİTİKALARIN VE SAMİ DİNLERİNİN ODAĞINDA ‘ERİLLİK’ VAR

Goebel’si anmaya gerek yok, günümüzde kitle iletişim teknolojileri çok daha gelişmiş bulunuyor ve sağ muhafazakar propagandanın merkezine “erillik” oturtulmuş bulunuyor. Erdoğan, Macron, Trump, Netanyahu, Orban… aynı kalıptan çıkmışlar gibi. Cinsiyet ayrımcılığının çekirdeğini oluşturan “fıtrat” söylemi, erkeğin kadının biyolojik temelli kavranması, kadınların erkeklerle aynı 100 metreyi aynı tempoda koşamayacağı, erkeğin çocuk doğuramayacağı söylemleri… muhafazakarlığın, otoriter eğilimlerin, ırkçılığın hâlâ en temel dayanağını ve modunu cinsiyet ayrımcılığının oluşturduğuna işaret ediyor.

Sami dinleri eril karakteri daha yaratılıştan başlayarak daha öncelikli, daha üstte görüyor, kadın ikincil veya yardımcı sayılıyor. Tevrat’tan (Eski Ahit’ten) Adem ile Havva’nın yaratılışına dair kısım:

“18 Sonra, ‘Adem’in yalnız kalması iyi değil’ dedi, “Ona uygun bir yardımcı yaratacağım.’ 19 RAB Tanrı yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Adem’e getirdi. Adem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı. 20 Adem bütün evcil ve yabanıl hayvanlara, gökte uçan kuşlara ad koydu. Ama kendisi için uygun bir yardımcı bulunmadı. 21 RAB Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. 22 Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi. 23 Adem, ‘İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, /Etimden alınmış ettir’ dedi, / ’Ona ‘Kadın’ denilecek, / Çünkü o adamdan alındı.”

CİNSİYET AYRIMCILIĞI TÜM IRKÇILIKLARIN TEMELİNİ OLUŞTURUYOR, EN YÜKSEĞİ İMAM HATİPLERDE

Yaklaşık yüzyıldır otoriter, dışlayıcı, ayrımcı eğilimlerin kaynağı, nedenleri, ilişkili olduğu boyutlar üzerine çalışılıyor. Ben de yirmi yılı aşkındır otoriter eğilimler üzerine çalışmalar yapıyorum. Her defasında otoriter eğilimlerle, ayrımcı eğilimlerle cinsiyetçi eğilimler birbiriyle ilişkili çıkıyor, yüksek korelasyon gösteriyor. Kadına yönelik en farkçı anlayışa ise imam hatipliler arasında rastlanıyor. Sorun imam hatipte okuyan çocuk ve ailelerde değil. Okulun, eğitimin görevi o çocukları alıp ileriye taşımaktır. İmam hatip ise maalesef bu gençlerimizi ileriye taşımayı bırakın, ailenin mevcut halinden de geriye götürüyor. Aynı sokaktan, aynı hanelerden imam hatip yerine normal ortaokul, lise veya meslek liselerine gidenler görece daha az cinsiyetçi tutumlar gösteriyor.

Bunun kurumsal sorumluluğu kimde sayılır? Hangi kurumlar, hangi kişiler, partiler ve hangi politikacılar cinsiyet ırkçılığı yapıyor? Bu sorunlarla somutlukları içinde yüzleşmemiz ve toparlamamız gerekiyor.

Bunun bir halkasını da yerel seçimler oluşturuyor. Büyük şehirler başta olmak üzere kadın adayların çıkması, çıkarılması nasıl olurdu? En azından eril dişil ayrışması olmadan adaylar belirlenebilse nasıl olurdu?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.