ÖĞRENCİLERİMİZ NEDEN SORGULAMA VE SORU SORMAKTA ZORLANIYOR?
Manşet Haber 7.11.2019 12:51:07 0

ÖĞRENCİLERİMİZ NEDEN SORGULAMA VE SORU SORMAKTA ZORLANIYOR?

ÖĞRENCİLERİMİZ NEDEN SORGULAMA VE SORU SORMAKTA ZORLANIYOR?

Öğrencilerimiz Neden Sorgulama ve Soru Sormakta Zorlanıyor? Felsefeyi Bilmiyor mu?

Son birkaç yıldır “Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği” dersini Yüksek Lisans ve Doktora düzeyinde vermekteyim. Kendimi de okuyarak çok geliştirdiğim dersi öğrenciler ile keyifle işlemeye çalışıyoruz. İlk giriş dersinde öncelikle bilim yapmada karşılaştığımız temel sorunun “soru sormak” olduğunu ve sorgulamanın bilimsel çalışmalar için olmazsa olmaz olduğunu belirtirim. Öğrenci merkezli eğitimi gerçekleştirmenin gereği olarak da sık sık öğrencileri derse katmak için sorular sorar ve sorgulayıcı olmaları konusunda teşvik etmeye çalışırım.
Ayrıca dersin doğası gereği lisansüstü öğrencilerin kendi çalışma alanlarının “araştırma sorularını” nasıl üretmeleri konusunda sorgulamayı öğrenmesini istemekteyim.

Örneğin;
Felsefe soru sorar ve cevap arar.
Pekâlâ ya bilim?

Bilim ile felsefe arasındaki ilişki nedir? Sorulacak soru nasıl üretilir/oluşur?
Bilimsel bir konuda soru sorulmadan araştırma önerisi geliştirilebilir mi?
Herhangi bir konu/sorun varsa bunun bir de cevabı/çözümü var mıdır?

Öğrencilerin çoğunlukla felsefenin konusu ve bilime katkısı konusunu zihinlerinde ya hiç sorgulamamışlar ya da kendi çalışma konularının felsefi yaklaşımla araştırılacağı bağlantısını kuramamış oldukları anlaşılıyor. Diğer bir ifade ile çalıştıkları bilimsel konunun felsefeye olan ihtiyacı sorusu ile de hiç karşılaşmamışlar. Anladığım kadarı ile araştırma öğrencilerinin çoğunlukla felsefe, bilim tarihi, tarih, eğitim ve bunlar arasındaki birlikteliğin önemi konusunda önemli yetersizlikleri oldukları görülüyor.
Bu bağlamda anladığım öğrenciler bilimin temel prensiplerini ve felsefesi konusunda yetersiz oldukları için “kök soru” üretemiyor ve sorgulamada yapamıyor. Konulara analitik yaklaşamıyorlar.

Felsefe ve Bilim Sorunlara/Sorulara Nasıl Sorgular?
Derste konunun kavranması için; felsefe “neden ve niçin” sorularını sorarak konuyu tartışmaya açarım.
Bilim ise “nasıl” sorularını sorarak herhangi bir probleme çözüm aradığını işleyerek bir sorunun esastan nasıl ele alındığını işlemeye çalışırız. Öğrencilerin kendi çalıştıkları araştırma konularında birer “araştırmalarının soru önerisi” oluşturmasını istediğimde öğrencilerin soru sorma konusunda zorlandıklarını ve soyut düşünme sorunu yaşadığını hissetim.
Öğrencilerin ilk aklına gelen “araştırma konumuzu nasıl belirleyebiliriz?” olmaktadır. Kimi “araştırma sorusu olmadan araştırma olmaz mı” diyenler oluyor. Öğrencilerin yansımaları ve bakış açıları eğitim kalitemiz hakkında epey bilgi yansıtması bakımından önemli. Toplum olarak yaşadığımız ortamda doğa veya toplumsal konu ve sorunları sorgulanması ve çözüm üretilmesi olarak görememek olduğu izlenimi oluştu. Öğrencilerimizde “yaşamı sorgulamamak” veya “merak yetersizliğimi var; yoksa bazı olay ve olguları okuyamamakta mıdırlar” konularını tam anlayamadım. Ancak bir algı ve düşünsel sorunun olduğu beliriyor.

Sorgulamak ve Sorun Üzerinde Kafa Yormaya Yatkın Değilmiyiz?
Anladığım kadarı ile öncelikle bazı konular/sorunlar bizi için (beynimizde) sorun olarak kabul edilmiyor. Örneğin farklı bitiklerin aynı toprakta farkı şekilde tepki vermesinin nedenleri çoğu öğrenci için halen değişik açılardan sorgulanması ve altındaki doğa yasasının açığa çıkarılması çok da öncelikli merak konusu olmuyor. Konu üzerine bir iki örnek anlatılınca öğrencilerin zihinlerine birkaç soru ve öneri beliriyor. Bu durumda öğrencilerimizin yaratıcılıktan çok “ezbere” konusuna eğilimli olduğu görülüyor.
Çoğu öğrencinin kafasında doğaya-evrene ve yaşamın oluşumunda ilişkin sorular- tartışma ve bu tür geniş bilgi gerektiren olaylarla anlama-yorumla zor gelebiliyor. Belki de bu yüzden insanımız daha çok kabullenici ve zorluklarla baş etmede sorgulayıcı ve mücadeleci değildir.
Halen öğrenciler soru üretmede zorlandıkları (debelendikleri) gibi soruya ilişkin çözüm önerileri geliştirme, hipotez oluşturmada da sorun yaşamaktadırlar. Anladığım kadarı ile soyut düşünme ve analik çözüm üretme konusu erken dönemlerde öğrencilere kazandırılmamış.
Öğrencilerin öğrencilik bilinci ve sorumluğunun farkına varması, içinde yaşadıkları ortamı-evreni tanıması, yaşamın anlamını ve varlık nedenini sorgulaması konusunda felsefenin sorgulayıcılığı ve önemi tam kavratılmamış. Hatta çoğu öğrenci bilimsel sorgulayıcılıkta felsefe bilgisine sahibi olmaları konusunda da bir gereksinim olduğu gereksinimi zihinlerde yer bulmuyor.
Öğrencilerin kendilerini ve bilgi potansiyellerini, bulundukları ortamın kendilerine yüklediği sorumluğunun kabaca farkında, ancak derinlemesine sorgulamadığı ve kafa yormadığı görülmektedir. Çoğunluğunun felsefenin insanın yaşamı ve insani değerleri ve de amaçlarını sorguladığı konusundaki sorgulayıcı tekniğinin önemini bilmedikleri ortaya çıkmaktadır. Eleştirel düşünme, eleştirel okuma konusunda ise daha çok yetersizliklerin olduğu görülüyor.

Neden Sorun Çözemiyoruz?
Yaşanılan bir sorunu ortadan kaldırmak ve yaşamı kolaylaştırmak için neden sorunu çözme becerisine sahip değiliz? Sorun çözme konusunda işin kolayına mı kaçıyoruz? Yoksa nasıl olsa birileri bunu benim yerime hal eder mi? diyoruz.
Yıllardır kendi kendime sorduğum “neden ülke/toplum/birey olarak sorunlarımızı çözemiyoruz” konusu yeniden öğrencilerin yansımalarından kısmen ortaya çıktığını hissetim.
Dünya ve ülkemiz günümüzde çok boyutlu sorunları ile boğuşurken biz sorunları çözmede çokta başarılı ürünler ortaya koyamamaktayız. Neden acaba sorun çözme konusunda zorlanıyoruz? Diye kendi kendimize sorduk mu? Çünkü sorunlara felsefenin yol gösterici sorulması ve analizleri yanında bilimin sistematik metotlarını yerli yerine oturtmadığımız görülüyor.

Felsefe ve Analitik Düşünme Lise ve Üniversite Ders Olarak okutulmalıdır
Öğrencilerden edindiğim bir diğer önemli izlenim bir bütün olarak neden eğitimde başarılı olmadığımızın birçok nedeni içinde belki de temel neden olarak “temel bilimler ve felsefe bilgisinin” yetersizliği görülmektedir
Toplumun olarak bugün karşı karşıya bulunduğumuz sorunları anlayabilmek için öncelikle felsefeyi ve felsefenin sorgulayıcılığı üzerinden sorunlarımıza yeni kapılar açmamız gerektiği ortaya çıkmaktadır. Günlük dilde kullandığımız ancak içeriğini ve kökenini bilmediğimiz kavramları daha iyi tanımlamamız ve belirginleştirmemiz için sorgulayıcılığı ve eleştirel yaklaşımı kazanmamız gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Yaşamda doğruya ulaşmak için doğru ve yanlış, olgu ve olayın, verilen ve istenileni ayırt etme, soruları sormamız ve bu konulardaki bilgi ve bilincine ulaşmamız gerekmez mi? Bugün birçok konuda cebelleşerek mücadelesi verilen birçok temel sorunun temelinde felsefi düşünce disiplin yoksunluğu bulunuyor olabilir mi?
Felsefe, dersleri öğretmenin kendi geleceğini bilinçli ve anlamlı kurmasına katkıda bulunacaktır. Bu nedenle felsefe dersi yanında mantık, bilim felsefesi ve bilim tarihi dersleri zorunlu ders olarak lise ve üniversitelerde okutulmasında yarar bulunmaktadır. Gönül isterdi ki Türkiye’nin eğitim sistemi yeniden felsefe dersini ve analik düşünme sistematiğini- mantık dersini yeniden lise (olgunlaşma eğitiminde) eğitimine zorunlu ders olarak okutulsun. Anlaşılan bu derslerin okutulmamış olması ve/ya yeterince önem görmemesinin karşılığı olarak sorunları çözemiyoruz.

Felsefe ve Bilim’in Işığı Neden Gerekli
Eflatun'un “erdem ve mutluluğun felsefi bilgiyle gerçekleşeceğini” belirtiyordu. Sokrates “ incelenmemiş, sorguya çekilmemiş bir yaşamın yaşanmaya değer olmadığını” belirtmiştir. Felsefeyi kavramış öğrenci erken dönemde bireysel özgürleşmesini tamamlayarak kendisi olma yani sorumlu yurttaş olma bilincini kavrayacaktır.
Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada yaşadığı birçok dış sorununda üstesinden gelmesi için geleceğin büyükleri olacak gençlerinin erken dönemde güçlü bir tarih, toplum ve yurttaşlık bilinci kazanmaları, yaşamı sorgulamayı bilmeleri ve karşılaştıkları sorunları çözmeleri için temel bilimler eğitimi yanında objektif sosyal bilimler derslerini almaları önem arz etmektedir. Gençlerimize mutlaka eleştirel düşünme ve özgür düşünme ve fikir oluşturma becerisi anahtarını kendilerine kazandırmak zorundayız. 22 milyon genç öğrencisi olan bir ülkenin elindeki potansiyeli doğru kullanmak için öğrencimizi geleceğimiz için iyi eğitmek ve yaratıcılığı sorgulayıcılığı ve sorun çözme becerisini kavratmamız gerekir. Hepimizin omuzlarında ciddi bir sorun duruyor. Sorunun bilincine varıp ona göre geleceği kurgulamak zorundayız.
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi.
iortas@cu.edu.tr

YAZARLAR

İfral TURGUT

BAHARI BEKLERKEN Hüseyin Öğretmen Artvin’e atanmıştı. Kendisini sevdirdi yeni tanıdıklara. Derin dostluklar kurdu. Ev sahibi ile de dost olmuştu. Hüseyin’i evladı gibi seven ev sahibi artık evlilik zamanının geldiğini söyleyerek onu Melahat ile tanıştırdı. İki genç birbirlerini beğendi ve evlenmeye karar verdiler. Hüseyin bu durumu ailesine bildirdi ama ailesi bu durumdan hiç memnun olmadı. Şiddetle karşı çıktılar. Çünkü kendilerinin de bir gelin adayı vardı. Tüm engelleme çabalarına rağmen Hüseyin Melahat ile evlendi. Uzun yıllar evli kaldılar ve iki çocukları oldu. Yaşananlar çeşitli problemler doğuruyor, problemler, beraberinde sağlık sorunlarını getiriyordu. Yıl, 1984. Bir gün kapı çalındı. Gelen kendisinden 12 yaş küçük, ama gençlik yıllarında birlikte futbol oynadıkları Sami Demirtuna idi. Sami yıllardır Almanya’da çalışıyordu. Orada meslek okuluna gitmiş, terapist olmuştu. Sami, “Nasılsın ağabey,” diye sorunca. Hüseyin, ona uzun uzun baktı… Bakışlarında hayata karşı duyduğu küskünlüğü, kırgınlığı ve tükenmişliği vardı. Cılız bir sesle, “Yorgunum dostum, yorgunum. Vefasız yıllara, vefasız yakınlarıma dargınım ,” dedi. Sami, Hüseyin’in elini tuttu, “Merak etme iyileşeceksin, yine tüm dostlar bir araya geleceğiz,” dedi. Sonra kalktı, kapıda veda ederken, Melahat Hanım, hastalığın adını söyledi: Kanser. Soğuk bir geceydi. Sami o gün yaşadıklarından çok etkilenmişti. Bir kağıt kalem aldı eline ve içini döktü kağıda. Şiir bittikten birkaç gün sonra, tekrar gitti arkadaşının yanına ve şiiri okudu. Hüseyin mutlu olmuştu. Sevindi, teşekkür etti. Daha sonra Sami şiiri, Selçuk Tekay’a verdi. Şiir aylar sonra şarkıya dönüştü. Sami bu sefer şarkıyı telefonda Hüseyin’e dinletmek istedi. Heyecanla çevirdi numaraları. Telefondaki ses buz gibiydi: “Hüseyin Beyi kaybettik.” Baharı beklerken ömrüm kış oldu Gözümde her zaman biraz yaş oldu En güzel duygular bana düş oldu Yorgunum dostlarım yorgunum artık Vefasız yıllara dargınım artık Tutmadı ellerim sıcak elleri Duymadım aşk denen tatlı sözleri Taşıdım gönlümde acı izleri Yorgunum dostlarım yorgunum artık Vefasız yıllara dargınım artık İçimde ateşler söndü kül oldu Aşk bahçem kurudu sanki çöl oldu Yar bildim o bile bana el oldu Yorgunum dostlarım, yorgunum artık Vefasız yıllara dargınım artık. HÜSEYİN’E KENDİNİ ANLATAN ŞARKIYI DİNLEMEK KISMET OLMADI. • AMA SİZ O ŞARKIYI SÖYLERKEN VEYA DİNLERKEN HÜSEYİNİ ANARSINIZ HERHALDE.

30.8° / 18.5°