Adana Ulus
Mahmut TEBERİK

ORTADOĞU’YA BULAŞMAYIN!

ORTADOĞU’YA BULAŞMAYIN!
Bu haber 28 Aralık 2017 - 9:09 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Ortadoğu…

Yer altından çıkarılan kil tabletlerden anlaşıldığına göre, Sümerler ile birlikte Mezepotamya, insanlık tarihinin başladığı bölge…
O tabletler ki üç büyük dinin bütün temellerini sarsmış. Artık biliyoruz; Nuh tufanı, Adem ve Havva, Cennet-cehennem, vb. kavramlar önce Tevrat’a, sonra İncil ve Kuran’a aktarılmış.
İslamiyetin ilk altı yüz yılında bilim zirveye ulaşmış. Eski Yunan’ın bütün klasikleri; Sokrat, Platon, Aristo Arapçaya çevrilerek yeni yorumlar getirilmiş.
Bu bölge Farabi, Gazali, İbn Sina, İbn Haldun, Ömer Hayyam gibi büyük düşünürleri yetiştirmiş.
İbn Rüşd felsefeyi batıya, Endülüs’e taşımış.
Bölge, 1235 lerde Asya’nın tecavüzüne uğradı. Cengiz Han’ın liderliğindeki Moğolların taş üstünde taş bırakmadılar bölge, bir daha başını doğrultamadı.
Osmanlı tam beş yüz yıl hüküm sürmüş o topraklarda.
Tarihi yaklaşık bin yıl geriden takibeden, geri kalmış ya da petrolü yüzünden geri bıraktırılmış, uluslaşma sürecini yaşayamamış, ulus bilincinden yoksun, aşiret düzeninde yaşayan bir bölge…
Türkiye Cumhuriyetini kuranlar, aynı zamanda birinci dünya savaşında o bölgede savaşmış, dolayısıyla o bölgenin sosyolojik, kültür, vb. yapısını iyi tanıyan insanlardı.
Hal böyle olunca da “yurtta barış, dünyada barış” ilkesi uyarınca bütün dünya ile olduğu gibi komşuları ve Orta doğuda da barış içerisinde “birlikte yaşama ve devletlerin iç işlerine karışmama” politikasını uyguladılar.
“Devriminizin önemi nedir?” diye sorulan Lenin: “Biz bu yolu açtık, insanlık açılan bu yoldan yürüyecektir” diye yanıt verir.
Yine Anadolu’da ulusal kurtuluş mücadelesinin lideri Mustafa Kemal, “bizim başarımız dünyanın geri kalan mazlum halklarına örnek olacaktır” der.
Gerçekten de “bu yol”dan yürünür ve Türkiye’nin başarısı örnek alınır. Cezayir kurtuluş savaşında her savaşçının göğsünde Atatürk’ün resmi vardır.
1950 ve sonrasında ise Musatafa Kemal’in ülkesinde iktidara gelip emperyalizmle bütünleşen hükümetler bu ilkeyi çiğneyerek yanlış yaptılar.
Cezayir’in bağımsızlık mücadelesinde, o ülkede soykırım uygulamış Fransa’nın yanında yer alarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Cezayir’in bağımsızlığına hayır oyu verdiler.
1956 da Mısır’da darbe yapan Cemal Abdülnasır’a karşı İngiliz güdümündeki Kral Faruk’un yanında yer aldılar.
1958 de Irak’ta yönetimi ele geçiren Baasçılara karşı kral Faysal’ı desteklediler. Irak’a neredeyse savaş ilan edeceklerdi.
Cumhuriyetle yönetilen bir ülke olan Türkiye monarşinin yanında yer almıştı.
Arap baharı sürecinde;
Libya’da emperyalistlerin yanında savaşan taraflardan birilerini desteklediler. Libya bugün can çekişiyor.
Mısır’da şeriatı getirmek isteyen Müslüman kardeşlerden yana açıkça tavır alarak boşa düştüler.
Ve en son Suriye’de Amerika’nın dümen suyunda hareket ederek mevcut yönetimi devirmek isteyen uluslar arası canilerin yanında yer alarak bugünkü sonuçların doğmasına yol açtılar. Bu politika uyarınca da Rusya’nın kucağına düştüler.
Sonuç olarak; Arap ülkelerinin içişlerine müdahale ederek zaten paramparça durumdaki Müslüman dünyasının liderliğine soyundular.
Bu süreçten birilerinin rahatsız olması doğaldı. Onlarda çareyi belden aşağı vurmada buldu ve Osmanlı’ya yüklendiler.
Önce Birleşik Arap Emirliğinden bir yetkili Medine savunmasını yapan Fahrettin Paşa’yı hırsızlıkla suçladı.
Sonra Suudi Arabistan’da bir televizyon kanalında bir yorumcu Osmanlı’ya yüklendi.
Onlar öyle yapınca bizim cepheden sahneye “Arapların İngilizlerle işbirliği yapmaları ve Osmanlı askerini arkadan vurduğu” gibi karşı argümanlar sunuldu.
Süreç böyle işlerse işler arapsaçına dönüşebilir.
Özetlediğimiz bu politikalar sonucu bütün dünyada yalnızlaşan Türkiye daha da dışlanacak bir sürece girdi.
“Komşularla sıfır sorun” politikası iflas etti ve “stratejik yalnızlık” saçmalığına dönüştü. Dünyada “herkesle kavgalı bir Türkiye” algısı oluştu.
Her sıkıntı yaşanan ülkeye “eey Amerika!, eey Almanya!, eey Hollanda!, vb. ile başlayan kükremeler içeride eğitimsiz, cahil kitlelerde prim yaparken ülkeyi dışarıda herkes tarafından dışlanan bir duruma düşürdü.
Çözüm; bu başarısız, ilkesiz, mezhep odaklı politikayı bırakıp Türkiye Cumhuriyetine yaraşır bir dış politika izlemekten geçmektedir. İt dalaşının ne bize ne de uluslararası ilişkilere yararı yoktur. Bu politika, sadece içeride seçim kazanmak isteyen zihniyete yarar. Seçimi kazanır kazanmasına ama kaybeden ülke olur.
Çözüm; “Yurtta barış, dünyada barış” olmalıdır.
Sonsöz: Orta doğuya bulaşmayın!
27 Aralık 2017.
Mahmut TEBERİK

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER