SON DAKİKA

Adana Ulus
İbrahim ORTAŞ

ŞEKER TADINI KAÇIRMIŞ ŞEKER POLİTİKAMIZ

ŞEKER TADINI KAÇIRMIŞ ŞEKER POLİTİKAMIZ
Bu haber 02 Nisan 2018 - 22:53 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Türkiye’deki Şeker Fabrikalarının Kuruluş Tarihi
Cumhuriyet ilk yıllarında, savaştan yeni çıkmış Anadolu toprakların önemli bir kısmı işlenmiyor. Ülkenin dört bir yanı yakılıp yıkılmış, son derece harap bir ülke, sanayisi neredeyse yok denecek nitelikte ve birçok sanayi ürünü ve işlenmiş ürünler ise yurt dışından sağlanıyor. Yeni yeni kent yaşamı oluşan halkın şeker ihtiyacı Rusya’dan, içilen çay ise Hindistan’dan sağlanmaktadır. Cumhuriyeti kuran kadrolar kişisel çıkarlarını düşünmeden ülkeyi ayağa kaldırmak için önce iyi bir toplumsal analiz yaparak bir tarafta kırsaldan toplumun eğitimi geliştirdiler (Kök Enstitüleri modeli) diğer taraftan tarım ve tarıma dayalı sanayiyi geliştirdiler. Cumhuriyetin ilk yıllarında (1923-1933) dönemlerinde özel teşebbüs ve 1929 dünya ekonomik krizi sonrası devletçi ekonomik model ile özel teşebbüsün üstlenmediği alanları da devlet üstlenmiştir. 1923 yılında İzmir’de düzenlenen I. Türkiye İktisat Kongresinde kabul edilen planlı kalkınma sonrası şeker fabrikaları, özel kişiler ve devlet işbirliği ile gelişmiştir.
Bir tarım ülkesi olarak doğal olarak sanayisi de tarıma dayalı olarak gelişmek zorundadır. Tarımda dayalı sanayi ürünlerinden birde şeker üretimidir. Türkiye’de şeker sanayi Avrupa’daki pancar şekeri sanayinin gelişimi sürecine denk gelen Osmanlı döneminde başlamıştır. Ancak bütün girişimler başlamış olmakla birlikte uygulamaya bir türlü geçilemediği için şeker üretimi Osmanlı döneminde yapılmamıştır. İlk girişim Uşaklı Molla Ömer oğlu Nuri (Şeker) Efendi tarafından yapılmış ancak o dönemdeki savaşlarla nedeniyle fabrika kurulamamış. Kurtuluş Savaşı sonrası 1923 yılında Nuri Efendi bir grup arkadaşı Uşak Terakki Ziraat AŞ’yi kurarlar ve 1925 yılında temeli atılır ve 1926 yılında üretime başlar Uşak Şeker Fabrikası. Aynı dönemde İstanbul’da Türkiye İş Bankası AŞ, Ziraat Bankası ve Trakya illeri Özel İdare Müdürlükleri ve varlıklı şahısların da iştiraki ile 1925 yılında kurulan İstanbul ve Trakya Şeker Fabrikaları T.A.Ş. şirket Alpulu Şeker Fabrikası’nın kurar ve 26.11.1926 tarihinde ilk Türk şekeri üretimi yapılmış olur. Bunları takiben 1933’de Eskişehir ve 1934’de de Turhal Şeker Fabrikaları kurulur. 1935 yılında ise mevcut dört şeker fabrikayı tek çatı altında tutulması için Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (TÜRKŞEKER) kurulur.
1953-1956 yılları arasında Adapazarı, Amasya, Konya, Kütahya, Burdur, Kayseri, Susurluk, Elazığ, Erzincan, Erzurum ve Malatya Şeker Fabrikaları kurulur, 1962 ve 1963 yıllarında Ankara ve Kastamonu fabrikaları, 1977’de Afyon Şeker, 1980-1992 yılları arasında Muş, Ilgın, Bor, Ağrı, Elbistan, Erciş, Ereğli, Çarşamba, Çorum ve Kars ve 1998 yılında ise Yozgat Şeker Fabrikasını kurulması ile toplam 33 şeker fabrikasının kurulu kapasiteleri 3,1 milyon tonu bulur (Türkiye Şeker Sanayi İşçileri Sendikası – www.sekeris.org.tr). Ancak 2012 yılı itibarı ile Türkiye şeker üretimi 2.315.000 ton ile dünyadaki yeri %1.3 konumundadır. Şeker tüketimi ise 2.300.000 bir ton kadar olup kişi başına tüketim yıllık 25 kg kadardır.
Türkiye’de TÜRK Şeker’in 25 şeker fabrikası ve Panako Birliğin elindeki 4 şeker fabrikası kapasitesine göre şekerpancarı ekim alanları belirlenmektedir.

Türkiye’de Şeker Pancarı Üretimi ve Tarımı
Türkiye’de Cumhuriyetin ilk kuruluş dönemlerinde açılan şeker fabrikalarınınhammadde ihtiyacını karşılamak için başta İç Anadolu ve Marmara Bölgeleri olmak üzere birçok bölgede şekerpancarı üretimi yapılmaktadır. Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (TÜRKŞEKER) kurulması ile ağırlıklı olarak devletin denetiminde olan şeker fabrikalarının kapasitesi oranında ekim gerçekleştirmek için destekleme alımlarıda başlamıştı. Bu bağlamda şeker şirketi çiftçilere gübre ve şeker desteği yanında avans niteliğinde maddi destektesağlamaktaydı. Ta ki 2001 yılında yapılan özelleştirmelere kadar. Şeker pancarı üretimi yapan bir ailenin bireyi olarak hatırladığım kadarı o dönem çiftçiye ürettiği oranda avans, torbalar ile şeker dağıtılır ve gübre verilirdi. Özelleştirme sonrası çiftçiye yapılan bu destekler kaldırıldı.

Türkiye’ninŞeker Pancarı Ekim Alanı Ve Üretim Potansiyeli
Türkiye’nin şeker pancarı ekim alanı, verim ve üretimi FAO’nun istatistik verilerinden yararlanılarak hazırlandı (Çizelge 1) (FAOSTAT 2018). Çizelge 1’de görüldüğü üzere şeker pancar ekim alanları 1961 yılından 2000 yılına kadar ekim alanı üç katı artmış birim alanda verimi iki katından fazla artmıştır. Ancak 2000’li yılarda ise giderek ekim alanları azalmış birim alanda verim ve toplam üretimde çok değişmemiştir. 2016 yılı itibarı ile ekim alanlarımız 3219530 dekar (1000 m2), verim dekar başına 6046 kg ve toplam üretimde 19 milyon ton kadardır (Çizelge 1).

Çizelge 1. 1961 ile 2016 yılları arasında on yıl ara ile ekim alanı ve verim değişimi (FAOSTAT 2018)

Türkiye’de 1998 yılında sonra planlama temelli kota uygulaması başlamıştır. Bu dönemden sonrada üretim alanlarısınırlandırmış ve kayıt altına alınmıştır. Yıllar itibarı ile aşağıda Çizelge 2’de görüleceği 1998 yılından 2014 yılına kadar çiftçi sayısı üç katı düşmüş, ekim alanlarında daralmalar baş göstermiş ve tohum, gübre, sulama ve toprak işleme girdilerinin etkisi ile verimde % 20-25 oranlarında artış göstermiştir.

Çizelge 2. 1998 ile 2014 yılları arasında yıllık çiftçi sayısı, ekim alanı, verim değişimi


FAOSTAT 2018

Şeker Fabrikalarının Özelleştirmesi Fikri ne Zaman Gündeme Geldi?
Türkiye’de Nişasta Bazlı Şeker Üreten Şirketler üzerinden üretim yapılması 2001 krizinden sonra yapılan özelleştirmeler ile giderek yaygınlaşmıştır. Hatırlayacak olursak 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz sonrası dönemin Hükümeti IMF’de başkan yarımcısı olan Kemal Derviş Türkiye davet edildi ve neredeyse ekonominin direksiyonu kendisine bırakıldı. Kemal Derviş, o dönemde basına yansıyan bilgilerden IMF’nin dayatmalarına bağlı olarak “IMF borç para vermek 15 günde 15 temel yasanın çıkmasını istiyor. 15 günde çıkarması isteniyordu. Söz konuş meşhur yasalardan tarım ile ilgili olan şeker, tütün ve tuz yasları Anadolu çiftçisini özelleştirmeden dolayı perişan etmişti.

Türkiye’de Şeker Yasası ve Toplumsal, Ekolojik Etkileri
2001 yılında çıkarılan “Şeker Yasası” ile: Şeker pancarında taban fiyatı kaldırıldı, fiyat belirleme fabrikaların keyfine bırakıldı. Pancar üretimine kota dönemi başladı. Köylü pancar ekemez hale getirildi. Fabrikaların bir kısmı satıldı, diğerlerinin satılması gündemde. Şeker ithalatının önü açıldı. Türkiye, Cargill’in şeker üretimi ve ithalinin önü açılmış oldu.
Tütün Yasası: Tütün üretimine kota başladı. İthal tütünün önü açıldı. Sigara fabrikalarının tamamı satıldı. Biri hariç diğerleri kapatıldı. Tütün depolan ve işleme merkezleri kapatıldı. Tütün piyasası yüzde 95 oranında yabancıların eline geçti.
Tuz Yasası: Tuz işletmelerinde devlet tekeli kaldırıldı, İşletmelerin tamamı satıldı.
Tütün ve tuz Cumhuriyetin kuruluşu ile tek elden toplanmış, Reji idaresi kaldırılmış ve Tekel kurulmuştu.
2001 yılından sonra özelleştirmeler ile serbestleşen nişasta temeli şeker üretimi ve ithalatı ile ülkemizde faaliyet gösteren özel şeker üretici şirketler şunlardır.

Amylum Nişasta San. ve Tic. AŞ.
Cargill Tarım ve Gıda San. ve Tic. AŞ.
PNS Pendik Nişasta San. AŞ.
Sunar Mısır Entegre Tesis. San.Tic.
Tat Nişasta San. ve Tic. AŞ.

Söz konusu şirketlerin mısır üretimi ve nişastadan şeker üretimine kadar birçok alanda üretim yaptıkları ve şeker kotasından daha çok yaralanmak istedikleri belirtiliyor. Yıllık Türkiye’de 1 milyon ton civarında nişasta bazlı şeker üretim kapasitesine sahip nişasta temeli şeker üretim şirketleri mevcut durumda yasası ile kendilerine verilen kotanın 232 bin ton olduğunu ve bunun artırmasını istemektedirler. .
Bugün açıkça söylenmese bile konu ile ilgili Dünya Gazetesinin 7 Mart 2018 tarihinde Ali Ekber Yıldırım “Türkiye, Amerika’nın nişasta bazlı şeker pazarı mı olacak?” başlıklı yazsında şeker fabrikalarının özeleştirmesinin arkasında şeker piyasasının yeniden düzenlenmesi var diyor. Bugün geçmişte kalan ve bir türlü özelleştirilememiş şeker fabrikaları da bugün özelleştirilmek istenmektedir. Bunun arkasında sıkça acaba 2001 yılında serbest bırakılan şekerin özelleştirmesi ve Cargilin üretim potansiyelinin sağlanması mı var sorusu soruluyor.
2001 yılında çıkarılan 4634 sayılı şeker kanunu ile üretim kotası başlamıştır. Bu yasa ile üretilecek şeker türleri ayrı ayrı belirlenmiştir. Yıldırım “şeker yasası ile belirlenen fiyat düzenlemesi artan gidi maliyetleri ile dengelenmemiştir” diyor.

FAOSSTAT verilerine göre Türkiye dönem dönem şeker ithal etsede halen rafine şekeri ihraç eden ve bundan da önemli derecede gelir elde etmektedir (Çizelge 3). Son yıllarda artan şeker hammaddesinedeniyle şeker şurubu ithal etmekte ancak seker ve şekerden elde edilen ürünlerin ihracatından da önemli derecede döviz elde etmektedir. Bu bağlamda Türkiye’de şekere dayalı tarımsal girdilerimiz halen Türkiye’nin lehine görülüyor.
Çizelge 3. Türkiye’nin 1961 2013 yılları arası şeker ihracatı ve ithalatı ve parasal karşılığı (FAOSTAT, 2018)
Rafine Kristal ŞekerSeker ŞurubuŞekerleme Ürünleri
Yıllarİthalat miktarıİthalat gideriİhracat Miktarıİhracat değeriİthalat miktarıİthalat gideriİhracat Miktarıİhracat değeriİthalat miktarıİthalat gideriİhracat Miktarıİhracat değeri

Şekeri Pahalıya mı Yiyor uz?
Türkiye’de mevcut şeker fabrikalarının özeleştirmesi bir siyasi tercih ve arkasında uluslararası ilişkiler ve ticaret politikaları bulunmaktadır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba “Şeker üretimi konusunda Avrupa’yla rekabet edemediklerini, şekeri pahalıya ürettiklerini, amaçlarının ise millete daha ucuz şeker yedirebilmek olduğunu belirtiler”. Bakan bey bir konuşmalarında “elimizde gerçekten çok iyi 11 tane şeker fabrikamız kalacak ama diğerleri satılıp da kapatılmayacak. Satılıp da imara verilmeyecek. Daha fazla üretim yapılacak. Şuanda Avrupa’yla rekabet edecek konumda değiliz ve şekeri pahalıya üretiyoruz.
ZMO’nun yaptığı analize göre 2002 yılından 2014 yılına kadar pancar alım fiyatı % 113 düzeyinde artmış, ancak mazot, gübre ve diğer girdiler ise % 300 artmıştır (ZMO http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=23142&tipi=17). Doğal olarak vatandaşın pancar ekimine olan ilgisi azalmıştır. Ayrıca şeker pancarının fazla su tüketmesi nedeniyle ekolojik olarak da İç Anadolu gibi yer altı suyu kullanan alanlarda ekolojik etkileri de sıkça işlenmektedir.
Tabii denilebilir ki Avrupa nasıl ucuza üretiyor da tarım ülkesi Türkiye pahalıya üretiyor. Avrupa Birliğinde (AB) şeker kotalarının olduğu resmi olarak biliniyor. ZMO (http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=23142&tipi=17) raporuna göre AB, 30 Eylül 2017 tarihine kadar yürürlükte kalacak olan yeni beyaz şeker kotasını 17 Aralık 2013 tarihli ve 1308/2013 sayılı tüzük ile toplam 13,5 milyon ton; kota kapsamındaki früktoz (izoglukoz) üretim miktarını da kuru madde bazında 720 bin ton olarak belirlemiştir. AB`de izoglikoz kotasının toplam şeker kotasına oranı %5,3 olarak belirlenmiştir. Ülkelerin şeker kotası sorunu olduğunu ve buna göre ticaret yapılmaktadır. Türkiye’deki kota sorunu ise ekim dikim ile sınırlıdır. Şirket buna göre destekleme ve planlama yapmaktaydı. Şimdilerde özelleştirmelerden dolayı eski sıkı politikaların çok işlenmediği çiftçilerden gelen eleştirilerden anlıyoruz.

Hayvan Yemi Olarak Şeker Pancarı Küspesi ve Melas

Şeker pancarı üretimi ile kök yumrular şeker üretimi için değerlendirildikten sonra fabrikanın posası olan ve kristalleşmeyen şekeri içeren yan ürün melas var. MELAS karma yem ve maya üretimi için temel hammaddelerdendir. Hayvan yemlerinin mayalanması ile hayvanın hazmı kolay gıda alması önemli. Ayrıca şeker pancarının saplarından da ayrıca silaj yapılıyor. Bu yaklaşık 6-7 milyon ton/yılcivarında olduğu belirtiliyor. Süt üretimi yapan yetiştiricilikte pancar silajı önemli kaba yemmateryali. Şeker pancarı posası (küspe) ve silaj yan ürün olarak ayrıca gereksinim duyulan üründür. Hayvan yemini dışarıdan temin eden bir ülke için önemli bir kayıp olacaktır.Bu bağlamda ekim alanı daraldıkça kaba yem sorunu daha da büyüyecek ve yem sağlamada sorun yaşanacaktır.Konun yem tarafı çok bilinmediği için gündeme getirilmemektedir.

Şeker Fabrikalarında Özelleştirmesi Ne Getiri Ne Götürür
2001 yılında çıkarılan şeker yasası ve bunu takip eden özelleştirmeler ve Dünya Bankası ile yapılan pazarlıklar sonucu Türkiye Şeker şirketine ait şeker fabrikaları fiili olarak özelleştirmeye alınmış ve 20 Aralık 2000 tarih ve 2000/92 sayılı kararında özeleştirme fiilen yasalaşmıştır. Geniş bir çiftçi kitlesini ilgilendirdiği için kamu şeker fabrikalarının özelleştirilmesi çalışmaları Danıştay tarafından birkaç kez iptal edilmiştir. Ancak şimdi yenden özeleştirme gündeme gelmiştir. Her ne kadar şimdilerde sayıları 200 bin civarında olsalar da aile bireyleriyle birlikte sayıları milyonu aşan pancar üreticileri ile şeker fabrikalarında çalışanların ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmaları kaçınılmaz olacaktır. Özeleştirmeler ile doğal olarak işletmelerin el değiştirilmesi ile çalışanların işten çıkarılması berberinde mağduriyetler yaratabilir. Tarım Bakanı Sayın Fakıbaba’nın belirtiği gibi AB’de daha ucuza şeker üretiyor ifadesi ile üreticilerin şeker pancarı ekmesi sonucu oluşacak şeker açığı ya ithal edilecek ya da nişasta tabanlı şeker şurubundan sağlanacaktır.
Türkiye’nin yıllık 2.3 milyon ton olan şeker tüketiminin şeker şurubuna dayandırması toplum sağlığı için ciddi sorunlar doğuracaktır. Sağlık bilinci yeterince gelişmemesi toplumumuzun doğal şeker pancarından üretilen şeker yerine karaciğerinin ayrıştırmakta zorlandığı ve tanımadığı früktoz temelli şurup ile sağlığının dehada bozulacağı kaçınılmaz olacaktır.
Bu bağlamda tarıma dayalı sanayileşmeye çalışan ülkemizin planlı ekonomiye uygun olarak kamu kaynakları ile şeker pancarı ve şeker üretimini yenden düzenleyerek çiftçisini ve vatandaşını mağdur etmeden sağlıklı büyümesini ve gelişmesini sağlaması en gerçekçi yol olacaktır.

Şeker Politikamız Genel Tarım Politikalarımızdan Farklı mıdır?
Türkiye’nin şekerde özelleştirmeye gitmesi konusunda çok sayda kişinin aklına geçmişte yapılan “Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu (SEK), yem sanayi işletmeleri gibi kurumların” özelleştirmelere sonucu toplumun en temel hayvansal gıda kaynağı olan et, süt pazarının sağlanması sorusu gelmektedir. Ülkemiz sürekli dışarıdan et ithal etmek zorunda kalmakta ve Türkiye Gürcistan gibi az gelişmiş ülkeden 8 kat daha pahalıya et yemektedir (Basın, Şubat 2018) .
Türkiye o gün yapılan yanlış özeleştirmelerin ceremesini halen çekmekte ve sürekli canlı hayvan ve et almaya çalışmakla kalmıyor samanda ithal etmek zorundadır. Bütün bu politikalar berberinde birçok sektörde etkilemektedir. Et balık kurumu özelleşince hayvancılık azaldı, meralar elden çıktı, et pahalıya satılınca itirazlar başladı. Politikacılar toplumu menün etmek için yenden kurmaları kamulaştırmak istedi. Ancak bugün halen et-süt ve yem piyasasında arz-talep tarafındaki dengesizlik ve fiyatlardaki değişkenlik toplumu rahatsız etmektedir. Bu bağlamda şeker şirketlerinin özeleştirmesi ile ileride olacak şeker piyasasındaki oynaklıklar tüketime yönelik yaşanabilecek olası sorunlar kolay kolay çözülemeyebilir.

Şeker Şurubu Toplum Sağlığını Bozmuş Görülüyor
Bir diğer ifadeyle şeker fabrikalarında yaşanacak özelleştirmeler ile Türkiye’nin orta ve uzun vadede şeker ihtiyacının karşılanmasında pancar mı ön planda olacak yoksa mısır şurubu mu? Bu soru bugünlerde çok sık konuşuluyor çünkü sağlık bilimcileri günümüzde şeker eşittir zehir ifadesini doğrudan kullanıyorlar (Prof. Canan Karatay, 6 Nisan 2017). Dünyada % 30’lara varan obezitenin altında günümüzde kullanılan früktoz şeker şurubu gösterilmektedir. Türkiye’de şeker pancarından üretilen şekerden ayrı olarak mısır bitkisinden elde dilen nişasta temeli şeker ise AB`de izoglukoz, dünyada ise genelde yüksek fruktozlu mısır şurubu (HFCS) olarak adlandırılmaktadır. Nişasta bazlı şekerler de glikoz ve türevi olan izoglikoz (HFCS yüksek früktozlu mısır şurupları) pancar şekeri muadili olarak çeşitli gıdalarda kullanılmaktadır. Yüksek fruktoz içerikli mısır şurubunu tüketenlerde früktoz oranı artmış olduğu için milyonlarca yıllık beslenme sisteminde olmayan bir şekerin parçalanması sorunlu olmaktadır. Diğer bir ifade ile vücudumuzun glukoz toleransı bozuluyor. Uzmanlar bu tür şekerleri kullanan insanlarda “hiper insüline, hiper trigliserid, hiper tansiyona, obezite ve ileri düzeyde ise kansere yakalanma riskini de artırıyor’’ (http://www.bilim-teknoloji.com/seker-en-olumcul-zehirdir-sekerin-zararlari/). Kısacası Karaciğer tarafından tanımayan yüksek fruktoz kan yağında trigiliseritin yükselmesine sebep oluyor bu şeker yağa dönüşmekte ve biriken yağ hücre ölümüne (siroz) ortam hazırlandığı belirtiliyor. Son yılarda artan şeker temelli sağlık sorunlarının yaygın olarak tartışılması ve sorunun ağırlıklı olarak früktoz eksenine oturulması doğal olarak tüketicilerin nişasta bazlı şekere ilişkin kaygıları göz ardı edilemez boyuta gelmiştir.

Sonuç olarak ülkemizin geniş bir alnında ekimi yapılan şeker pancarı üretimi ve üretilen pancarın şeker fabrikalarından işlenmesi ve topluma kadar ulaştırması zincirinde milyonlarca insanı doğrudan ilgilendiren bir tarımsal sektör. Ayrıca ülkemizin ekonomisi ve tarıma dayalı sanayileşmesi ve toplum sağlığı ve gıda güvenliği için şeker fabrikalarının kamunun elinde bulunması büyük önem taşımaktadır. Nişasta bazlı şekerin ticaretinin toplumun sofrasından uzak tutulması veya minimize edilmesi sağlıklı toplum için önemlidir. ZMO tarafından yapılan araştırmada şeker fabrikalarının zarar etmediği tam tersine kar ettiği belirtilmektedir. Diğer bir deyişle şeker fabrikaların değil uygulanan politikaların sonucu fabrikaların özelleştirmesi önerilmektedir. Halen bir tarım ülkesi olan ülkemizin tarıma dayalı gelişmesinin ilk nüveleri olan şeker fabrikalarının özeleştirilmesi Türkiye ekonomisi ve tarımı için elverişli görülmemektedir. Türkiye’de havza bazlı (yeraltı su kaynaklarını tüketmeyen ve çevreye zarar vermeyen alanlarda) şekerpancarı üretimi halen Türkiye tarımı için önemli bir tarımsal faaliyettir. Ayrıcaşeker pancarı üretimine dayalı şeker fabrikalarının işletilmesi ülkemizin sağlıklı gıda tüketimi ve toplum sağlığı için önemlidir.
Şeker fabrikalarınınözelleştirmesinde kaygı duyulan önemli bir konuda bu fabrikaları satın alan şirketler, ilerde taahhütlerine ne denli sahip çıkarak burada şeker pancarına dayalı şeker üreteceklerdir. Geçmişteki özelleştirmelerde yaşanan taşınmazların mallarının arsa olarak üçüncü ellere satılması konusu önemli bir kaygıyı beraberinde getiriyor. Söz konusu fabrikaların arazileri fabrikalardan daha değerli olduğu belirtiliyor. Bu durumda birkaç yıl sonra fabrikaları alan şahıs veya şirketler üretim karı değil elden çıkaracağız diyerek arazileri arsa olarak satar veya daha karlı konut veya alışveriş merkezlerine dönüştürmeyeceğigarantisi var mı? Gibi birçok dikkat çeken soru bulunmaktadır. Ayrıca şeker pancarı üreticileri ve şirketlerde çalışanlar içinde ayrıca önem arz etmektedir. İlave olarakmevcutluolarak fabrikalardaçalışan işçilerin durumu işsizliğin genelde yüzde 10’un üzerinde ve genç nüfus içinde ise %20’den fazla olduğu ülkemizde ciddi bir kaygı yaratmaktadır.
Bu bağlamda ülkemizin bir dönemlerinin guru kaynağı şeker fabrikalarınözelleştirmesinde bu hususların da dikkate alınacağını bekliyoruz.

Yararlanılan İlgili kaynaklar;
FAOSTAT, 2018. http://www.fao.org/faostat/en/#home
http://www.diken.com.tr/gida-muhendisilik-seker-fabrikalarinin-satisindan-gelecek-para-tedaviye-gidecek/
https://www.dunya.com/kose-yazisi/seker-fabrikalarinda-ozellestirme-gene-gundemde/10964
ZMO http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=23142&tipi=17).
Prof. Dr. İbrahim Ortaş, iortas@cu.edu.tr

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
pendikliler.comtuzladatesisatci.comyenikapmodelleri.comistanbul escortistanbul escort
kemer escort