1- DÜŞMANI TANIMAK... - Adana UlusAdana Ulus

3 Aralık 2021 - 16:26

1- DÜŞMANI TANIMAK…

1- DÜŞMANI TANIMAK…
Son Güncelleme :

16 Kasım 2021 - 10:33

Bugüne kadar yazılarımda ağırlıklı olarak iktidardan ziyade muhalefete, özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve iktidar grubu dışında kalan politika yapıcılara eleştiriler getirdim. Bunun en önemli sebebi, iktidarın tarafının ve safının net olması, şu an bulunduğu yoldan başka ve daha iyi bir yola sapmasının mümkün olmamasındandır.  
Türkiye üzerindeki baskı, belki bir sonraki seçimde, belki daha da sonraki seçimlerde, veya başka yollarla, ama elbet bir gün son bulacak. Önemli olan, elde kalanlarla yeni ve müreffeh bir ülke inşa edilip edilemeyeceği sorusudur. 
 
Bu bakımdan, geleceği kurgulamak adına, benim de bünyesinde milletvekilliği yaptığım, hala üyesi olduğum ve yeni iktidarın en büyük adayı olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin politikalarını eleştirmek, yontmak ve yeniden kurgulamak, daha iyi bir Türkiye’nin inşası için olmazsa olmazdır.
 
İşte bu yeni Türkiye’yi inşa etmeye giden yolda önümüzdeki en büyük tehlike, sürekli yazdığım üzere bugünün sığ tartışmaları değil, çok daha derin ve sistemsel bir problemden kaynaklanıyor. 
 
Eski bir deyişin de isabetli bir şekilde tespit ettiği gibi, şeytanın en büyük icadı, insanları kendisinin var olmadığına ikna etmiş olmasıdır. Sürekli gündeme getirdiğim için dost çevrelerinde bana şakayla karışık ‘neoliberalizm Turgay’ lakabı takılmasına sebep olan bu sinsi düşmanla mücadele edebilmek için de, önce düşmanın varlığını, yöntemlerini ve araçlarını ifşa etmek gerekiyor.
 
Zira Bağcılar’da köhne bir atölyede kot taşlayan bir işçinin problemleriyle, Bakırköy’de bir özel okulda çalışan öğretmenin problemleri, ya da Levent’te bir plazada çalışan bir beyaz yakalının problemleriyle Seyrantepe’de lokanta işleten esnafın problemleri aynı olmadığı için, bu dört insan sorunları ve sıkıntıları için farklı yerleri suçluyor. 
 
Birisi göçmenleri suçluyor, öteki kendisini atamayan Bakanlığa veryansın ediyor, beriki döviz kurundan rahatsız, diğeri zincir market fiyatlarından şikayet ediyor. Her kafadan farklı bir sesin çıktığı bu ortamda politikacıların vaatleri de havada uçuşuyor. 
 
”Göçmenleri göndereceğiz!”, ”Merkez Bankası bağımsız olacak, dolar düşecek! ”, ”Enflasyonu durduracağız!”, ”Kamuya kırk milyon öğretmen atayacağız!”…
 
Oysa bu dört alakasız insanın, Türkiye’deki daha milyonlarcasının ve dünyadaki milyarlarcasının, hepsinin problemlerinin perde arkasındaki kaynağı aynı. Bu perde arkasında kalmayı tercih eden ana kaynağı deşifre etmek, sorunun çözümüne giden yolda belki de en önemli ve öncelikli basamak.
 
Gerçekten de neoliberalizm, ortaya çıktığı 1930’lu yıllardan, uygulanmaya ve yayılmaya başladığı 1970’li yıllara kadar ete kemiğe bürünmüş, ilkeleri ve savunucuları belli olan bir ekonomik ideolojiydi. Örneğin her biri Nobel ödüllü birer yıldız ekonomist olan Milton Friedman, George Stigler, Friedrich Hayek ve diğerleri, kendilerini neoliberal olarak tanımlamakta hiç sorun görmüyorlar, bu ideolojiyi açık açık savunuyor ve destekliyorlardı.

Ancak 1970’ler ve sonrasında, ve dünya üzerinde egemen olduğu günümüzde dahi milyarlarca insan, hayatlarının her alanını her saniye etkileyen bu sistemin adını bilmiyor, adını bilenler ne olduğundan habersiz, savunucuları ise başka isimler arkasına saklanıyor. (Dünya Bankası, IMF gibi kurumlarda neoliberal politikaların uygulanmasına aracılık etmiş olmasına rağmen bugün bizlere sosyal demokrasi dersi veren, ancak ekonomi hakkında ağızlarından çıkan her laf aksi yönü işaret eden bazı güya ‘sosyal demokrat’ CHP’liler gibi.)

Sovyetler Birliği’nde yaşayan birinin komünizm nedir hiç duymadığını düşünün, günümüz dünyası aynen bu şekilde.
 
”Patronların iktidarını bitireceğiz!” diyen bir solcuya en büyük tepkiyi, Türkiye’nin büyük sermayedarlarının sahip olduğu zincir marketler tarafından gün be gün öldürülen köşedeki bakkalın vermesi de bu kavram kargaşasının bir sonucu.
 
Soldan bakıldığında her şey zaten çok net, ancak neoliberalizm sadece solun problemi değildir, olmamalıdır. Zira neoliberalizm, günümüzde kapitalizmi dahi çürüten bir yapıya bürünmüş durumda ve bunun son derece farkında olan gelişmiş kapitalist ülkelerin politika yapıcıları, kapitalizmi kurtarmak adına alternatif sistemleri tartışmaya devam ediyor. 
 
Sol bakımından, Marx’ın öngörüsünün gerçekleşerek kapitalizmin kendi kendini yiyip bitirmesini seyretmek son derece keyifli olabilir. ‘Serbest’ piyasa tarafından, en hafif tabirle, yönlendirilen politika yapıcılar sermayenin kıskacından kurtulup gerekeni yapamazsa gidilen nokta da burası olacak gibi görünüyor. 
 
Ancak bu süreçte milyonlarca insanın büyük ızdıraplar çekmesini önlemek adına, Türkiye’de de, batıda olduğu gibi merkez partilerin bu kanserden arındırılması büyük önem taşıyor.

Soyut bir gölgeyle değil de ete kemiğe bürünmüş bir düşmanla mücadele etmek adına, neoliberalizm nedir, bunu netleştirerek başlamak lazım:

Neoliberalizmin temel felsefesi, devletin elini piyasadan çekmesi, ekonomiye müdahale etmemesi, özel sektörün işleyişine karışmaması üzerine kurulmuştur. Buna göre piyasalar her zaman kendi dengesini bulacaktır. Özel sektör devletten çok daha verimli çalıştığı için yaptığı yatırımlar daha isabetli olacaktır. Sermaye daha yetenekli olanlarda toplanacak, daha verimli kullanılacaktır. Devlet özel sektörün işine karışmazsa ekonomik büyüme daha kolay gerçekleşecektir. 1980 darbesinden bu yana Türkiye’de yapılan tüm ekonomik ‘reformlar’ da bu çerçevede yapılmıştır.

İşte özelleştirmeler, “devlet patates mi ekermiş“ eleştirileri, yap-işlet-devret’ler, özel otoyollar, özel hastaneler, özel okullar, “hükümetler merkez bankasına müdahale etmesin“ veryansınları, spekülatif dahi olsa sermaye hareketlerine müdahale etmenin en büyük günah olması, anlı şanlı ekonomi bakanlarının yabancı fonların ayağına kuzu kuzu gitmeleri, sendikalaşmanın bitirilmesi, kamu iktisadi teşebbüslerinin tasfiyesi, piyasanın her zaman her şeyin en doğrusunu bileceği inancı, ‘yatırımcıların’ devlet üzerindeki hegemonyası ve daha nicesi, bu felsefenin somut sonuçları.

Buraya kadar yeni bir şey yok, ancak devletin bir bütün olarak ekonomiden tasfiyesi, kapitalizmin kendisini dahi tüketmesine giden bu yolun yalnızca ilk basamağı. 

Zira yalnızca devletin ekonomiye karışmaması olarak tanımlandığı zaman, bu sistemin klasik liberal ve kapitalist bir ekonomiden farkları yeterince anlaşılamıyor.

Zira neoliberalizm tartışması devlet özel sektör çatışmasına indirgendiği takdirde, sorunun büyük bölümü gözden, sorundan muzdarip olanların büyük bir kısmı da elden kaçırılmış oluyor.

Bu durumda da temelde özel mülkiyetle ve özel teşebbüsle bir problemi olmayan, yeterince çalışırsa bir gün bir ev ve araba alabileceğine inanan milyonlarca (hatta milyarlarca) insan, kendilerine bunu sunacağına inandıkları bu sistemi savunma durumuna geçiyor.

Bu noktada, devletin ekonomiden uzaklaştırıldığı bu sistemin, uygulandığı yaklaşık 50 yıllık süreçte dünyada, özellikle de dünya ekonomisinin ve kapitalizmin kutup yıldızı ABD’de nasıl bir evrim geçirdiğinin, bu evrimin sonuçlarının ve bu sistemin nasıl yalnızca solun değil, aynı zamanda klasik anlamda liberal bir kapitalist ekonominin dahi düşmanı haline geldiğinin ifşa edilmesi gerekiyor. 

Akıl almaz boyutlara ulaşan çevre kirliliğinden küresel ısınmaya, dünyada yaşanan göç dalgalarından tüm dünyada yükselen aşırı sağa, reel sektörlerin, üretimin, tarımın ve hayvancılığın azalarak bitmesinden dünya ekonomilerinin finansallaşmasına, gelir eşitsizliğinin gelir uçurumuna dönüşmesinden tüm dünyada varlık fiyatlarında oluşan inanılmaz balona kadar bugün yaşanan problemlerin tamamı aynı evrimin farklı birer sonucu. 

Yaşanan birçok problemin kaynağının aynı sistemde yattığını sürekli olarak yazıyor olmama ek olarak, bu haftadan başlayarak birkaç hafta boyunca yazılarımda, sürekli soyut bir şekilde tanımlanan bu ‘sistemi’, geçmişini, geçirdiği evrimi ve günümüzdeki işleyişini, kapsamlı olarak ve yer yer somut örneklerle anlatmaya, ete kemiğe büründürmeye çalışacağım…

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Tekirdağ mutlu son Adana mutlu son Mersin mutlu son Bursa mutlu son Muğla mutlu son Balıkesir mutlu son Kocaeli mutlu son İstanbul mutlu son Ankara mutlu son Antalya mutlu son İzmir mutlu son Denizli mutlu son Çanakkale mutlu son Sakarya mutlu son Manisa mutlu son Malatya mutlu son Yalova mutlu son Sivas mutlu son Tokat mutlu son Kayseri mutlu son Trabzon mutlu son Aydın mutlu son Elazığ mutlu son Afyon mutlu son Kütahya mutlu son Ordu mutlu son Eskişehir mutlu son Gaziantep mutlu son istanbul mutlu son ankara mutlu son izmir mutlu son bursa mutlu son antalya mutlu son adana mutlu son konya mutlu son şanlıurfa mutlu son gaziantep mutlu son kocaeli mutlu son mersin mutlu son diyarbakır mutlu son hatay mutlu son manisa mutlu son kayseri mutlu son samsun mutlu son balıkesir mutlu son maraş mutlu son van mutlu son aydın mutlu son tekirdağ mutlu son sakarya mutlu son denizli mutlu son muğla mutlu son bağcılar mutlu son bahçelievler mutlu son esenler mutlu son esenyurt mutlu son kadıköy mutlu son kağıthane mutlu son kartal mutlu son küçükçekmece mutlu son maltepe mutlu son pendik mutlu son sultangazi mutlu son ümraniye mutlu son üsküdar mutlu son aliağa mutlu son alsancak mutlu son bayraklı mutlu son bornova mutlu son buca mutlu son çeşme mutlu son çiğli mutlu son gaziemir mutlu son karşıyaka mutlu son konak mutlu son menemen mutlu son ödemiş mutlu son torbalı mutlu son çankaya mutlu son keçiören mutlu son mamak mutlu son polatlı mutlu son sincan mutlu son alanya mutlu son belek mutlu son kaş mutlu son kemer mutlu son korkuteli mutlu son lara mutlu son manavgat mutlu son serik mutlu son side mutlu son didim mutlu son efeler mutlu son kuşadası mutlu son nazilli mutlu son altıeylül mutlu son bandırma mutlu son edremit mutlu son karesi mutlu son susurluk mutlu son gemlik mutlu son gürsu mutlu son inegöl mutlu son mudanya mutlu son nilüfer mutlu son osmangazi mutlu son yıldırım mutlu son biga mutlu son çan mutlu son gelibolu mutlu son adıyaman mutlu son afyon mutlu son ağrı mutlu son aksaray mutlu son amasya mutlu son ardahan mutlu son artvin mutlu son bartın mutlu son batman mutlu son bayburt mutlu son bilecik mutlu son bingöl mutlu son bitlis mutlu son bolu mutlu son burdur mutlu son çanakkale mutlu son çankırı mutlu son çorum mutlu son düzce mutlu son edirne mutlu son elazığ mutlu son erzincan mutlu son erzurum mutlu son eskişehir mutlu son giresun mutlu son gümüşhane mutlu son ığdır mutlu son ısparta mutlu son karabük mutlu son karaman mutlu son kastamonu mutlu son kilis mutlu son kırıkkale mutlu son kırklareli mutlu son kırşehir mutlu son uşak mutlu son kütahya mutlu son malatya mutlu son mardin mutlu son nevşehir mutlu son niğde mutlu son ordu mutlu son trabzon mutlu son osmaniye mutlu son rize mutlu son siirt mutlu son sinop mutlu son sivas mutlu son tokat mutlu son karahayıt mutlu son pamukkale mutlu son nizip mutlu son şahinbey mutlu son şehitkamil mutlu son antakya mutlu son defne mutlu son iskenderun mutlu son darıca mutlu son gebze mutlu son gölcük mutlu son izmit mutlu son körfez mutlu son akşehir mutlu son beyşehir mutlu son ereğli mutlu son karatay mutlu son meram mutlu son selçuklu mutlu son akhisar mutlu son alaşehir mutlu son soma mutlu son turgutlu mutlu son akdeniz mutlu son anamur mutlu son erdemli mutlu son mezitli mutlu son silifke mutlu son tarsus mutlu son toroslar mutlu son yenişehir mutlu son bodrum mutlu son dalaman mutlu son fethiye mutlu son köyceğiz mutlu son marmaris mutlu son menteşe mutlu son milas mutlu son adapazarı mutlu son serdivan mutlu son atakum mutlu son çarşamba mutlu son ilkadım mutlu son eyyübiye mutlu son siverek mutlu son viranşehir mutlu son çerkezköy mutlu son çorlu mutlu son erbaa mutlu son