Tarih: 01.02.2026 17:02

ABDİ İPEKÇİ ÖLDÜRÜLÜŞÜNÜN 47. YILINDA ANILDI

Facebook Twitter Linked-in

Zincirlikuyu Mezarlığındaki anma törenine  Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi İzzet,  Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, Yönetim Kurulu üyesi ve Milliyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Pınar Aktaş, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir, TGC Denetim Kurulu Başkanı ve Posta Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mustafa Bakacak, Oksijen Gazetesi Yazarı Sedat Ergin, Milliyet Gazetesi yazarları Tunca Bengin, Abbas Güçlü, TGC üyeleri Okşan Atasoy, Rahmetullah Karakaya, Namık Koçak, Seracettin Zıddıoğlu ve çok sayıda gazeteci katıldı.

O DÖNEMDE DEVLETİN HANGİ HAYRI İÇİN ÖLDÜRTTÜRÜLMÜŞTÜ?

Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi İzzet törende şunları söyledi:

"Bazen en yakınlarımız, apartman komşularımız, dostlarımız, kardeşlerimiz bile dile getirdiğimiz hakikatleri çok farklı anlıyorlar. Algıları ve hisleriyle tamamen ters yüz edip bambaşka bir hale getiriyorlar. Hiç olmadığınız bir yerdeymiş gibi işaretlenmeniz dehşet bir durum. Bir anda benliğiniz yok ediliyor. Hayatta en yakından tanıdığım insanlardan Abdi İpekçiyi bazen başkalarının dilinden duyup okudukça, sözde onu tanıyıp bilenlerin bile kendisini, bambaşka bir kimlikle asli olmayan bir hikåyenin içine nasıl kıstırdıklarını gördükçe artık daha iyi anlıyorum:  O tetikçiler belli ki kendilerine verilen zehirli yemlerle beslenip can almaya gitmişler. Ve o zehir halen üzerimize püskürtülmekte. Bizleri öldürenlerden birinin cenazesinde 'kılıç gibi savaştı' diyerek 'Kılıç' yani Gladio gerçeğini açıkça ortaya sunanlar olmuştu. Kim bilir belki çok yakında, hazin bir temize çıkarma filminde daha başka net bilgiler de gözlerimizin önüne serilir.

Aslında 'Yakalanırsak devletle alakamızın olmadığını iddia edeceğiz' gibi bir cümlenin telaffuz edildiği film henüz hiçbirimiz tarafından görülmemiş de olsa zaten malumumuz değil miydi? Devletin açığa çıkamayacak sırlarını, tuğlası çekilemeyecek duvarlarını duya duya bir ömür geçti. Bu hikâyede bizlere biçilen rol ise; devlet içinde yuvalananların hukuk dışı hareketlerini, dıştan gelen saldırıları, örtbas edilen suçları, gizlenen hakikatleri saptama ve açıklama görevinde bulunan herkese hep papağan gibi tekrar etmek oldu.

O korunaklı gladyatörler, kendilerini aslan gibi kükreyen kahraman, kurtarıcı devlet görevlisi olarak gördüklerine göre acaba Abdi İpekçi, o dönemde devletin hangi hayrı için öldürttürülmüştü? Bu tür suikastlar, bir asır boyunca devlet nezdinde onaylandı mı yoksa itiraz mı edildi? Şimdiye kadar itiraza dair somut adımlar olamadığına göre böyle bir soru hep hafızamızda kalmaya mahkûm. Birbirine çok benzeyen yanlarıyla topluca ele alınamadıkça, hukuk ve siyaset tarihine bütün ayrıntılarıyla resmen geçemedikçe bizler böyle anmalara devam eder dururuz. Onlar da vatanları için işlediklerini zannettikleri cinayetlerine devam ederler, can almaya özendire özendire kendi kahramanlık filmleriyle genç nesilleri beslerler. Milliyet Gazetesi ailemize, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ailemize ve aklıyla, gönlüyle yanımızda olanlara sonsuz teşekkürler."

TBMM'DE ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALI

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş ise törende yaptığı konuşmada "Abdi İpekçi Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Başkan Vekiliydi. Abdi İpekçi'yi hiç unutmadık, onu sevgi ve saygıyla anıyoruz "dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

"Her yıl Ocak ayı geldiğinde; polis şiddeti sonucu yaşamını yitiren Metin Göktepe'yi, ırkçı bir saldırıyla katledilen Hrant Dink'i ve profesyonelce planlanmış bombalı bir suikastle aramızdan alınan Uğur Mumcu'yu anıyoruz. 1 Şubat'ta ise, Abdi İpekçi'nin katledilişinin 47. yılında, Abdi İpekçi Dostları olarak bir kez daha bir aradayız. Bu ülkede yıllardır gazetecilere, bilim insanlarına, sendikacılara, aydınlara ve öğrencilere yönelik saldırılar yaşanıyor. Bu saldırıların ortak amacı açıktır: Halkın gerçekleri öğrenmesini engellemek, sorgulama hakkını bastırmak ve toplum üzerinde bir korku iklimi yaratmak. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün, araştırmacı ve sorumlu gazeteciliğin simge isimlerinden Abdi İpekçi'nin katledilmesinin üzerinden 47 yıl geçti. Aradan geçen on yıllara rağmen bu cinayetin arkasındaki karanlık ilişkilerin yargı önüne çıkarılamamış olması, Türkiye'de gazetecilere yönelik tehdit ve saldırıların bugün de sürmesinde önemli bir rol oynamaktadır.  Sadece tetiği çektirenlerin bulunmasıyla yetinmemeliyiz. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin önceki başkan vekillerinden olan Abdi İpekçi, gazeteciliğe evrensel basın meslek ilkelerini kazandıran, bu ilkelerin yazılı hale gelmesine öncülük eden bir gazeteciydi. Meslek yaşamı boyunca kamu yararını esas aldı; gazeteciliğini halkın haber alma ve bilgilenme hakkına saygı temelinde yürüttü. Doğrulanmamış hiçbir haberi yayımlamamayı ilke edindi; muhabirliğin önemini vurguladı ve basını iktidarla iç içe geçmiş bir anlayıştan uzaklaştırmak için kararlılıkla mücadele etti.

Abdi İpekçi aynı zamanda barıştan yana duruşuyla da Türkiye basın tarihinde özel bir yere sahiptir. Çatışmayı değil diyaloğu, nefreti değil sağduyuyu savundu. Halklar arasında dostluğu, karşılıklı anlayışı ve barışı önceleyen yazılarıyla, gazeteciliğin barışın inşasında oynayabileceği rolü somut biçimde ortaya koydu. Bu yaklaşım bugün de barış gazeteciliği açısından yol göstericidir. İpekçi yalnızca haberciliğiyle değil; gazetecilerin örgütlenmesi, basın meslek ilkelerinin yaşama geçirilmesi ve halkın haber alma hakkının savunulması yönündeki çabalarıyla da örnek bir isimdir. 1961 yılında 212 sayılı Yasa'nın kabulünün ardından, dokuz gazete patronunun protesto amacıyla üç gün boyunca gazete çıkarmadığı süreçte, toplumun habersiz bırakılmaması için yayımlanan Basın Gazetesi'ne öncülük etmiştir. İktidara ve muhalefete bir kez daha çağrıda bulunuyoruz: Gazetecilere yönelik saldırılarda ve cinayetlerde cezasızlık uygulamasından vazgeçilmeli, faili meçhul gazeteci cinayetlerinin aydınlatılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen; hukukun üstünlüğünün, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı, gazetecilerin mesleklerini özgür, bağımsız ve güvenceli koşullarda yapabildiği bir Türkiye umudunu kararlılıkla koruyoruz. Haber üretmenin ve kamuoyunu bilgilendirmenin suç sayılmadığı bir ortamın, demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez koşulu olduğuna inanıyoruz. Basın özgürlüğünün anayasal düzenin, demokratik hukuk devletinin ve insan haklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha vurguluyoruz."




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —