"Muhalefetin" Meclis'te tuttuğu nöbet, "iktidar" ortağının "sefalete sürükleniyor" açıklaması, alanlarda birikenlerin "açız, doymuyoruz, yaşayamıyoruz" çığlıkları bir şeye yaramadı; en düşük emekli aylıkları yirmibin lira olarak karara bağlandı. Ne acı değil mi? Yaşanan zamlar ortada, pazar/ market/ zorunlu tüketim ürünlerinin sağlanması için gereken bedel ortada, kiraya ödenecek olan ücret ortada ancak bunu çözecek "siyasi istem" ortada yok! Seçim zamanı alanlara toplanan kalabalığa verdikleri sözleri anımsayan yok!
Acı… Bu insanlardan "ne istediler" de alamadılar, "ne istediler" de elleri boş döndüler? Ekonomiyi düzelteceklerinin, hakça paylaşımın yollarını açacaklarının, aç/ açık bırakmayacaklarının, "komşusu açken" kimseyi aç uyutmayacaklarının sözünü veren kimdi; bunlar değil mi? dediklerinin hiçbirini yapmayan yurttaşı yayan/ yapıldak ortada bırakanlar bunlar değil mi?
***
Sokakta karşılaştığınız "nasılsın" diye sorduğunda ne yanıt veriyorsunuz? "İyiyim" ya da "çok iyiyim" mi, yoksa "iyi olmaya çalışıyorum" mu? Doymayanın, temel gereksinmelerini karşılamakta zorlananın "iyi" olmasını beklemeyin, derse de inanmayın! Dünkü değil, yirmibeş yıllık bir "iktidar" var yönetimde… Ülkede egemen olan her şeyin sorumlusu da bu "iktidardır"!
Osmanlı parçalanmış, yurdu egemen ülkeler paylaşmış, başlatılan Kurtuluş Savaşı sonrasında Cumhuriyet'e kavuşulmuş, Mustafa Kemal Atatürk yaşamda kaldığı onbeş yılda, iç/ dış karşıtlara karşı geçekleştirdiği devrimlerle bitmiş bir ulusu yeniden canlandırmış; onbeş yılda, yirmibeş yılda değil! Bugün Atatürk'ü konuşurken sağına/ soluna salya saçanlar onbeş yılı unutmasın…
***
Çalışanlar, emekliler bu yurt için günün güneşini görmeden işlerine koşmuş, yine günün karartısında evlerinde dönmüşlerdir! Bunlar doymayacak da kim doyacak? Üç/ beş fırsatçı mı, kendini bilmez/ dediklerini önemsemez politikacılar mı, üreticiyi köşeye sıkıştıran kalpazan mı, çiftçiyi toprağından uzaklaştıran dış işbirlikçiler mi; kim?
Ne oldu biliyorsunuz… Emekliye enflasyon üzerinde verilen bir kilo et bedeli/ binyüz lira için ne denli özveride bulunulduğu, bütçeyi ne denli eksilteceği konuşuluyor! "Muhalefetin" günlerdir süren "emekli geçinemiyor" nöbeti "şov" olarak adlandırılıyor! Sonra da "emeklimiz başımızın tacı, en düşük aylığı yirmibin liraya çıkardık" diye açıklamalar yapılıyor! Daha önce "liyakatsizlik" için "utanmıyoruz çıkışı yapan "iktidar" vekili Özlem Zengin "Türkiye'nin şartları müsait olduğunda ücretler gözden geçirilecektir" bile diyebildi, yetmedi "biz emeklileri en fazla düşünen partiyiz, en çok oy aldığımız kitle bu ülkede garibanlar, haklarını bize helal etsinler" dedi.
***
Yirmibeş yıllık bir "iktidarın" vekili, bu yurdun temeli olan meclisteki koltuğunda çıkıp "koşulların uygun olmadığını" söylüyorsa, bunun sorumlusu kimdir acaba? "Muhalefet" mi, primini eksiksiz ödemesine karşın "açlık sınırı" altında yasamaya terk edilen emekli mi, yaşanacak günleri/ geleceği çalınan gençlik mi, emeğinin karşılığı olarak verilen asgari ücretle doymayan/ yaşayamayan/ çocuklarını sevindiremeyen ücretli çalışan mı? kim?
"Garibanlık" konusu… Oyunu da alsanız, sözünü de dinletseniz, açlığa sürüklediklerinizden "helallik" isteyemezsiniz! "Gariban" denilince "kimi kimsesi olmayan, zavallı, acınacak durumda olan" anlaşılıyor! Çeyrek yüzyılda "gariban" sayısını azalttınız mı, yoksa bakanın da dediği gibi "her yıl destek alan sayısını" artırdınız mı, bunu bir övünç nedeni saydınız mı?
***
Gelinen aşamada görünüm belirgin: Bir yanda çeyrek yüzyıldır yönetimi elinde tutmalarına karşın "koşullar elverdiğinde" diyen bir anlayış, öte yanda ise yaşamını bu yurda adamış, bugün çarşı pazarda etiketlere bakmaya çekinen milyonlar... "Yoksulun yanındayız" söylemi, yokluğu yönetmenin örtüsü durumuna getirilmiş. Ayrıca şunu da belirtelim; "iktidarın" başarısı, yardıma gereksinim duyan kişi sayısıyla değil, yurttaşını kimseye el açtırmamasıyla ölçülür.
Halkı "gariban" sayıp ardından "helallik" dilemek "iktidarı" haklı çıkarmaz, üstelik "beceriksizliğin" de açık kanıtıdır! Atatürk'ün on beş yılda küllerinden var ettiği bu ülkede, yirmi beş yılın sonunda "koşullar uygun değil" arkasına gizlenmek, yönetememenin açıklamasıdır. Bilinsin ki; boş söze değil, boş tencereyi dolduracak, onurlu yaşamı geri verecek bir "isteme" gereksinim vardır.