Tuncay DAĞLI

Tarih: 21.01.2026 21:40

İSTANBUL’DA KENDİMLE BAŞBAŞA..

Facebook Twitter Linked-in

İstanbul’u daha kabul etmiş sayılmam. Kendimde ondan, onda kendimden bir şey bulamıyorum. Bulacağımı da sanmıyorum.

Ağır, durgun, düşünen, istikrarlı bir kişilik yapısına sahip olan biri olarak sadece davranışlarımı uyduruyorum. Düşünce yapım aynı, bakış açım aynı.. Ama tecrübe edinmedim desem yalan olur. Hatta kırk yılın tecrübesini burada dört yılda edindim. Bilmediğim, yaşamadığım o kadar şey varmış ki, daha da yaşayacağımdan başka..

O gün de bilgisayar başında haber yazmaktan sıkılıp, çantamı alıp dışarı çıktım. Cadde boyu yürüdükten sonra sahildeki banklardan birine oturup boğazı seyre daldım. Karşı kıyıda Anadolukavağı.. Tepe de kale kalıntısı.. Sahil kesiminde balıkçı lokantaları..

Dev gibi bir gemi Karadeniz’den boğaza girdi, ağır gidiyordu, yükü ağırdı. Yüzlerce konteynır üst üste dizilmişti, renk renk..

Bir martı denizdeki ekmek parçasını aldı, daha yutamadan bir başkası gagasından çalıp kaçtı. Serçeler kıyıdaki buğday tanelerini, güvercinlerle paylaşıyordu. Gagalarını tık tık tık vururken başları seri şekilde aşağı yukarı inip kalkıyordu.

Balık mevsiminin açılmasına daha bir ay var. Balıkçı tekneleri sığınakta sıra sıra dizilmiş, denize açılacakları günü bekliyor.

Günlerden cuma... Az önce ezan okundu. Cami önünde bekleyen yaşlılar yavaş adımlarla camiye giriyorlar.

Bulunduğum banka başka birinin daha oturduğunu sonradan fark ettim. Sağ tarafıma dönünce gördüm.

-Merhaba, dedi.

Tanımıyordum, selamını aldım. Martıların oynaşmasını seyretmeye devam ettim.

Dikkatimi çekti. Yanımda oturan genç, beni izliyordu. Ona doğru döndüm.

-Hayrola, birine benzettiniz galiba, dedim.

Tebessüm etti, "Evet", dedi. "Birine benzettim. Hem de çok iyi tanıdığım birine."

-Olabilir. İnsanlar çift yaratılırmış derler. Bana benzeyen kişiyi tanımak isterdim. Kim acaba?

Güldü,

-Tanışalım o zaman, sizi, bana benzettim.

Bu kez gülme sırası bendeydi.

-Öyle mi?

-Evet..

-Ama aramızda yaş farkı çok fazla. Ayrıca ben pek benzetemedim..

-Dikkatli bakarsanız benzetirsiniz. Hatta yıllar öncesine gidin, o zamanki halinizi düşünün, bir de benimle karşılaştırın, belki benzetirsiniz.

-Nasıl yani?

-Öyle..

-Allah, Allah..! Pek bir şey anlamadım ama sanki eski günlerimi, gençliğimi biraz andırıyorsunuz gibi..

-Gibi değil, ta kendisiyim. İyi bakın... Ben sizim..

-Olur mu canım öyle şey. Ne demek ‘ben sizim’?

-Ne demekse o demek.. Ben, sizin çocukluğunuzum, gençliğinizim..

Şaşırmıştım. Hayal mi görüyorum acaba diye düşündüm. Etrafıma bakındım, başka insanlar da vardı. Yanımda oturana dokunmak istedim, gerçek olup olmadığını anlamak için, sonra vazgeçtim, bir gören olur da yanlış anlaşılır diye..

-Sen gerçek misin?

-Gerçeğim tabi. Hem de sizin kadar, çevrede gördüğünüz herkes kadar..

-Peki, o zaman nasıl sen, ben oluyoruz ya da ben, sen?

-Siz farkında değilsiniz galiba, her yerde, her zaman, yatarken, yemek yerken, çalışırken hep sizinleyim. Devamlı beni düşünüyor, benimle konuşuyorsunuz. Buraya da her zaman benimle geliyorsunuz.. Kafanızın içinde, beyninizde, hücrelerinizde, damarlarınızda akan kanda ben varım. Unutamıyorsunuz, unutmak istemiyorsunuz..

-Neyi unutmak istemiyorum?

-Beni, yani kendinizi.. Oysa ki unutsanız daha iyi olur. Belki mutlu olursunuz. İleriyi daha fazla görür, benden kopar gidersiniz..

-Sen neler söylüyorsun, ben kimseye bağlı değilim. Ben benim. Ben tekim, ne yaptığımı da biliyorum.

-Evet biliyorsunuz ama neden yaptığınızı bilmiyorsunuz. İçinizde hep ben varım, aklınızda, fikrinızde ben varım. Yaptığınız her şeye ben yön veriyorum. Siz bunun farkında değilsiniz..

-Hadi canım sen de, atıyorsun..

-Atmıyorum, hepsi gerçek bunların. İster kabul edin, ister etmeyin ama gerçek bu. Aramızda yaş farkı çok diyorsun. Evet çok, ama siz sadece yaşlandınız. Huyunuz suyunuz değişti mi, neye gülüp neye ağlıyorsunuz, neye üzülüp neye seviniyorsunuz, bunları biliyor musunuz?

-Biliyorum tabi.

-Biliyorsunuz ama yaptığınız davranışları, söylediğiniz sözleri, gösterdiğiniz tavırları ne belirliyor farkında mısınız? Hepsini ben belirliyorum. Benim yaşadıklarım belirliyor. Ben olmasaydım siz böyle olmazdınız. Benim yaşadıklarım sizin yaşadıklarınızı ve yaşayacaklarınızı belirliyor..

-Ooooo! Sen ne de çok şey biliyorsun böyle.. ‘Seni, ben kumanda ediyorum, demediğin kaldı..

-Öyle zaten.. Yalan mı?

-….!

-Size bir teklifim var.

-Neymiş o?

-Siz, bana pek inanmadınız. İsterseniz başka bir gün buluşalım, derin derin konuşalım. Ben, size beni anlatayım, sonra da siz, bana, sizi. Aslında siz, beni biliyorsunuz da inanmak istemiyorsunuz, ama ben, sizi bilmiyorum ve öğrenmek için de can atıyorum. Oturalım bir yere önce ben anlatayım, sonra siz, bakın bakalım o zaman doğru mu söylüyorum, yalan mı?

-Olabilir.. Merak ettim anlatacaklarını. Seni dinleyeceğim. Sonra da hoşuna giderse ben anlatırım..

-Tamam, anlaştık..

Benim çocukluğum olduğunu söyleyen gençle bir sonraki buluşacağımız günü ve saati belirledikten sonra banktan kalktım. İşyerine doğru yürüdüm. ‘Nereden çıktı şimdi bu?’ diye düşünüyordum. Kafam karışmıştı. Bana, beni anlatacakmış, beni o yönlendiriyormuş, benim çocukluğummuş, gençliğimmiş… Amma da attı…

Arkama dönüp baktım, peşimsıra geliyordu.. Adımlarımı sıklaştırdım..

……..

( ZOR YILLAR / ROMAN / Tuncay DAĞLI)


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —