Oktay EROL

Tarih: 16.01.2026 18:41

NE YAPMALI / EV EMEKÇİSİ

Facebook Twitter Linked-in

“Ev hanımı” denildiğinde, ev dışında ücretli bir işte çalışmayan; evin bakımını, düzenini, günlük işlerini üstlenen, aile bireylerinin gereksinmelerini karşılamaya odaklanan kadın anlaşılır! Tanımı bile düşündürüyor insanı… Mutfak tezgahı ile pazar filesi arasına sıkışan, her gün artan etiketlere karşı ev içinden sessiz bir savaş veren; toplumun görünmeyen ekonomik kalesi, gerçek bir ev emekçisidir. Onun uğraşı evin düzenini sağlamaktan daha da ötede; anaparadarın yarattığı enflasyon yangınını tencerenin içinde söndürmek, eksilen ürünü binbir emekle eşine, çocuklarına yetirebilmektir.

Türkiye’de kadınlar her gün ortalama 5 saat 16 dakika ev işleri ile bakım için çalışıyor. Erkeklerin bu işlere ayırdığı süre ise yaklaşık 68 dakika olduğu belirtiliyor. Bu görünmeyen işgücü, ekonominin görünmeyen omurgasıdır. Fabrikadaki makineler dönüyor, ofislerde bilgisayarlar açılıyor, okullar çocuk sesleriyle doluyorsa; bunun ardında ev emekçisinin sessiz emeği vardır. Ev içi emeğin ekonomik değeri hesaplandığında, Türkiye’de GSYH’nin üçte birine yakın bir karşılık ortaya çıkıyor. Buna karşın ev emekçisi kadınlar sigortasız, güvencesiz, dinlencesiz bir uğraşın içinde ömür tüketiyor. Bu çelişki, toplumsal bölüşümün en büyük yaralarından biridir.

***

Ev emekçisinin yüreğindeki en derin sızı, öğrenci çocuğunun beslenme çantasını hazırlarken yaşadığı o sessiz burukluktur. Sütün, peynirin, meyvenin ulaşılamaz olduğu bu dönemde; çocuğunun gelişiminden ödün vermemek adına kendi dişinden/ tırnağından artıran kadınlar, ülkenin geleceğini omuzlarında taşıyor. Yanlış tarım politikaları yüzünden sofraya gelen her lokmanın bedeli katlanırken; ev emekçisi, tarladaki çiftçinin yaşadığı çıkmazı mutfaktaki tencerede en ağır biçimde yaşıyor.

Kreşlerin yetersizliği, bakım hizmetlerinin eksikliği, kadın çalışma alanlarını sınırlayan politikalar; ev emekçisinin yükünü daha da ağırlaştırıyor. Çocuğunu güvenle bırakabileceği bir kurum bulamayan kadın, işgücüne katılamıyor; evdeki emeği görünmez kalıyor. Bu eksiklik, ev emekçisinin yalnızca ev içinde değil, toplumun bütününde görünmezleşmesine yol açıyor.

***

Peki, bu haksız sömürü düzeninde ev emekçisi ne yapmalı? Bu sorunun en anlamlı yanıtı, tek başına kemer sıkmanın ötesine geçmeli; örgütlü bir bilinçle, mahalle dayanışma ağlarının içinde yer almalıdır. Ev emekçisi kadınlar, mutfaktaki güçlerini sokağın, üretimin sesiyle birleştirmelidir. Tüketici kooperatiflerinde, mahalle dayanışma ağlarında etkin rol almalı; aracıları varlığa boğan dev zincir marketler yerine doğrudan üreticiyle bağ kuracak yolları zorlamalıdır. Kadın kooperatiflerine destek vermek, evde üretilen değerleri paylaşmak, ortak alım grupları kurmak; bu zorlu kış günlerini aşmanın en önemli anahtarıdır. Bazı belediyelerin kadın kooperatiflerine verdiği destek, ev emekçisinin gücünü görünür kılmak için umut ışığıdır.

Ev içi emeği yok sayan siyasal anlayışlara karşı demokratik tepkisini örgütlü biçimde ortaya koymalıdır. Haklarını savunmayan, kendisini yoksulluğun tutsağı yapan yapılara karşı durmak; bugün ev emekçisinin hem kendine hem de çocuklarının yarınına karşı en büyük sorumluluğudur. Bir zamanlar bu toprakları doyuran kadınlarımızın bugün pazar atıklarından rızık toplar duruma getirilmesi, toplumsal bir ayıptır. Bu ayıbı sağaltacak olan yine kadının öz gücü, birliği, ortaklaşa mücadelesi olacaktır.

***

Sonuç olarak, ev emekçisinin görünmeyen emeği, toplumun en sağlam ancak en çok hırpalanan ana dayanağıdır. Ev emekçisinin yaşadığı yükün altında, yeni bir uğraşa zaman bulamama kaygısı son derece haklı bir dayanaktır. Ancak buradaki çağrı, kadına yeni bir iş yükü eklemek değil; tek başına göğüslediği zorlukları başkalarıyla paylaşarak etkisini azaltmaktır. 

Kadınlar, her gün ayrı ayrı mutfaklarda aynı yoksullukla savaşmak yerine, mahalle dayanışma ağlarında birleşerek ortak alım grupları kurabilir; böylece hem bütçelerini koruyup hem de aracıların sömürüsünden kurtulabilirler. Dönüşümlü çocuk bakımı ya da imece usulü hazırlıklar, ev emekçisine kendine ayırabileceği kıymetli bir zaman dilimi yaratacaktır. Kısacası örgütlü bilinç, kadının sırtındaki yükü büyütmek için değil; o ağır küfeyi el birliğiyle kaldırmak, "kişisel" sanılan acıları "toplumsal" bir çözüme dönüştürmek için çıkış yoludur. 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —