Son yıllarda adı “ev genci” oldu; daha yaşamlarının ilkyazında çocukluk yıllarını özler duruma geldi. Büyüdü, okudu, ama gereksinmelerini çalışarak kazanmasının önüne türlü engeller konuldu. O gözlerde ne bir ışıltı ne de yarının heyecanı var artık; yalnızca derin bir uçurumu uzanıyor. Bugünün genci, boş zamanını hangi sahte içerikle dolduracağını şaşırmış durumda; içindeki büyük boşluk, yarının umudunu değil, yalnızca tükenmişliğin ağırlığını taşıyor. Eskiden “gençlik” denildiğinde akla gelen o delişmen enerji, yerini diplomaların yükü altında ezilmiş, görüşme kapılarında beklentileri kanatılmış “yurt dışına gitsem kurtulur muyum?” sorusuna tutsak edilmiş bir kitleye bıraktı.
***
Türkiye’de genç olmak debilince tabun kargaşası yaşanıyor; başlı başına yaşımda kalma çabası... Yapılan araştırmalar bu yıkımı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor: Genç işsizlik oranı %20’nin üzerinde feniyor olsa da daha da yüksek olduğunu ileri sürenler var. Ne eğitimde ne de iş alanlarında olan “ev genci” sayısı milyonları aşmış durumda. Üniversite kapıları ardına dek açık ama o kapıdan içeri giren her genç, dört yıl sonra kendisini bekleyen işsizlik ordusuna içinde olacağını bilmenin sancısını çekiyor. Kitaplar arasında dirsek çürüten gencin beyninde; bilimsel bir buluşun sevindi değil, KYK borcunun taksitleri, artan yurt ücretleri, sönmeye yüz tutmuş umutlar dönüp duruyor. Tarım politikalarının yok oluşuyla köylü gencin topraktan kopup kentin varoşlarında kuryeliğe tutsak edilmesi; okumuş gencin ise market rafları arasında hayallerini paketlemesi, bu çağın en büyük kıyımıdır.
Gencin dünyası, “bir tık” uzağındaki ışıltılı yaşamlar ile mutfağındaki boş buzdolabı arasına sıkışmış bir bilinmezlik... Başkalarının akşam yemeklerini motosiklet sırtında, karda kışta taşırken; kendi geleceğinin soğumasını izlemek, tanımlanamaz bir yabancılaşmayı da oluşturdu. Bunu salt ekonomik bir yıkım değerlendirmeyelim; bir kuşağın geleceğini unutması, hayal kurmayı bir lüks, üstelik bir acı kaynağı olarak görmesidir. Gençlik, kendi ülkesinde konuk; kendi geleceğinde ise yabancı konumuna itilmiştir. Araştırmalar, her dört gençten üçünün oalanağı olsa başka bir ülkede yaşamak istediğini gösteriyor. Bu bir toplumsal iflasın, “burada bana yer yok” diyen sessiz çığlığın kanıtıdır.
***
Peki, bu karanlık tabloda gençlik ne yapmalı? Yanıt, alışılagelmiş “çok çalış, sabret, şükret” masallarında değil, ülkeyi bu denli çıkmaza sürükleyenlerin “iyi dilek” iletilerinde hiç değil! Gençlik, kendisine sunulan bu dar gömleği yırtıp atmak zorundadır. Öncelikle, yalnız olmadığını; o sessiz çığlığın binlerce yürekte aynı tonda yankılandığını kanıksamak, geleceğin kendi ellerinde olduğunu bilmek zorundadır. Çözüm, bireysel kurtuluşun o bencil labirentlerinde değil; yan yana gelişin, ortak ses çıkarışın gücündedir. Gençlik, kampüslerden mahallelere, atölyelerden dijital alanlara dek her yerde kendi sözünü söyleyeceği özgür kürsülerini kurmalıdır. Edilgin birer seçmen ya da tüketici olmaktan sıyrılıp; yazgısını eline alan bir özneye dönüşmelidir.
Yalnız tüketici değil, denetleyici, üretici bir güç olduğunu anımsatılmalıdır. Yanlış tarım politikalarına karşı çiftçi gencin sesini, nitelikli eğitim için kentli gencin istemleriyle birleştirmelidir. Toprağını koruyan köylüyle, emeğini savunan stajyerin dert ortağı olduğunu anlamak; sahte kutuplaşmaların ötesine geçmektir. Örgütlü bir bilinçle; kendisini güvencesizliğe, geleceksizliğe tutsak eden düzenin açıklarını sanatla, bilimle, toplumsal dayanışmayla ortaya koymaktır. KYK borçlarının silinmesi, ücretsiz barınma hakkı, hakça atama gibi istemler; yalnızca ekonomik birer istek değil, çalınan saygınlığın/ onurun geri kazanılması uğraşıdır.
***
Gençliğin yaşadığı hayal kuramama olgusunun bir yazgı değil, bir dayatma olduğu bilinmelidir. Bu dayatmayı kırmanın yolu; her gencin bir diğerinin elinden tuttuğu, “ben” yerine “biz” diyebildiği kolektif bir uyanıştır. Kendi yarınını başkalarının iki dudağı arasından alıp; üretimin, yönetimin, yaşamın her alanında “buradayım” diyerek geri almalıdır.
Gençlik, sönmeye zorlanan o ateşi yeniden harlayacak tek güçtür. Kendi emeğine yabancılaşmayan, toprağına, geleceğine, onuruna sahip çıkan bir gençlik; yalnızca kendi yazgısını değil, bu ülkenin kararan ufkunu da aydınlatacaktır.