Oktay EROL

Tarih: 01.01.2026 16:10

YENİ YILIN İLK GÜNÜNDE…

Facebook Twitter Linked-in

2026'nın ilk günü… Her yılbaşı olduğu gibi “kutlama” sancıları vardı… 2025 yılının son günlerini kana bulamak isteyenler de vardı! Üstelik bunu “göstere göstere” geldiler, medyada sayısız paylaşımlarda bulundular, Yalova’da bunu da gösterdiler! Dünya neyle uğraşıyor, biz neleri kendimize “kalkan” yapmaya çalışıyoruz ortada! Şunu unutmayalım; Türkiye için 2025, zorlukların yoğunlaştığı, umutların ise inatla yeşerdiği bir yıl oldu. Enflasyonun yurttaşın belini büktüğü, siyasi gerilimlerin doruğa çıktığı, şiddet olaylarının yürekleri dağladığı bir dönemdi. 

Ama tam da bu karanlıkta, yeni yıla ilişkin/ ülkeyi bu bataklığa savuranlardan barış, erinç, gönenç, sağlık iletileri geldi... Sanki kendiliğinden oldu tüm bunlar, sanki bu yurdun yurttaşı istedi bunca çıkmazı yaşamayı... 2025'te Türkiye'nin en büyük yarası enflasyon oldu. Yıl başında %60'ların üzerinde görülen enflasyon, yaz aylarında kısa bir düşüş yaşasa da son çeyrekte yeniden yükselişe geçti. Gıda fiyatları, akaryakıt zamları, kira artışları halkı ezdi geçti. Asgari ücretin erimesi, emeklilerin geçim sıkıntısı, gençlerin işsizlik korkusu... 

***

Market raflarında "bir önceki haftaya göre ne kadar artmış" diye bakmak sıradanlaştı. Orta sınıf eridi, yoksulluk derinleşti. Ekonomik İstikrar Paketi gibi adımlar atıldı, ama faiz politikaları ile dış borç yüküyle birleşince sonuçlar sınırlı kaldı. Birçok aile, çocuklarının geleceğini düşünmek yerine bugünü nasıl geçireceğini hesapladı. 

Siyasi arena ise gerilimden geçilmedi. Tutuklamalar yılımızın en tartışmalı başlıklarından biriydi. Gazeteciler, akademisyenler, muhalif siyasetçiler, sivil toplum temsilcilerine yönelik operasyonlar “tek yanlı” sürdü! Ekrem İmamoğlu'nun yeniden yargılanması, Can Atalay gibi milletvekillerinin haklarının gaspı, belediye başkanlarının görevden alınmaları... Yargı bağımsızlığı tartışmaları alevlendi. Bu süreçler, toplumda kutuplaşmayı derinleştirdi; bir yandan "hukuk devleti" savunusu, diğer yandan "siyasi intikam" suçlamaları… Seçimlerin üzerinden geçen zamanda, yerel yönetimlerdeki kayyum atamaları, merkezi yönetimle çatışmalar, demokrasi sınavını zorladı.

***

Şiddet olayları ise içimizi acıttı. Kadına, çocuğa yönelik şiddet olguları rekor düzeye ulaştı; her gün haberlerde yeni bir cinayet, yeni bir haksızlık... Sokaklarda gençler arasındaki kavgalar, maganda kurşunları, aile içi şiddet... Bir de şimdi “akran zorbalığı” adını verdikleri olay var! 

Bolu Kartalkaya'daki otel yangını gibi facialar, savsaklamaları, denetimsizlikleri gözler önüne serdi. Deprem riski altında yaşayan milyonlar, olası İstanbul depremi korkusuyla yılı geçirdi. İklim değişikliğinin etkileriyle orman yangınları, seller, kuraklık da cabası. Bu şiddet döngüsünü, toplumun her katmanında görmek olası; evde, sokakta, okulda, markette…

***

Siyasetçilerin umursamazlığı, 2025 yılını en çok yaralayan bölüm... Ülkede yaşanan onlarca olay karşısında “sorumluluk” alması gerekenler, kendirlerden başka herkesi suçluyor! Enflasyonda, hukuksuzlukta… Yüzyılın sıkımı depremde de öyle olmuştu, tren kazasında da, Kartalkaya’daki otel yangınında da… Onlarca insan yaşamını yitiriyor, bir kez aynaya bakmak yerine sokaktan suçlu aranıyor, ya da aylarca/ yıllarca alalama çabasına giriliyor!  Meclis kürsüsündeki kavgalar, sosyal medyadaki sert üsluplar, halkın ekonomik çığlıklarına kulak tıkayan açıklamalar... "Lüks araç konvoyları" tartışmaları, dinlence fotoğrafları, "ekonomi uçuyor" yalanları… 

Tüm bunlar arasında olumlu gelişmeler de yok değildi. Savunma sanayii dışsatımı rekor kırdı; TUSAŞ'ın KAAN uçağı gibi projeler gurur kaynağı oldu. TÜRKSAT 6A'nın uzaya fırlatılması, ulusal teknoloji ataklarını simgeledi. Sporcularımız uluslararası arenalarda madalyalar kazandı, kültürel etkinlikler gerçekleşti. Sivil toplum, yardım kampanyalarıyla dayanışmayı gösterdi. Gençler, çevre demokrasi için seslerini yükseltti. Bunlar yaşanırken yurdun büyük çoğunluğunu oluşturan ücretli çalışanlar, emekliler, işsiz gençlik, tarlasını süremeyen çiftçi bu gelişmelerin yaşamlarında nasıl bir iz bırakacağını özlemle beklediler, ancak hepsi “dileklerde” asılı kaldı!

***

Şimdi 2026'ya girerken, ne bekliyoruz? İnsanların doyduğu, tutuklamaların sona erdiği, diyaloğun başladığı bir yıl. Şiddetin azaldığı, kadınların/ çocukların güvende olduğu sokaklar, gençlerin gelecek kaygısının olmadığı bir süreç, “doymazlara” yeni fırsatlar tanımayan bir sistem, halkı umursayan politikacılar… Erinç gelsin evlere; enflasyonun dizginlendiği, maaşların yettiği, kaygının azaldığı günler... Hakça bir ekonomik düzen, fırsat eşitliği, gönencin tabana yayılması yaşama geçsin…

2026’nın ilk günü… Unutmayalım, her yaşananın izi kalır; 2025’in izleri de olacak, gerektiğinde anımsanacak… Emeğinize inanın, sağlığınız/ umudunuz olacak; iyi yaşayın… 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —