Artık yeter!
Manşet Haber 21.09.2015 13:16:10 0

Artık yeter!

Artık yeter!

ikk_adana_19_nisan (1)TMMOB Adana İKK Sekreteri Hasan Emir Kavi, artan terör olaylarına tepki göstererek, “Artık yeter! Daha fazla gözyaşı dökmek, daha fazla tabut taşımak istemiyoruz.” dedi.

'19 Eylül Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Dayanışma Günü” nedeniyle Atatürk Parkı’nda düzenlenen toplantıda konuşan Kavi, TMMOB tarihinde önemli bir yeri olan 19 Eylül 1979 iş bırakma eyleminin yıldönümünü 2011 yılından bu yana '19 Eylül Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Dayanışma Günü' olarak kutlandığını, her 19 Eylül’de ülke ve meslek alanlarımıza ilişkin sorunlara dikkat çekmek için alanlara çıktıklarını bildirdi. TMMOB’ne bağlı oda başkanları, yönetici ve üyelerin de destek verdiği eylemde konuşan

Adana İKK Sekreteri Hasan Emir Kavi,  şu görüşlere yer verdi:

“Ne yazık ki, her 19 Eylül’de yaptığımız açıklamalarımız içeriği ülkemizdeki sorunlarla beraber ağırlaşıyor.

Ülkemiz, 7 Haziran seçimlerinden bu yana Saray merkezli bir irade ile parlamentonun ve Anayasa’nın askıya alındığı karanlık bir girdabın içerisine sürüklenmektedir. İktidar hırsı ile gözlerini kan bürümüş olanlar, ağızlarından kan damlayarak toplumu savaşa ve ölüme davet etmektedir.

Artık yeter!Daha fazla gözyaşı dökmek, daha fazla tabut taşımak istemiyoruz.

Asker, polis, genç, kadın, çocuk cenazelerinin sonu gelmiyor… Ülkenin dört bir yanındaki cenazelerde akan gözyaşlarına artık yüreğimiz dayanmıyor. Biz ölümleri “senden, benden” diye tasnif etmiyoruz. Emperyalizmin kirli savaşında ölen tüm canlar için acımız ortak. Her ölümün ardından, binlerce yıldır birlikte yaşadığımız bu topraklarda toplumsal barış ve geleceğimiz adına kaygı duyuyoruz.

Seçimler sonrasında, bunalımın yeni ve üst bir evresine girildiğini bugün herkes görebiliyor. Kürt sorununda “çözüm süreci”nin bitirilmesi; ölümler ve provokasyonların gündelik olaylar haline gelmesi; PKK’nin tekrar silah kullanma zeminine çekilmesi; Suruç’ta 33 sosyalist gencin katledilmesi; Cizre başta olmak üzere yanıp yıkılmış ilçeler, kentler yaratılması, günlerce süren sokağa çıkma yasaklarıyla oluşan savaş ortamında çocukların da içerisinde yer aldığı onlarca sivilin katledilmesiyle ülkemiz karanlık bir tablonun içine sürükleniyor. AKP, iktidarını korumak için erken seçim, savaş, provokasyon yöntemlerine başvurmaktan çekinmiyor.

Yüreğimize her gün bir kor düşerken, ülkemiz hızla bir iç savaşın eşiğine doğru giderken, saraylarında oturanlar, ölen canların üzerinden milletvekili hesabı yapıyorlar. Bu ülke ve bu halk; AKP’nin 400 milletvekili ve diktatörlük hevesleri için adanacak kurban değildir.

Bu yüzden bir kez daha sesimizi barıştan yana yükseltmeliyiz. Bu yüzden savaşa inat “barış” demeliyiz.

Sürecin normalleştirilmesi için, Kürt sorununun şiddetten uzak, barışçı, eşitlikçi, demokratik koşullarda ve bir arada yaşam felsefesine uygun şekilde çözülmesi zorunludur. Tüm kesimlerin bu duyarlılıkla hareket etmesi gerekmektedir.

Ölümler acilen durdurulmalıdır. PKK koşulsuz olarak silahlı eylemlerine son vermeli, devlet ise operasyonlarını durdurmalıdır. Dökülen her damla kan ve yaşanan her ölüm yeni ölümlerin kapısını açmaktadır. Savaş ve şiddet ortamını besleyen, büyüten ve ateşe benzin döken her kim olursa olsun Birliğimiz tarafından şiddetle kınanmaktadır.

ikk_adana_19_nisan (2)AKP faşizmi, savaş ve kaosa karşı toplumsal muhalefetin önündeki en önemli görev; barış dilinin hakim kılınması, ülkemizin içinde yer aldığı kapitalist cenderenin kırılması ve laikliğin toplumsal hayatın düzenlenmesinde belirleyici olmasının sağlanmasıdır.

TMMOB, bir kez daha güçlü bir şekilde söylüyor; şimdi tam da karanlığa karşı aydınlığı; baskıcı, diktatoryal yönetim anlayışına karşı, özgürlük ve demokrasiyi; ırkçı ve milliyetçi anlayışın beslediği linç kültürüne karşı, bir arada kardeşçe yaşamayı; savaşa karşı barışı; sömürüye karşı emeği; adaletsizliğe karşı eşitliği savunma zamanıdır. Şimdi tam da, eşit, özgür, demokratik bir Türkiye’de bir arada yaşamı savunma, bunun için mücadele etme zamanıdır.

TMMOB bu yönde toplumsal sorumluklarını yerine getirmeye devam edecektir. TMMOB, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, kendisini siyasetin merkezine koymadan, kimsenin arka bahçesi olmadan, bilimsel-teknik ve toplumsal gerekliliklerin arkasında durarak, emek ve demokrasi güçlerinin birlikte mücadelesi için özverili pozitif konumunu sürdürecektir.

19 Eylül Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Dayanışma Gününde ülkemiz, halkımız ve geleceğimiz için taşıdığımız sorumluluğun bir gereği olarak bir çağrı daha yapıyoruz. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla 10 Ekim’de Ankara’da yapılacak olan “Savaşa İnat Barış Hemen Şimdi! Emek, Barış, Demokrasi Mitingi”ne tüm kamuoyunu davet ediyoruz.10 Ekim’de Ankara’dayız! “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam”

“Savaşa hayır! Barış hemen şimdi”

YAZARLAR

İfral TURGUT

BAHARI BEKLERKEN Hüseyin Öğretmen Artvin’e atanmıştı. Kendisini sevdirdi yeni tanıdıklara. Derin dostluklar kurdu. Ev sahibi ile de dost olmuştu. Hüseyin’i evladı gibi seven ev sahibi artık evlilik zamanının geldiğini söyleyerek onu Melahat ile tanıştırdı. İki genç birbirlerini beğendi ve evlenmeye karar verdiler. Hüseyin bu durumu ailesine bildirdi ama ailesi bu durumdan hiç memnun olmadı. Şiddetle karşı çıktılar. Çünkü kendilerinin de bir gelin adayı vardı. Tüm engelleme çabalarına rağmen Hüseyin Melahat ile evlendi. Uzun yıllar evli kaldılar ve iki çocukları oldu. Yaşananlar çeşitli problemler doğuruyor, problemler, beraberinde sağlık sorunlarını getiriyordu. Yıl, 1984. Bir gün kapı çalındı. Gelen kendisinden 12 yaş küçük, ama gençlik yıllarında birlikte futbol oynadıkları Sami Demirtuna idi. Sami yıllardır Almanya’da çalışıyordu. Orada meslek okuluna gitmiş, terapist olmuştu. Sami, “Nasılsın ağabey,” diye sorunca. Hüseyin, ona uzun uzun baktı… Bakışlarında hayata karşı duyduğu küskünlüğü, kırgınlığı ve tükenmişliği vardı. Cılız bir sesle, “Yorgunum dostum, yorgunum. Vefasız yıllara, vefasız yakınlarıma dargınım ,” dedi. Sami, Hüseyin’in elini tuttu, “Merak etme iyileşeceksin, yine tüm dostlar bir araya geleceğiz,” dedi. Sonra kalktı, kapıda veda ederken, Melahat Hanım, hastalığın adını söyledi: Kanser. Soğuk bir geceydi. Sami o gün yaşadıklarından çok etkilenmişti. Bir kağıt kalem aldı eline ve içini döktü kağıda. Şiir bittikten birkaç gün sonra, tekrar gitti arkadaşının yanına ve şiiri okudu. Hüseyin mutlu olmuştu. Sevindi, teşekkür etti. Daha sonra Sami şiiri, Selçuk Tekay’a verdi. Şiir aylar sonra şarkıya dönüştü. Sami bu sefer şarkıyı telefonda Hüseyin’e dinletmek istedi. Heyecanla çevirdi numaraları. Telefondaki ses buz gibiydi: “Hüseyin Beyi kaybettik.” Baharı beklerken ömrüm kış oldu Gözümde her zaman biraz yaş oldu En güzel duygular bana düş oldu Yorgunum dostlarım yorgunum artık Vefasız yıllara dargınım artık Tutmadı ellerim sıcak elleri Duymadım aşk denen tatlı sözleri Taşıdım gönlümde acı izleri Yorgunum dostlarım yorgunum artık Vefasız yıllara dargınım artık İçimde ateşler söndü kül oldu Aşk bahçem kurudu sanki çöl oldu Yar bildim o bile bana el oldu Yorgunum dostlarım, yorgunum artık Vefasız yıllara dargınım artık. HÜSEYİN’E KENDİNİ ANLATAN ŞARKIYI DİNLEMEK KISMET OLMADI. • AMA SİZ O ŞARKIYI SÖYLERKEN VEYA DİNLERKEN HÜSEYİNİ ANARSINIZ HERHALDE.

30.8° / 18.5°