Hotivi

Asıl mevzu kalemi Kılıçdaroğlu’na, Demirtaş’a bırakmamak! - Adana UlusAdana Ulus

23 Haziran 2021 - 09:45

Asıl mevzu kalemi Kılıçdaroğlu’na, Demirtaş’a bırakmamak!

Asıl mevzu kalemi Kılıçdaroğlu’na, Demirtaş’a bırakmamak!
Son Güncelleme :

11 Nisan 2015 - 15:26

Sol kulvarı “abdestinden şüphesi olmayanlar”, seçimleri hayat-memat meselesi olarak görmeyenler, devrimden asla vazgeçmeyenler, seyir defterini kendileri yazanlar dolduracaktır

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım: CHP ve HDP listelerine bakıldığında, bıçağı sapından, tabancayı kazmasından teslim edilecek isimler olduğu gibi, “Allaha yakın bana uzak olsun” diyeceğimiz adaylar da mevcut. Partiler kendi programlarına ve hedeflerine uygun liste hazırladı. Bunda beis yok. Hem de CHP ve HDP’ye gerçeklikleri dışında bir anlam yüklemeye de hiç mi hiç hacet yok. CHP ya da HDP’ye oy verilmesi bizi ne CHP’li ne HDP’li yapar. Aksi olsa bulunduğumuz yerde olmaz, gidip iki partiden birine kaydımızı yaptırırdık. Böyle olmadığına göre, demiri fazla bükmenin de bir âlemi yok.

Belli ki 2015 Haziran seçimlerine dönük taktiksel siyasetin odağında, AKP’nin parlamentoda geriletilmesi yer alacaktır. HDP’nin barajı aşması, CHP’nin oyunu yükseltmesi aynı derecede öneme sahiptir ki, HDP’nin baraj altında kalmasının Kürt sorununun çözümünü kilitleme ihtimali şüphesiz ilk tercihin önemini bir kat daha artacaktır.

Fark ediliyor, kızgın ve şaşkınız, kafamız allak bullak. Mebus adayları kesinleştiğinden bu yana, aday bazlı tartışmaların ardı arkası kesilmiyor. Bunu hem yazılardan hem de hem de sosyal medyada birkaç cümlelik değerlendirmelerden anlıyoruz. Sol saflarda hoşnutsuzluk da var memnuniyet de.

İkinci paragrafa geri dönmek zorundayım. Çünkü adaylar açıklandıktan sonra özellikle “Allaha yakın bana uzak olsun” diyebileceğimiz isimler tartışmanın odağına oturmuş görünüyor. Kim bunlar? Özellikle HDP’den Hüda Kaya, Altan Tan, Dengir Mir Mehmet Fırat; biraz da CHP’den Mehmet Bekaroğlu.

Bıçağı sapından teslim edeceğimiz isimlerle ilgili tartışmalara dair iki çift laf bile etmek istemem; örneğin eski Devrimci Yol liderlerinden Ali Alfatlı ve Mahmut Memduh Uyan’ın HDP’den aday olmasından sonra yapılan sevimsiz yorumlara, hatta işi ihanet kertesine vardıranlara ne desek nafile.

Herkes yüreğini ferah tutsun kendi seyir defterimizi kendimiz yazamaya devam edeceğiz. Kalemi ne Kılıçdaroğlu’nun ne de Demirtaş’ın eline bırakmaya niyetimiz yok.

Asıl mevzu bu.

Böyle kısacık bir cümleyle işin içinden çıkıverdik ama bunu başarmak yazıldığı kadar kolay değil. Örneğin BHH bunu başaramadığı için bütünlüğünü koruyamadı; hem bileşenler hem de kişilerin takındığı farklı seçim tavrı, BHH’de krize yola açtı. Komünist Parti (KP) seçimlere kendi adıyla girme kararı aldı, Emekçi Hareket Partisi (EHP) HDP’yi destekleyeceğini açıkladı, BHH içinden pek çok isim HDP’ye destek çağrısı yaptı.

Dikkat çekici bir iddia ile oluşturulan BHH’nin ilk sınavı geçememesinin, bileşenlerinin gerçeklikleriyle doğrudan ilintili yönü olsa da, bir başka açıdan da, BHH içindeki partilerin seçimlere gereğinden fazla anlam yükleyen siyasetlerinin etkisi olduğu açık. Bu böyle olmasaydı, örneğin ÖDP, girdiği her seçimden bölünerek çıkmazdı. Ne yazık ki böyle oldu. Umarım yüzümüz kara çıkar ama 2015 seçimlerinin BHH için bölünme anlamına geleceği, en azından zayıflatıcı etki yaratacağı şimdiden söylenebilir.

Bu konudaki eleştirilerin haddi olmalıdır. Nihayetinde parti kurulmuştur, siyaseten iddianın seçimlerde de tezahür etmesinden doğal bir sonuç olamaz. Doğal olarak bu partilerin sorununu başka bir yerde aramak gerekmektedir ki, bu, yazının konusunun dışına çıkmak olacaktır.

Bıraktığımız yere dönüp “Abdestinden şüphesi olmayanın namazından da şüphesi olmaz” sözünü hatırlatalım.

Yoksa açıkçası ne Hüda Kaya’nın “Hayatımın tek referansı Kur’an” demesi kaldırılabilir ne de Altan Tan’ın “Laik değilim, laikliğe karşıyım. Ben şeriatçıyım” şeklindeki sözleri HDP’ye oy verecek olan sosyalistler tarafından kabul edilebilir.

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın “Erzurum’da çarşaflı bir kadın HDP’den aday adayı oldu. Herkes rengiyle bu partide” şeklindeki sözleri ise “renge” biçilen anlamın farkına varanlar için caydırıcı bir etki yaratabilir.

Mevzu bahis sadece HDP değil elbette. CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için MHP’li Mansur Yavaş’ı aday göstermesi ve adayın seçim süresince MHP’liliğinden vazgeçmediğine dair ısrarlı beyanı ile CHP-MHP ittifakıyla Cumhurbaşkanlığına aday gösterilen Ekmeleddin İhsanoğlu’nun İslamcı kimliği ile seçim meydanlarına çıkmasının, sosyal demokrat seçmende yarattığı burukluk, hem adayların savunulacak yönü olmadığı ve hem de kararı savunacak politik kararlılık sergilenemediği için sonuçlar CHP’nin inandırıcılığını tartışır kıldı.

“Abdestinden şüphesi olmayan” Halkevleri, AKP’nin parlamentoda geriletilmesi için HDP’ye destek çağrısı yaptı, AKP’nin sokakta geriletilmesi için de, seçim tartışmaları arasında boğulmadan “yürü üstüne üstüne” kampanyası düzenledi. Bir aydır, örneğin Ankara’da yüzünüzü hangi yöne çevirseniz Halkevleri’nin afişiyle, duvar yazısıyla, eylemiyle, polis saldırısına karşı direnişiyle karşılaşırsınız.

Asıl mevzu bu.

Dikkat edilirse, Halkevleri ömrü hayatında ilk kez bir partiyi işaret etti. Bu kararın saflarda dalgalanma ve sıkıntı yaratacağı yönündeki tahminler boşa çıkmakla kalmadı, sokağa dönük ve sahici sorunlar merkezinde hayata geçirilen pratik güç toplamanın vesilesi oldu.

Şimdiden bildirilmelidir ki, sol kulvarı “abdestinden şüphesi olmayanlar”, seçimleri hayat-memat meselesi olarak görmeyenler, devrimden asla vazgeçmeyenler, seyir defterini kendileri yazanlar dolduracaktır.

12 Nisan’da Ankara Kolej Meydanı’nda seyir defterinin bir yaprağı, Ahmed Arif’in deyişle “namus işçileri” tarafından yazılacaktır.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
takipçi satın al