Bitmeyen hikaye: Kayıt parası, bağış - Adana UlusAdana Ulus

10 Mayıs 2021 - 21:50

Bitmeyen hikaye: Kayıt parası, bağış

Bitmeyen hikaye: Kayıt parası, bağış
Son Güncelleme :

27 Ağustos 2012 - 2:53

Türkiye’de en sıkıntılı konulardan bir tanesi okullarda kayıt döneminin başlamasıyla ortaya çıkar. “ Kayıt Parası” adı verdiğimiz konu kronik bir hal almıştır. Yıllardır her eğitim ve öğretim dönemi başlamadan önce Başbakan, Milli Eğitim Bakanı ve nihai olarak İl Milli Eğitim Müdürlerinin bu konuya dair sert açıklamalarına tanık oluruz. Hepsinin söylemi “Kayıt zamanı okul aile birliğinin ve okul idarecisinin zorunlu olarak bağış almasının yasak olduğu yönündedir”. Buna karşın uygulama hep farklı gelişir. Bunu engelleyecek bir mekanizma henüz kurulabilmiş değildir. Milli Eğitim Bakanı bu konuda
“Türkiye’de yaklaşık 42 bin 500 okulunun bulunduğunu ve sadece 3 bin 500 okul bağış aldığını söylemektedir. Bakan’a göre bu 3 bin 500 okulun zaten yüzde 80’inin servisten, kantinden, otopark, spor salonu gibi gelirleri bulunmaktadır. Geliri olmasına rağmen bu okullar bağış talep etmektedir. Bun a karşılık konunun muhatabı olan idareciler açısından baktığınızda ise okulların temel gereksinimlerini giderecek yeterli ödenek yoktur. Kâğıttan, kaleme, yakacaktan, temizlik maddesine kadar uzun bir listeyi temin edemediklerini bu nedenle eğitimi sürdürebilmek adına bu zorunlu bağışları almak zorunda olduklarını söylemektedirler. Bu yıl bazı okulların kayıtta istenen belgelerine bakıldığında klasik olarak istenen nüfus cüzdanı fotokopisi, ikametgâh belgesi fotoğraf vb belgelerin yanına mektup zarfı, pul, a4 kâğıdı, tahta kalemi, dosya poşeti, naylon dosya, klasör, tuvalet kâğıdı, havlu, peçete gibi sarf malzemelerinin de eklendiğini istendiğini görmekteyiz.

Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin milli gelir (GSYH) içindeki payı 2012 yılında %2,75 olarak öngörülmüştür. Sürekli artan öğrenci sayısı, eğitimden beklenen amaçların gerçekleşmesi, derslik sorunları, eğitmen sorunları, fiziki altyapı sorunları, donanım eksikleri halen ciddi sorundur. Bütçeden eğitime ayrılan p ay maalesef yetersizdir. Şu an temel nitelikteki kamusal ve yarı kamusal hizmetler alanında en yoğun sorunun yaşandığı alan eğitim konusudur. Genç nüfusa sahip olan ülkemizin en önemli önceliği eğitim alanında yapılması gereken yatırımlardır. Mutlaka pek çok kamu hizmeti gereklidir. Ancak bunlar arasında bir öncelik tespit edilecekse beklide en önemlisi eğitimdir. Buna karşın eğitim ülkemizin en sorunlu alanlarından biridir. Eğer halen Milli Eğitim Bakanlığı okullara yeterli ödenek ayırmadığı için eğitim harcamalarının önemli bir bölümü öğrenci velilerinin üzerinden çeşitli adlar altında alınan paralardan karşılanıyor ise bu sorunun büyüklüğünü bize göstermektedir. Milli eğitime ayrılan ödeneklerin sayısal artışına rağmen bu tür sorunların her eğitim döneminde gündeme gelmesi bu harcamaların büyüklüğünden ziyade hangi alanlara harcandığının sorgulanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Örnek vermek gerekirse 2012 yılında MEB merkezi yönetim bütçesinden 39 milyar 169 milyon ödenek ayrılmıştır. Bu 2012 merkezi yönetim bütçesinin %11,1’i kadardır. Bu bütçenin %70’i aşan kısmı personel harcamasına gitmektedir. MEB’in “ek ders karşılığı” ücretli öğretmenlik uygulamasını yaygınlaştırmaktadır. Eğitim gibi en hassas alanda güvencesiz istihdam politikası uygulanmaktadır. Oysa tüm dünya’da gerek iş güvenliği, gerekse ücret düzeyi olarak temel eğitimde görev alan eğitmenlerin sosyo ekonomik refah düzeyleri Türkiye’nin çok üzerindedir. Niteliği düşük ve güvencesiz eğitmen istihdamı yerine öğretmen açıklarının kapatılması için nitelikli, iş güvenceli kadroların atanması gereklidir. Eğitim süreklilik isteyen bir faaliyettir.

Sosyal güvenlik devlet primi giderlerinin MEB bütçesi içerindeki payı %11,5 düzeyindedir. Buna karşılık mal ve hizmet alımları için ayrılan miktar ise MEB bütçesinin %8’ini oluşturmaktadır. Bu tablo bize net olarak okulların k ayıt esnasında neden zorunlu bağış topladıklarını neden kayıt esnasında tuvalet kâğıdı, kalem, A4 kâğıt, zarf, pul topladıklarını net olarak ortaya koymaktadır. Sanmıyorum ki hiçbir okul idarecisi öğrenciyle, ailesiyle bu tür konularda muhatap olmak istesin ya da görev tanımı içinde bu tür faaliyetlerde bulunmayı arzulasın. Bu durum mesleki saygınlığı azaltmaktadır. Bütçe rakamları neden böyle olduğunun nedenini acı da olsa net olarak ortaya koymaktadır.

Bilindiği üzere geçen aylarda Dünya Bankasının ”Türkiye’de Temel Eğitimde Kalite ve Eşitliği Artırmak: Zorluklar ve Seçenekler” raporu kamuoyunda tartışılmıştı. Raporda çarpıcı örneklerden biri Macaristan ve Türkiye ortaöğretimde aynı miktarda harcama yapmasına karşın Türkiye’de 15 yaş grubu, matematik becerilerinde Macar yaşıtlarından 2 yıl gerisinde bulunmasıydı. Eğitimde ayrılan kaynak ile sonuçlar ve bunların verimliliği konusunda da ciddi sorunlar bulunmaktadır. Hiç düşündünüz mü Türkiye’de eğitim sistemi temel eğitimin 4 sınıfından üniversite bitimine kadar 12 yılda bir öğrenciye bir yabancı dil konuşturmayı başaramamaktadır. Bunun nedeni bu konuda öğrencilerin beceri eksikliği midir?, eğitmenlerin yetersizliği midir?, yoksa bu bir sistem sorunu mudur? Dünyanın en zor üniversiteye giriş sınavını başaran bu gençler eminim yeterli kaynak ve doğru sistemle bunu da kolaylıkla başarabilir.

Türkiye’nin eğitim sisteminin ülkenin büyüme ve rekabetçilik isteklerine yanıt vermemektedir. Yaratıcı ve yenilikçi öğrenciler yetiştirmemektedir. Ülkemizin gelişebilmesi ve kalkınabilmesinin yolu eğitimli insan gücünün varlığı ve yaygınlığının sağlanmasından geçer. Bu amaca ulaşırken özellikle kayıt haftası öğrenci ve eğitmenler arasındaki basit pazarlıklar ve zorunlu bağış taleplerinin varlığı bu ülkeye yakışmayan bir görüntüdür.(Posta Gazetesi)

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
takipçi satın al