Hotivi

Özür Borcumuz Var - Adana UlusAdana Ulus

20 Haziran 2021 - 22:34

Özür Borcumuz Var

Özür Borcumuz Var
Son Güncelleme :

06 Nisan 2013 - 23:02

https://www.facebook.com/notes/ismail-güneş/bereketli-topraklara-bir-özür-borcumuz-varposta-gazetesi-6-nisan-2013/10152484117380190

 

Yaşamlarımız binalar ve araçlar arasına sıkışıp kaldı.  Yer yer boğuluyor hissini veren yapılar insanların eksikliğini hissettiği çiçek koklama, ahşapta oturma,ya da bir elmayı dalından koparma gibi duyularımıza seslenen konularda özlemlerimiz her geçen gün artıyor.  Amerikalı biyolog Edward O. Wilson’ın “ biyofili hipotezi” olarak adlandırdığı bu durum “insan benliğinin doğaya duyduğu içgüdüsel özlem” olarak açıklanabilir.  Peki, nasıl oldu da çok doğal olarak yaşamımızın içinde olması gereken konular bizler için birer özleme dönüştü?Bunu kentimizdeki gelişim sürecini göz önüne alarak açıklamaya çalışacağım.

 

Önce değerler değişti. Sonra iki üçkatlı bahçeli evler yerlerini birer ikişer yerini katlı apartmanlara bıraktı. Dayanmakisteyenler dev binalar arasında ufaldıkça ufaldı. Evler yıkıldıkça bahçeleryerini otoparklara bıraktı. Otoparka araçlar sığdırılmak istendikçe güzelkokulu ağaçlar yok olmaya başladı. Rantlardan pay alan herkes sessizce olupbiteni izledi. Akşam balkonunuza oturup mis gibi kokuları ciğerinize çektiğinizyaz geceleri yerini çöp arabalarının seslerine, uzmanlaşmış çocukların çöptoplamalarına, süratle geçen motor ve araç seslerine tanıklık ettiğimizgecelere bıraktı.  Sokaklar çocuklarınyürüdüğü oynadığı yerler olmaktan çıktı. Sonra ne insanlar ne araçlar beton yığınları arasına sığmamaya başladı.

 

Yaz aylarında göç yollarında develerinüzerindeki mahfelerin geçitlere sığmadığı bağlarda, ağaçlık alanlarda birerikişer büyük binalar yükseldi. Büyük binalar çoğaldıkça yeşile olan özlemimizçimlerle sıkıştırılmış alanlardaki küçük parklarla giderilmeye çalışıldı. Gölve çevresi bir anda istilaya uğradı ve doğallığı yerini kaçak binalara,işyerlerine bırakırken gölü uzaktan izleyen sosyal tesislerin, evlerin önleriaçıldıkça yeşil kadar maviden de uzaklaştık. Baharla birlikte tüm kenti adetadoğal bir parfüm kokusunun hâkim olduğu kent haline getiren portakal bahçeleriönce toptan sonra yavaş yavaş yerini beton bloklara alışveriş merkezlerinebıraktı. Modern hayatın tüketim kalıpları içinde çılgınca tüketirken sadecegelecek tüketimimize ipotek koymadık doğamızı, yeşilimiz de tükettik. Kimiülkeler çölde vahalar yaratırken kimisi de bizde olduğu gibi sahip olduğuyeşili yok ederek çölleştiler.

 

Betondan ağaçlar dikerek “sokakta hayatvar” diyerek yeniden inşa ettiğimiz sokaklarda bir zamanlar çocukların özgürceoynadığını, güzel kokuların bahar gecelerinde insanları sokaklara döktüğünü hafifbir rüzgarın portakal bahçelerinden gelen o enfes kokuyu evlerimize taşıdığınıve o mevsimde evlere bile girmek istemediğimizi unuttuk. Şehrin işgal edilmişkaldırımlarında pasta evlerinde şehrin gürültüsü ile iç içe baharı karşılarolduk.

Kızıldereli Şef “ Washington’daki büyük şef’e topraklarını almakistediklerinde yazdığı mektupta şöyle seslenmişti. “Beyaz adamlarınşehirlerinde sakin yer yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerinkanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Ama bu belki benim vahşi olmamdan veanlamadığımdandır. İnsan eğer bir kuşun yalnız ağlayışını veya su birikintisietrafında tartışan kurbağaların seslerini duymazsa hayatın anlamı nedir?  Dünya annenizdir. Dünyaya ne olursa, onunoğullarına da aynısı olur. Eğer insanlar yere tükürürse kendi üzerlerine tükürürler.Dünya insana ait değildir, insan dünyanındır… Eğer topraklarımızı satarsak,onu bizim sevdiğimiz gibi sevin, onunla bizimki gibi ilgilenin. Bu diyarınanısını, onu aldığınızdaki gibi saklayın. Bütün gücünüz, aklınız ve kalbinizle,onu çocuklarınız için koruyun ve sevin… Beyaz adam paranın yenmeyen bir şeyolduğunu, son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğündeanlayacak ” .

 

Kızılderili Şef’in söylediklerinde bizi,kentimizi ilgilendiren ne çok detay var. Aynı hataları yapmadığımızı söyleyebilirmiyiz?

 

Portakal çiçeğiağaç meyvelerini henüz dökmeden açan tek çiçektir. Bu özelliği ile portakalağacında geçmiş ile gelecek aynı anda yaşanır. Ancak gelin görün ki bu şehirgeçmişini yok ederek geleceğine yürümek istedikçe geçmişe olan özlemi artıyor.Kendini kendi yapan değerlerini daha çok özlüyor. Portal çiçeği festivali buözlemim sonucudur.

 

Bu özlem bir özür dilemeye, af dilemeye dönüşmelidir.  Kendi elimizle yok ettiğimiz güzelliklerden ötürübu kentte yaşayan ve bu kenti yöneten herkesin “bereketli topraklara” bir özürborcu vardır.

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
takipçi satın al