Doğruluk ve Etik Üzerine - Adana UlusAdana Ulus

14 Haziran 2021 - 09:07

Doğruluk ve Etik Üzerine

Doğruluk ve Etik Üzerine
Son Güncelleme :

20 Haziran 2013 - 1:24

Toplumsal düzeni dayatan; insanın tek başına, kendi kendine yetmemesi, başkalarına gereksinim duymasıdır. İnsanlar eksiklikleri için başkalarından yardım talep ederler. Böylece bir araya toplanırlar, yardımlaşırlar ve ortaklık içinde yaşarlar. Buna toplum düzeni deriz.
Gereksinimlerini karşılamak için herkes her mesleği yapamaz. Üstelik her insan bir mesleğe yatkın olabilir. Kimi çiftçi, kimi, doktor, kimi mühendis, kimi berber olacak ki birbirlerinin isteklerini karşılayabilsinler. Her biri kendi sanatını ötekinin hizmetine verecek.
O halde insanlar bir toplum düzeni içinde yaşamak zorundaysa, birbirlerinin külüne muhtaçsa, toplumu oluşturan bireyler doğru, dürüst ve iyi olmalı, kendi özünde ve mesleğini yaparken eğriliği bir kenara itmelidir. Gel gör ki, bu bir türlü sağlanamaz. Kötülükler eksik olmaz dünyadan.
İnsanlar birbirlerine haksızlık ede ede, haksızlığa uğraya uğraya, birinin tadını, ötekinin acısını duymuşlar. Haksızlığa uğramaktan sakınamayacaklarını, haksızlık etmeyi de her zaman beceremeyeceklerini anlayınca, bir anlaşmaya varmışlar ve kanunları koymuşlar. Kimse haksızlık etmeyecek, haksızlığa uğramayacak diye. Kanunun buyurduğuna, kanuna uygun olana da doğru demişler.
Ancak zamanla güçlüler ve kötüler öne çıkarak kendi kurallarını dayatmışlar topluma. “Kanunlar; yönetenlerin yönetilenleri zaptu rapt altına almak için koydukları normlar ya da kurallardır.” demiş Eflatun. Yönetenler, kendi haksızlıklarını, zalimliklerini meşru göstermek için, kendi haksız kazançlarına yönetilenlerin de ortak olmasını önlemek için koymuşlar kanunlarını.
Dünya kuruldu kurulalı güçlülerin ve eğrilerin dünyası olmuştur. Güçlü, üstün olduğu zaman yönetilenler, güçlünün işine geleni yaparlar. Kendilerinin değil, onun mutluluğunu sağlarlar. Çünkü muhtaçtır güçlüye, korkar güçlüden.
Güçlü ve eğriler her türlü melaneti, haksızlığı, yolsuzluğu yaparak servetlerini büyütürler, zengin olurlar. Sonra da haksız servetlerinin bir kısmını kendilerini iyi ve doğru göstermek için ayırırlar. Tanrılara adaklar adar, kurbanlar keser, hacca giderler. Böylece Tanrılarında gönlünü alırlar, günahlarını affettirirler. Tarih boyunca yalvarıp yakarmayla Tanrılar bile kandırılmıştır, yumuşatılmıştır.
Güçlü ve eğriler kazançlarının vergisini ödemezler. Onların servetlerinin temeli, devletten kaçırdıkları vergilerdir. İşçinin alınterinden, yani kazancından kestikleri sigorta primlerini devlete ödemeyip emanete hıyanet etmelerindedir. Devletten kaçırdığı vergilerin bir kısmını verip devletin düzenlediği kongre, sempozyum vb. etkinliklere sponsor olurlar. Böylece muteber insan olurlar.
Oysa toplum düzenini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için insanların doğruluktan şaşmaması gerekir. En büyük nimet olan doğruluk ve en büyük bela olan eğrilik, her ikisi de insanın içindedir. Toplumu oluşturan bireyler eğriliği bir kenara itip doğruluğu öne çıkarmak zorundadır.
Doğruların borcu; hizmetlerini sunarken, mesleklerini icra ederken, topluma kötülük değil iyilik etmektir. Yani, mesleki etik kurallarına uymalıdır. Şunu bilmelidir ki, toplum bozulursa kendisi de bozulacaktır. Çünkü akvaryumdaki su pis ise, içindeki balıklar eninde sonunda, erinde geçinde öleceklerdir.
Etik; insanlar arasındaki ilişkilerin temelinde yer alan; “doğru-yanlış, iyi–kötü”ye ilişkin değerleri araştıran ve bunlarla ilgilenen bir disiplindir.
Ahlak; insanların toplum içindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar bütünüdür.
İnsanların toplumdaki diğer bireylere karşı görevleri ahlak kuralları ile tanımlanır. Kurallar bireylere, yetişme sürecinde aileleri, daha sonra da çevre tarafından verilir. Ahlakın temel dayanağı, bireyin “kötü” davranışına karşı onda uyandırılan “utanma” duygusudur.
Ahlâk; bir arada yaşamayı başarmaya çalışan insanların; yalnızca siyasal, hukuksal, toplumbilimsel, ruhbilimsel bakışlarla sorunlarını çözemeyeceklerini bir gün anladıklarında, üzerinde daha önemle düşünecekleri bir alan olacaktır.” Prof. Dr. Ahmet İNAM
Felsefecilere göre; insan davranışlarında akıl ile duygu arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın nedeni, temelde ahlak ile kişisel çıkarı bağdaştırma sorunudur.
Meslek sahibi bir kimse toplumun bir üyesidir. Toplumsal kimliklerinin yanında uğraş alanı belirlenmiş bir kimliğe daha sahiptir. Bu kimlik, ona; sahip olduğu bilgi nedeniyle bir sorumluluk, hak olarak da bir statü vermektedir.
Bu statü ve sorumluluk gereği eğitilmiş, insani değerlerin bilincinde biri olarak; sahip olduğu bilgi, birikim ve pratiklerini uygulama alanında; toplumsal çıkarlara karşı düşecek şekilde bireysel çıkar amacıyla, kullanmamaya özen göstermelidir.
Kamu ya da özelde çalışan doktorlar; hastanenin sahibi istedi diye, performans baskısı yüzünden hastalardan gereksiz tahliller istememeli, konsültasyonlar yapmamalı, olmadığı halde ‘safra kesende taş var’ dememelidir.
Mühendisler; üzerindeki baskılar nedeniyle mesleki çalışmalarda aceleci olmamalıdır. Çok sayıda proje, iş, çok kazanç, yüksek statü, vb. güdüler çalışmalarında standardı düşürmemelidir.
İnsanlar mesleğini icra ederken empatik bir duruş sergilemeli, “Eğer bunu başkasına yapmalıysam, Benzer bir durumda başkasının da bana aynı şeyi yapmasını beklemeye hazır mıyım?”, “O şeyin yapılacağı kişinin ben olacağımı bildiğimde de, yine yapılmasını ister miyim?” diyebilmelidir.
Sonsöz: “İnsanlar kötülüğe akın akın gider, kolay ulaşır ona. Yolu düz, yeri yakındır kötülüğün. İyiliğin önündeyse alınterini koymuş Tanrılar.”
Alınteri daha kutsal ve onurlu değil midir?
19 Haziran 2013.
Mahmut TEBERİK

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
takipçi satın al