Gerçek bir hanım ağa: Nur Özkan - Adana UlusAdana Ulus

26 Ekim 2021 - 15:30

Gerçek bir hanım ağa: Nur Özkan

Son Güncelleme :

08 Ekim 2012 - 13:06

Adana’nın önde gelen toprak sahiplerinden Nur Özkan 5 Ocak Gazetesi’nden Sibel Soyer’e kapılarını açtı ve gerek iş hayatındaki başarısı gerekse özel yaşantısındaki örnek duruşunun şifrelerini anlattı.
“Peri Padişahının oğlu karşıma çıktı zannettim”
Nur Özkan: “Meslek hayatımda özelimden bahsetmeyi çok sevmem ama size söz verdiğim için biraz özele girebiliriz. 1987 yılına kadar dört çocuk annesi bir ev hanımıydım. Lise son sınıfta evlendim, kökende Adanalı değilim. Hukukçu bir anne babanın kızıyım, Hatta kardeşiyim. O döneme kadar toprakla hiçbir ilişkim ilgim olmadı, fakat çiftçi bir ailenin tek çocuğu ile evlendim. Hatta lise sonda, yani çocukluk yaşlarında peri padişahın oğlu karşıma çıktı zannettim. Babamın tüm ısrarlarına rağmen, ben öldükten sonra benim size bırakacağım çiftliğim çubuğum yok, tek isteğim diploma demesine rağmen çocukluk, heves ve evliliğin sorumluluk bilici olmadan İbrahim Özkan ile evlendim. 1987 yılında da 36 yaşında ani bir kalp krizi sonucu eşimi kaybettim. Ani olması dolayısıyla büyük bir şok geçirdim, tabi ki bu çok büyük bir acı ve dört çocuğumla en küçüğü üç buçuk, en büyüğü on altı yaşında büyük bir sorumluluk omuzlarıma yüklenmişti, kolay değil hem anne hem baba olmak. O dönemler bunların çok farkında değildim ama reflekslerim, annelik ve sorumluluk duygum büyük olduğumun farkına vardırdı. Hiçbir zaman kendimi çaresiz, yalnız, ben ne yapacağım duygusuna kapılmadım. Şimdi dönüp geriye baktığım zaman, samimi konuşmam gerekirse ben bugün altmış iki yaşındayım, bir otuz altı yaşın çok genç bir yaş olduğunu düşünememiştim ve geriye dönüp baktığımda ne kadar genç olduğumu şimdi anlayabiliyorum.”
Sibel Soyer: Nur Özkan’ın hayatında en çok zorlandığı anlar neler oldu?
“Her şeye rağmen başardım”
Nur Özkan: ” En çok zorlandığım, hem annelik ve hem babalık duygusunu yaşamaktı. Anne olarak baktığımda ilk olarak çocuklarımın eğitimine önem verdim. İyi bir lisanları, dünya insanları olsunlar dedim ve bugün geriye dönüp baktığımda çocuklarımın iyi bir eğitim aldıklarını görüyorum. İkincisi, gerek iş gerekse toplumda özgüven çok önemli olduğunda evlatlarıma özgüven duygularını aşıladım. Objektif baktığımda ise bunları başardığımı düşünüp kendimle ve evlatlarımla gurur duydum. İş hayatımla ilgili bölüme gelince, evet kimi zaman ‘ ben bu işi nasıl yaparım’ dediğim olmuştur. Ama her şeye rağmen başarmışımdır.”
Sibel Soyer: Geriye dönüp baktığınızda hayatınızda hiç ‘keşke’ dediğiniz oldu mu?
“Keşke kendime zaman ayırabilseydim”
Nur Özkan: ” Eğer bugün hayatı geri çevirmek mümkün olsa, 1987 yılında ki aldığım sorumluluk, duygu ve düzene sahip çıkma adına hiç pişmanlığım olmadı. Her zaman zor olanı tercih ederdim ve ‘ keşke ben bu işi yapmasaydım’ demedim. Yalnız tek şikâyet ettiğim, kendime çok zaman ayıramadım için, keşke kendime biraz daha zaman ayırabilseydim diyorum.”
Sibel Soyer: Geçmişin ağır sorumluluğunu yaşamış olmanıza karşın, hala dim dik ayakta ve güçlü bir karaktere sahipsiniz. Buradan, hayatın ağır sorumluluğu içine girmiş bir kadın olarak, hem cinslerinize ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
“Ekonomik gücümün arkasına sığınmadım”
Nur Özkan: ” Biz kadınlar biraz daha duygusalız, hayatın realitesi var, hayatın gerçekleri var. İnsanı insan yapan duygusallıktır diye düşünüyorum. Ben elbette ki bir takım şeyleri aştım, Konuşmamın başında da söylediğim bir konu vardı ‘ ben bu işi nasıl yapacağım?’ diye. Çok düşündüğüm olmuştur, ama hiçbir zaman kendi güvenimden ödün vermedim. Elbette ki ekonomik özgürlük çok önemli, onsuzda olmaz ama önemli olan kendimizi bilip, o sorumluluk duygusunu hissedebilmektir. Biz kadınlar onur ve haysiyetimize çok düşkünüzdür, incitilmekten de hep korkmuşuzdur. Özel hayatımda da, iş hayatında da yapmam gerekenleri yaptım. Benim buradan kadınlarımıza tavsiyem, bir defa kadınların ekonomik özgürlüğünü olması gerekir. Mesela zaman zaman birçok kişi ‘ Nur hanım, siz ekonomik gücü olan güçlü bir kadınsınız’ der. Ama eğer ki ben, ‘benim ekonomik gücüm var’ düşüncesine kapılmış olsaydım bu Bostancı escort başarıyı yakalayamazdım. Her zaman özgüven duygusu içinde olmak ve ben bunu yaparım diyerek, hayatı çok daha sağlam ve emin adımlarla yürümek gerekir. Para elbette ki olmazsa olmaz, ama yüz de yüz para da her şey demek değildir. İlkelerim de yok değil. Nedir bunlar? Hem iş, hem özel hayatta güvenilir ve sözümüzün arkasında durmaktır. Bir insanın yüzüne bakıp konuşacaksanız, gözleriniz kaçırıp yutkunmadan konuşmamız gerekir. Ben hep bunu yaptım, doğru dop doğru dedim, kimi zaman sevildim, kimi zaman sevilmedim, kaldı ki insanlar beni sevmek zorunda değil, ama her zaman doğruları söylemekten kaçınmadım. Neden? Kendime olan özgüven duygumdan, babamın bize vasiyeti vardır bize ‘Eğer yanlış yoldaysanız ve yüreğiniz sızlıyorsa o yoldan derhal dönün’ derdi. Yalnız kaldığım zamanlarda hep düşünür ve doğru yolda olduğuma da her zaman inanırım. Hanımlarımız yoktan var ederek, kendilerine bir şeyler yaratarak ve kendilerini hiçbir zaman bırakmayarak hayata tutunmaları gerekiyor.”

Sibel Soyer: Sosyal Sorumluluk Projelerinde yer aldınız mı?
“Çalışma alanım arazide olduğu için böyle bir şansım ne yazık ki olmadı”
Nur Özkan: ” Çok fazla olmadı, olamazdı da. Nedenine gelince, benim çalışma alanım ve saham günde ortalama 100 km yol yapıyordum, evim ve çiftlik arasında 47 km mesafe vardı, çalışma alanım arazide olduğu için, takdir edersiniz ki bu tür etkinliklere katılma şansım ne yazık ki olmadı. Ama buradan hemen söylemek istiyorum, bu tür etkinlikleri samimi olarak yapan hanımlarımız var, medyadan sık sık takip ediyorum. Çok büyük saygı duyuyor ve takdir ediyorum kendilerini. Gücümün Nişantaşı escort yettiğince bu tür etkinliklerde bulunmaya çalışıyorum. Birde, tamamıyla işin şovunda ve gösterişinde olup, toplum hayatında bu değerleri basamak gibi kullanma yönünde olan hanımlarımızda var, bu durumda benim de içim çok acıyor. Ayrıca ben, toplumumuza karşı bir kadın olarak görevimi yerine getirdiğimi düşünüyorum. Çünkü çağdaş ve şehirli bir kadın olarak kırsalda işveren pozisyonunda Adana’da Çukurova’da bir ilki başlatmak, kadının önünü açmak, şu anda sayısını çok fazla hatırlayamasam da bu işi çok iyi yapan başarılı çiftçi meslektaşlarım var. Bunun ötesinde daha ne yapabilirdim? 1987 ve 1988 yıllarında uzun yıllar toplum sizi hemen kabul etmediği için, ne yazık ki o yıllar bayan arkadaşlarımla oturur çiftçiliğin zorluklarını, en önemlisi bir kadının çiftçilikle uğraşmasının ne kadar zor olduğunu anlatırdım. Mimar olursunuz, öğretmen, ya da ne bileyim avukat olursunu toplum bu mesleği çok yadırgamaz aşinadır çünkü ama bir kadın çiftçi olmak ve bunu topluma kabullendirmek çok zor. Kırsalda kadın kimliğinizi kabul ettirmek çok zor, şöyle ki, yanınızda çalışan işçiniz bile ‘ kadından paramı istenirmiş’ diye, Küçükçekemce escort benden para istemezlerdi. Şimdi de nereden alıştılar cüzdanı boşaltıp Adana’ya dönüyorum. Bir başka örnek daha vermek gerekirse, Eğer o gün bir şey pazarlanacaksa, çünkü bizim tarladaki üretim buğday, mısır, soğan, yüksek seracılık ve narenciye yetiştiriciliği var. O zaman bu ürünler pazarlanacağı zaman beni çok kale almaz kâhyaya sorarlardı. Bunun gibi birçok örnek vermem mümkün, bunu neden anlattım? Nur Özkan’ın kolay buralara gelmediğini anlayabilesiniz diye. Beni en çok üzen şey ise, daha çok aydın insanlardan eleştiri almam ve tiye alınmam oldu. Hatta bu mesleği yaptığım süreçlerde bir on yıl kadar çiftçiyim demedim, meslek sahibiyim dedim.”

Sibel Soyer: Son dönemlerde artan ekonomik sıkıntılar ve Hükümetin yeteri kadar çiftçiye destek verilmemesi konusunda çiftçiler biraz küskün, siz bu konuda neler söylemek istersiniz?
“Çiftçilik bir onurdur”
Nur Özkan: ” Tarım iki kere iki dört eder gibi, olmazsa olmaz denilen sektörlerin en başında geliyor. İnsanlar yaşamlarını sürdürebilmesi için beslenmek zorundalar, beslenmede hayvansal olsun, bitkisel olsun, tarımsal üretimden geçer. Bu bir kere kesinlikle tartışmasız bir durum, fakat diğer sektörlerden ayıran bir takım faktörler vardır. Nedir bunlar? Örneğin, üzeri açık fabrika diyelim. Bununla ilgili mücadele veriyorsunuz, siz istediğiniz kadara ne yetiştirirseniz yetiştirin, her şeyini de yapsanız olumsuz hava şartlarında zarar görebilmeniz her an olası bir durum. Bizim işimizin en ekstrem taraflarından bir de bu. Ekonomik tarafına gelince, bir tüccarın ve ya bir sanayicinin yıllık kasası vardır, yani bir para sirkülâsyonu vardır. Diyelim ki yılın on iki ayında yedi sekiz ay zarar etse, bir fiyat değişikliği geçmişte geriye dönük zararını kapatabilme olasılığı çok fazla, eğer işiniz iyi yapıyorsanız. Çiftçinin yılda bir ürünü varsa, kar ve ya zarar edecek onu bir daha telafi etmesi mümkün değil. O nedenle bizim mesleğimizde bu kırılganlıklar çok önemli. Genel anlamda bakacak olursak tarımdaki problemleri ben üç guruba ayırıyorum. Başta üretim girdi maliyetlerimiz çok yüksek, dilimizde tüy bitti dersek yeridir. Mazota yüksek zamlar, vergiler iki kere üst üstte yükseldi, zaten çiftçinin belini kıran tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmesi çok zor olan mazot fiyatlarının artışı oldu. Bu nedenle çok sitemliyim ve dertliyim. Karşınızda büyük şirketler var, aslında ben bunun yıkmanın ne olduğunu biliyorum, ama maalesef kırsal insanımız, çiftçimiz, köylümüz bu bilinçte değil.”
Sibel Soyer: Hanım Ağa olmak nasıl bir duygu?
“Toplumumuzun takdirine bırakıyorum”
Nur Özkan: ” Öncelikle teşekkür ediyorum bana bu güzel yakıştırmayı yapanlara. Bana çok sertsin, disiplinli ve otoritersin derler. Kimi zaman acaba hanım ağa yakıştırması ondan dolayımı verildi? Diyorum. İlk duyduğum da ‘yok olur mu hiç’ dedim. Daha sonra bizim duayenimiz Cumali Doğru Başkanımız ‘bu ne kadar güzel bir şey, senin işinde göstermiş olduğun öz veri, disiplinin, bir yerden bir yere gelmen, bunlar çok önemli ve sana böyle bir sıfatın yakıştırılması bir saygı ve sevgi göstergesidir itiraz etme’ demişti.”
Sibel Soyer: ” Adana’ya bakış açınız ne yönde?
“Hem iyi, hem kötü”
Nur Özkan: ” Yarama dokundunuz şimdi. Şu anda arazide değiliz, gelin kalkalım ofisimin penceresinden şöyle bir çevreye bakalım. Elektrik direklerinin hemen altında duran çöp yığınları, poşetler, yemek ve ekmek artıkları etrafa saçılmış bir durumda. Çağdaş bir şehirdeyiz ve böyle bir durumla karşı karşıyayız, ben bu durumdan inanılmaz rahatsızlık duyuyorum ve buradan yerel yöneyime seslenmek istiyorum. Eğer sizler yerel yönetimler olarak böyle bir sorumluluk almışsanız, bu şehri bu kadar pis tutma hakkına sahip değilsiniz. Yazılı ve görsel medyada hep konuşuluyor ‘ Adana çağdaş bir kente, Adana bilmem ne, falan filan’ deniliyor. Tamam, anladıkta siz önce temizlik işine bir an evvel çözüm üretin. Ama sosyal faaliyetlere baktığımızda Adana’da her şey var. Son derece gelişmiş ve teknolojik tüm imkâna sahip iki tane tiyatromuz var, sinemalarımız var, spor anlamında tenis dağcılık, atlı spor kulübümüz, yelken kulübümüz var. Bunlar Adana için güzel şeyler, ama ne olur bir an evvel sokaklarımızı temizleyelim ve trafik sorununu ve keşmekeşliğini çözelim.”
Sibel Soyer: Siyasete girmeyi hiç düşündünüz mü?
“Siyaset bana göre değil”
Nur Özkan: ” Hayır kesinlikle düşünmedim. Siyaseti çok iyi yapan ve taktir edip saygı duydup tanıdığım insanlar var. O insanlarla etrafımda görüyorum çok samimi konuşuyorlar, ama o insan arkasını döndüğü anda bir anda değişiyor. Böyle bir şey olamaz, eğer siz o insanı seviyorsanız, gözünün içine baka baka yalan konuşamazsınız, seversiniz sevmezsiniz, öncelikli olarak dürüst olmak gerekir. Siyasetin asıl amacı topluma ve insanlara hizmet mi? Her hangi bir partinin içinde olmanıza gerek yok. Bugün ben kendi sektörümle ilgili iyi şeyler yaptığıma inanıyorum, buda bana yetiyor. Siyaset benim işim değil, ben insanların gözünün içine baka baka yalan söyleyemem.”
Sibel Soyer: Son dönemlerde vatandaşlar tarafından oldukça tepki gösterilen anız yakma olayına neler söylemek istersiniz?
“Bu işin realitesi budur”
Nur Özkan: ” Evet, bu konuyla ilgili toplumun oldukça tepkisini aldık. Ama vatandaş bazı şeylerin bilincinde olmadığından ve çiftçinin üretim girdi maliyetinin çok yüksek olup, mazot ve gübre fiyatlarının artışı çiftçinin belini bükmüştür. Bunun önleminin tek çıkış yolu, çiftçiye daha ucuz mazot vermekten geçer, mazottaki yüksek vergiler kaldırılmalı; hayvancılık ve denizcilik sektöründe de olduğu gibi tarımsal üretimde de daha ucuz mazot kullanılmalıdır. Bu durumda görülecektir ki çiftçi anız yakmayarak toprağını ve çevreyi kirletmeyecektir. Gelecek nesillere daha sağlıklı bir çevre verimli topraklar kalacaktır. Bu işin realitesi de budur.”8Kaynak: 5 Ocak Gazetesi)

takipçi satın al