Gökçe Pişkin: Gençlik yoksa gelecek de yok - Adana UlusAdana Ulus

16 Mayıs 2021 - 23:28

Gökçe Pişkin: Gençlik yoksa gelecek de yok

Son Güncelleme :

27 Kasım 2012 - 18:09

CHP Parti Meclisi Üyesi, Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Sorumlusu Gökçe Pişkin; gençliğin ve gençlik dayanışmasının en başarılı örneklerinden birisi, kendisini sosyal demokrat, seyyah, aktivist, köşe yazarı olarak tanımlıyor ve diyor ki“Gençlik yoksa gelecek de yok”

CHP PM Üyesi Gökçe Pişkin, 5 Ocak Gazetesi’inden Uğur Gözel’in sorulularına verdiği yanıtın yer aldığı röportaj :

Henüz 26 yaşında olmasına karşın, yarının geleceği gençler için birçok çalışmalarda bulunmuş. 9 yaşında karar vermiş, siyaset bilimine ve dünyayı dolaşmaya. Gittiği her ülkede milletini ve yurdunu en iyi şekilde temsil etmeye çalışmış. İnsanları dinlemeyi, sorunlarına çözüm bulmaya daha doğrusu kitlesel mutluluk için seçmiş hedeflerini. Kısa sürede çok büyük başarılara imzasını atmış. Gelin hep beraber yakından tanıyalım bu ismi!

Okurlarımız için bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

12 Mayıs 1986 yılında Adana’da doğdum. İlköğrenimimi İsmet İnönü İlköğretim Okulu’nda aldım. Tarsus Amerikan Lisesi Fen- Matematik Bölümü’nü bitirdim. Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve New York State Üniversitesi Küresel Siyaset ve Uluslar arası İlişkiler bölümü mezunuyum. Londra Ekonomi ve Siyaset Okulu’nda Ekonomi ve Avrupa Birliği üzerine eğitim gördüm.

“5 yıldır aktif siyasetin içindeyim”

Siyasi hayatıma Ankara’da başladım. DSP Adana İl Gençlik Kolları Başkanlığı yaptıktan sonra CHP Adana İl Gençlik Kolları Eğitim Sekreterliği yaptım. 10 Ocak 2011 tarihinden bu yana CHP Gençlik Kolları Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’nı yapmaktayım. 34. CHP Olağan Kurultayı’nda Parti Meclisi üyeliğine seçildim.

CHP Gençlik Örgütü’nü, Avrupa Genç Sosyalistler (ECOSY) tam üyeliğine ve Uluslararası Genç Sosyalistler (IUSY) üyeliğine kabul ettirdim. Ayrıca “Dünya İçin Geleceğin Liderleri” bursunu kazandım. İlk kez gerçekleştirilen PTPI (People to People International) Barış Kampı’nda, barış elçisi olarak Mısır’da ülkemi temsil ettim. ODTÜ Model Birleşmiş Milletler (MUN) Kulübü kurucu ve Tarsus Amerikan Lisesi Mezunlar Derneği Yönetim Kurulu üyesiyim. 5 yıldır siyaset içinde aktif olarak çalışmalarıma devam ediyorum.

Peki neden siyaset?

“Tüm dünyayı görmek istedim”

Okumaya başladığımda ilk okuduğum kitap Küçük Karabalık’dı. Kitap tüm dünyayı dolaşan bir balığın öyküsünü anlatıyor. Ben bu kitabı okuduktan sonra tüm dünyayı görmeye karar verdim. Çok dil öğreneceğim, insanları tanıyarak empati kuracağım ve dünya barışına yönelik çalışmalar yapacağım diyerek hayal kurdum. Lise yıllarımda da hayallerime yönelik çalışmalar yaptım. Çocukluk yıllarımda siyasete esinlendiğim birçok şey oldu ama ailemde büyükbabamdan gelen bir süreçten dolayı siyasete adım attım.

 Siyasi kimliğiniz dışında Gökçe Pişkin kimdir?

 

“Sanata çok düşkünüm” Ben kitap okumayı severim. Özellikle tarihi romanları okumaktan zevk alırım. Boş vakitlerimi sinema ve tiyatroya ayırırım. Seyahat etmeyi çok severim. Her zaman kendimi seyyah olarak adlandırırım. Doğayı ve hayvanı seven biriyim. Bir hümanist, bir aktivist olarak kendimi görüyorum. Örneğin toplumsal konu ve sorunlar beni siyasi kimliğimden dolayı harekete geçirir. Ne yapmamız gerektiğini düşünür ve çözüm üretmek için kitlelerle iletişim haline geçerim.

 Siyasete başlamadan önceki hayatınızla şimdiki hayatınız arasında fark görüyor musunuz?

 “Sorumluluk bilincim arttı” Örneğin, siyasete atıldığın zaman yani CHP’ye girdiğim zaman titreyerek girdim. Artık siyasetin verdiği bir sorumluluk bilincimin daha da arttığını düşünüyorum. Davranışlarıma, konuşmalarıma daha çok dikkat etmeye başladım. Siyasi bir ailede büyüdüğüm için bunların dışında hayatımda değişen hiçbir şey olmadı.

Siyasetin sosyal anlamda size katkısı oldu mu?

“Örgütlülüğün gücüne vardım” Akademik olarak gördüğüm siyaset ile uygulamada ki siyaset arasında farkların olduğunu görmem benim için çok bilgilendirici oldu. Bir gazeteyi okurken daha farklı bir gözle okumaya başladım. Olayları değerlendirme biçimim değişti. Yasaları, kuralları düşünmeye başladım. Girdiğim her ortamı politize ettiğimin farkına vardım. Örgütümün benim yanımda olduğunu ve bana destek olduklarını gördüm ve örgütlülüğün gücünü hissettim. Kocaman bir ailenin bir parçası gibi hissediyorum.

Aileniz ve sosyal çevreniz sizi nasıl değerlendiriyor?

“En büyük destekçim annem” Ailemin ve sosyal çevremin yanlarında olmam gereken zamanlarda yanlarında olamıyorum. Ama bana sürekli destek çıkıyorlar. Annem psikolojik olarak en büyük destekçimdir. Sosyal çevrem ise toplumsal çalışmalar yaptığım için destek çıkıyorlar. Bütün sosyal çevremi politize ediyorum.

İnsanların genç bir kadın siyasetçiye bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Toplumun kızı olmak büyük sorumluluk” İnsanlar, bana kızım diyor ve kızları olarak değerlendirildiğim için çok mutluyum. Bütün toplumun kızı olmanın çok büyük sorunluluk olduğunu düşünüyorum. Çünkü toplumumuz da kızların sorumluluğu fazladır. Benden küçük kişiler ise danışabilecekleri, sorunlarını çözebilecek ve yönlendirebileceği ablaları gibi görüyor. Toplumun bakış açısından çok mutluyum, bakış açılarının yanlış olduğunu düşünmüyorum. Ama yanlış olduğunu düşündüğüm nokta var. Bu nokta, karar alma mercilerinde erkeklere göre yeterli olamayacağımıza yönelik bir bakış açısı var. Bu bakış açısının masküler bakış açısı olduğunu düşünüyorum.

Özellikle kadın siyasetçilerimizin sayısı erkek siyasetçilerimizin sayısından oldukça az. Bu azlığı neye bağlıyorsunuz?

“Ciddi bir ideolojik ayrım var”: Bu azlığın birkaç sebebi olduğunu düşünüyorum. Birincisi; eğitim sürecinden başlayan sıkıntılardır. Kadınlar evde yaşayan ve anne olarak görülüyor. Ama erkekler dışarıda çalışan kişiler olarak görülüyor. Bu konuda çok ciddi bir ideolojik ayrım var. Bugün kadınlarımız iş hayatında da erkeklerden geri plandadır. Çünkü çocuk sahibi olan ve çocuk sahibi olma potansiyeline sahip olan kadınlarımız işe alınmıyor. Özellikle 19-30 yaş arasında ki genç kadınlarımızın iş hayatından çok geride olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla kanunlarla birlikte kadınlarımız siyasete gelsinler ve kadınları temsil etmeye başlasınlar. İdeolojik ayrım olan bu sorunu çözmeye çalışsınlar. Genç kızlarımızın iyi bir eğitim aldıktan sonra kadınlarımız siyasete katkı sağlayacaklardır.

“ Siyasete yanlış bakılıyor” :İkincisi, siyasete yanlış bakış açısıdır. Bugün tüm gençlerin dilinde siyasete “kirli” olarak bakılıyor ve bu bakış açısı kadınlarımıza da yansıyor. Siyasi kurumların yapısının değişmesi gerekiyor. Siyaset kurumlarının bu bakış açısından kurtulması için ciddi süreçlerden geçmesi ve kızlarımızın siyasete atılması için ortam hazırlaması gerekiyor.

Çalışmalarınızla ilgili birçok köyü geziyorsunuz. Köydeki kadınlarımız size nasıl davranıyor?

 “Empati kurarak onlar gibi oluyorum”: Anneannem ve büyükbabam Köy Enstitüsü mezunu, bu yüzden çocukluğumun büyük bir bölümü köyde geçtiği için empati yaparak oranın yerlisi gibi davranmaya başlarım. Çünkü insanları anlamamız için empati kurmamız gerekir. Çalışmalarımla ilgili gittiğim her yerde ki insanlarla arama mesafe koymamaya çalışıyorum. Onları daha iyi şekilde anlamak için ne yapıyorlarsa bende yapmaya çalışıyorum. Beni çok çabuk kabulleniyorlar, bana adapte olabiliyorlar bu durumda beni çok mutlu ediyor. İletişim gücümüzü artırarak güven veriyor. Gençlerle ve özellikle kadınlarla çok rahat iletişim kurduğuma inanıyorum.

 Siyaset dışında aktif olduğunuz kuruluşlar nelerdir?

“Lise yıllarımda sivil toplumla uğraştım” :Hem gençlik örgütü hem ana partime çok zaman harcadığım için bu tür çalışmalarım geri plana düştü. Ben Hacı Bektaşi Veli Kültür Vakfı’nın Adana’da ki şubesinin üst kurul üyesiyim. Zamanın el verdiğince destek oluyorum. Yakın zamanlarda da TOBB’un Genç Girişimciler Kurulu’na üye oldum. Sivil toplum örgütlerine lise yıllarımda daha fazla zaman harcadım. Lise yıllarımdan sonra ana uğraş olarak siyaseti seçtim. Artık bir siyasetçi olarak sivil toplumla ilgileniyorum.

Günümüz gençlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Gençlere bakış açısı değişti”: Çocukluğum boyunca ben hep şu sözleri duyardım; “Gençler apolitiktir”. 12 Eylül’den sonra bu görüş ortaya çıktı. Ailem beni ODTÜ’ye gönderirken siyasi olarak aktif insanlar olmalarına rağmen bana siyasete bulaşmamamı söylerlerdi. Ben ailemin bu davranışını çok iyi anlıyorum ama son yıllarda bu davranışın değiştiğini düşünüyorum. Gençlik örgütümüzün sayısının giderek artmasını da somut bir örnek olarak verebilirim.

“Örgütlenerek sorunları çözebilirler” :Hangi parti olursa olsun genç arkadaşlarımız bir partiye veya sivil toplum örgütlerine üye olmalı ve dileklerini, isteklerini dile getirerek katılım göstermelerini öneriyorum. Çünkü bir kişi olarak isteklerini dile getirirseler, bir kişi olarak dile getirirler. Ama örgütleri sayesinde birçok kişi tarafından isteklerini dile getirebilirler ve sonuçta örgütlenerek isteklerini yerine getirebilirler.

Göreviniz dolayısıyla birçok ülkede bulunuyorsunuz. Peki yurtdışında nasıl karşılanıyorsunuz?

“İnsanların bakış açısı değişti”: Görevim dolayısıyla yurtdışı çalışmalarımda bulunuyorum. Toplantılarla, oturumlarla hem siyasi yapımızı hem de benim partimin siyasi yapısını anlatıyorum. Topluma bakış açımızı anlatıyorum. İki yıldan bu yana yurtdışında ki insanların Türkiye’nin siyasetine bakış açılarının değiştiğini düşünüyorum. Özellikle partimiz içinde de gençlik kollarının bulunması ve gençlerinde içinde olarak çalışmalar yapmasını memnuniyetle karşılıyorlar.

Bulunduğunuz ülke gençlerinin siyasete bakış açısı nedir?

“Siyasete sıcak bakıyorlar”: Gençler siyasete çok sıcak bakıyorlar. Daha şeffaf devlet yapıları olduğu için siyaset mekanizmaları da çok şeffaf şekilde ilerliyor. Avrupa da ki gençlik örgütlerinin çok demokratik yönetim sistemleri olduğunu düşünüyorum. Eğitim çalışmalarına katılarak, zamanı gelince partilerinde üst kademelerde yerlerini alıyorlar.

Güncel sorunlarımızdan biride kadına şiddet sorunu, siz kadına şiddet sorununda ne düşünüyorsunuz?

“Şiddetle mücadele insanlık görevimizdir”: Dünyanın her yerinde kadınlar, şiddetin bir numaralı mağduru konumundalar. Kocası tarafından darp edilen, amirlerinin tecavüzüne maruz kalan, yalnızca iki harfle kamuoyunun karşısına çıkarılanlar ülkemizin gündeminde sıklıkla yer tutmaktalar. Tecavüz mağdurları tedirginlikle yaşamaya devam ederken, sanıkların aramızda gezmeleri yeni suçların oluşmasına neden olmaktadır. Kadına yönelik şiddetin her türüne karşı mücadele edilmesi bir insanlık görevidir.

 

“Güçlü kadın güçlü toplum demektir”: Bir sorunu çözmek için önce bu sorunu kabul etmek zorundayız. Kadına şiddet sorunu sadece bıçaklama, yaralama değildir. Psikolojik şiddet, sözlü şiddet, flört şiddeti gibi şiddet türleri vardır. Bunlardan en önemlisi ama gündeme getirilmeyen şiddet sorunu flört şiddetidir. Yapılan araştırmalara göre eğitimli insanların şiddet olduğu görülüyor.  Genç kızlarımız ayakları üzerinde durabilmesi ve bilinçli olabilerek çözülecek bir sorundur. Erkekleri de yetiştiren kadınlardır. Dolayısıyla güçlü kadın demek güçlü toplum demektir.

Son olarak;  kendinizi hangi cümlelerle, nasıl tanımlıyorsunuz?

“Kitlesel ideallerim var”:  Barışçıl bir insan olduğumu düşünüyorum. Toplumdaki farklı insanları algılayıp bu insanlar arasındaki empatiyi kurmaya çalışıyorum. Kendimi hümanist olarak görüyorum. Ciddi bir hayvan severim. Kitlesel idealleri olan biriyim. Daha iyi bir Türkiye’de yaşamayı isteyen biriyim. Bireysel olarak kendi içimde mutlu olamıyorum, ben yaşadığım çevrede herkesi mutlu görmek istiyorum. Kendimi bu cümlelerle tanımlıyorum.

 

 

takipçi satın al