GÖRÜRSEM, “YİNE” YAZACAĞIM SÖZ! - Adana UlusAdana Ulus

13 Mayıs 2021 - 03:52

GÖRÜRSEM, “YİNE” YAZACAĞIM SÖZ!

GÖRÜRSEM, “YİNE” YAZACAĞIM SÖZ!
Son Güncelleme :

12 Nisan 2021 - 15:42

Ne söylerseniz, ne yazsanız, ne yapsanız “dönüşü” olmayan bir yol olmalı…
Ağızlarından çıkan “sözlere” bakılırsa, “hiç de” yapılan/ yapılmak istenen şey “bizim” belirttiğimiz gibi değil! Asıl “biz” abartıyoruz, kendi “dar” penceremizden bakıyoruz, gerçek yaşamın dışındayız, toplumsal ilişkinlerin nasıl yürüdüğünü bilmiyoruz!
Söylediklerini “unutmayı” erdem saymaları var bir de…
Bir kapalı salon toplantısı düşünün; koltuklarda Adana’nın ileri gelen(!) bürokratları, odaları, iş insanları, yüklenicileri, politikacıları yerlerini almış, her denilenleri alkışlamak için “sözcükler artasındaki” boşluğu bekliyorlar, konuşan/ dinleyen hoşnut…
Söz şöyle geliyor:
“Biz her zaman yurttaşlarımızın yanında olduk, onların çıkarlarını koruduk, ‘alan el veren eli bilmesin’ yaklaşımıyla bunu gerçekleştirdik!”
Herkes alkış yağmuruna tutarken, benim “karşı durduğum” yer de bu!
***
Seyhan’ın Güllbahçe Mahallesi’nde bir evde yangın çıktı.
Ev, sosyal güvencesi olmayan, inşaatlarda günübirlik işlerde çalışarak geçimini sağlayan bir emekçinindi. En büyüğü ondokuz yaşında olan yedi çocuklu bir ailenin yaşadığı ev…
Haber, bülten olarak Seyhan Belediyesi basın şubesinden servis edildi, tüm basına. Bültende haberin yanı sıra fotoğraflar da yer alıyordu.
Evi içini gösteren fotoğraf şöyle:
Yerde “eskimiş” solgun bir kilim, tuğla duvarın üzerinde kabarık duran elektrik borusu, hemen altında derme/ çatma bir lavabo, üzerinde tencere/ tabak/ kavanoz, önünde sarkıp durumda görülürken/ arkadaki lavabo sifonunun görülmesini engelleyemeyen örtü…
“Yoksulluğun fotoğrafı nedir” diye sorsalar, aynısını söylerim!
Dokuz kişinin yaşadığı bir ev…
Yangın anında aile bireylerinin bir bölümü damda, diğerleri de ev dışında olması can kaybını önlemişti, ancak kış günü soğuktan/ yağıştan korundukları duvarları sıvasız, pencere pervazlarının üşüttüğü evin eşyaları da zarar görmüştü!
Covid süreci yaşanıyordu; kim yanında olacaktı, kim doymasında, üşümesinde, yaşamını sürdürmesinde elini uzatacaktı?
Seyhan Belediyesi’ne başvuru yaptı!
***
Belediyenin, Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü ekipleri mahalleye geldiler,inceleme yaptılar, ardından da işe koyuldular…
Önce evin içindeki “tüm” kullanılamayacak durumda olan eşyaları kaldırdılar, elektrik boruları tuğla duvara göndüler, odanın taban seramiğini döşediler, kapılarını/ pencerelerini yenilediler, duvarı sıvadılar…
O gün Başkan Akif Kemal Akay’da oradaydı. Ustalar sıvayı bitirmiş, boya işlerine başlanmıştı. Başkan Akay hiç düşünmeden ucu rulolu çubuğu eline aldı. “Emeğim geçsin” der gibi, evleri yenilenen ailenin sevinci gibi boya kutusuna salıverdiği roluyu/ duvara sürmeye başladı.
Ne güzel, ne alışılmadık bir ortam…
Her şey güzel…
***
Belediye basın şubesinin servis ettiği başka fotoğraflar da vardı!
İçinde tanımlanamayacak biçimde hoyratlık bulunan, “alan elin” ağırlığını göz önünde bulundurmadan, “veren eli” öne çıkarmak için debelenen fotoğraflar…
Duvarı sıvanıp boyanmış odanın açık/ üç kanat pencerenin önündeydi herkes…
İnşaatlarda iş bulabilirse çalışan baba, çocuklar, belediye başkanı, boyacı, birkaç belediye görevlisi…
Hepsinin “yüzlerini” tek tek inceledim! Belediye görevlileri birine destek olmanın onurunu yaşıyor olmalıydılar, boya ustaları “o karede” olmanın sevincini, çocukların çoğu “bir oyun” gibi düşünüyor olmalıydı, ya baba…
Kimseye bakmıyordu; ne deklanşöre, ne belediyecilere, üstelik gülümseyemiyordu bile…
Bu umarsızlığa, bu doyumsuzluğa, bu duruşsuzluğa başkaldırı gibiydi bakışları…
Başkan Akay, bundan sonrası için “umut” sözü veren konuşmasında şunları söylüyordu:
“Evin yapı itibariyle eksiklerini gidermeye çalıştık. Bunlar belediyelerin asli görevi. Önümüzdeki günlerde umarım daha fazla yardımcı olmaya çalışacağız. Yedi çocuklu bir aile. Başka ihtiyaçları da var. Bunları mümkün olduğu kadar karşılamak bizim temel görevlerimiz”
Benim kırılma noktam bu!
***
Tamam, kentinizdeki bir mahallede yaşayan ailenin evinde çıkan yangın nedeniyle elinizi uzatmışsınız, eksiklerini gidermişsiniz, bundan sonrası için de desteğinizin süreceğini/ gereksinmelerini sağlamak için de çalışacağınızı belirtiyorsunuz…
Salon konuşmalarında yaptığınız konuşmaları anımsar mısınız, orada “alan el veren eli bilmesin” sözlerinin üzerine bastırarak söylüyorsunuz!
Sizin “doğrunuz” hangisi onu merak ediyorum…
Basına servis ettiğiniz bültenin yanında bulunan, ailenin “tüm bireylerinin” yüzlerini gizlemeyen fotoğraflar mı?
Yoksa salon toplantılarında Adana’nın ileri gelenlerine(!) yaptığınız konuşma mı?
Biliyorum, bu yazılanlar “yine” burada olduğu gibi kalacak, yine sizler her zamanki uygulamalarınızı sürdürecek, her şeyin adınızla anılması için her fırsatı kollayacak, “alan yüzü, veren yüzünüzün” yanına koyacaksınız!
Görürsem, “yine” yazacağım söz! Siz “konuştuğunuz” gibi olmamayı sürdürdükçe, “söz” yine yazacağım!
“Alan elin veren eli bilmesi” öyle çirkin ki…

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
takipçi satın al