Tarih: 17.02.2022 09:38

'ADANA'NIN KURTULUŞU'NUN YENİ ADANA GAZETESİ'NE YANSIMALARI'KONFERANSI

Facebook Twitter Linked-in






Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi (ÇÜTAM) tarafından düzenlenen 'Adana'nın Kurtuluşu'nun Yeni Adana Gazetesi'ne Yansımaları' konferansı Kısacıkzade Konağı'nda verildi.
ÇÜTAM Müdürü Prof. Dr. Deniz Abik’in açış konuşmasından sonra, ÇÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Aslı Emine Çomu tarafından verilen konferansta, Çomu, “Ahmet Remzi Bey, Kuvayı Milliye yanlısı bir bakış açısıyla Yeni Adana Gazetesini kurmuş, işgale karşı direnişin içerisinde yer almış ve Kuvayı Milliye’nin teşkilatlanması için çaba sarf etmiştir” dedi.





Çomu, Adana’yı da içine alan Çukurova Bölgesinin Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının üzerinden çok zaman geçmeden Britanya tarafından işgal edildiğini ve bu kuvvetlerin yerini 18 Kasım 1919’da 8 taburdan oluşan ve bu askerlerin 1000 kadarının da Ermeni olduğuna da dikkat çekerek, Fransız birliklerine bıraktığını ifade etti.





Dr. Öğr. Üyesi Aslı Emine Çomu, şunları söyledi:





“Fransızların bölgeden tehcirle ayrılan Ermeni nüfustan devşirdiği ve daha önce cepheye sürdüğü Ermeni askerleri kendi birliklerine dahil etmesi işgali daha da çekilmez hale getirmiş; bölgede büyük huzursuzluk yaratmıştı. Bu huzursuzluğun Ermeni askerler ve Türk halkı arasındaki artık rutin haline gelen çatışmalara dönüşmesi yüzünden hastaneler yaralılarla dolmuştur. Hatta bu çatışmalar öyle bir hale gelmişti ki bir grup Türk, Fransız işgal idaresine gidip Ermenilerin ellerinde perişan olacaklarına erkek gibi ölmeyi tercih edeceklerini ifade etmişti.





 Buna karşılık Fransız işgal idaresi bu çatışmaları durdurmak için gerekli adımları atmamış; hatta Türk memurları işten çıkarıp yerlerine Ermenileri getirerek gerilimin seviyesini daha da yükseltmiştir. Bu durum direniş hareketinin güçlenmesini ve yayılmasını hızlandırmıştır. Adanalılar Sivas Kongresi’ne de bir heyet göndererek, bu heyet aracılığıyla Mustafa Kemal Paşa’yla temas kurmuştu. Türk askeri birlikleri ise Fransızların Adana’nın kontrolünü tamamen üzerilerine almadan önce 1 Kasım 1919’da Kilikya Kuvayı Milliye Komutanlığı adı altında tertip edildi. Askeri birliklerin kurulması silahlı çatışmanın Ocak 1920’de resmen başlamasını da beraberinde getirmiştir. Bilindiği üzere savaş iki yıl sürmüş ve Fransızların bölgeden çekilmeyi kabul etmesiyle de sona ermiştir. İki yıl süren ve çok büyük sıkıntılarla geçen bir dönem sonrası tüm Çukurova Bölgesi tekrar bağımsızlığına kavuşmuştur.





YENİ ADANA GAZETESİ’NİN KURULUŞU VE İLKELERİ





Yeni Adana Gazetesinin ortaya çıkışı Adana’nın işgalinin ilk dönemine rastlar. Şehrin yerlisi olan Ahmet Remzi Bey ve arkadaşları 25 Aralık 1918’de “Adana” adlı bir gazeteyi çıkarmaya başlarlar. Fakat gazetenin ömrü çok kısa sürer ve üç sayı sonra işgal kuvvetleri tarafından yayınına son verilir. 





Adana’da yeni bir imtiyazla “Yeni Adana” adıyla yayınlanmaya başlanan gazetenin ömrü yine uzun olamamış ve sekiz sayı sonrası kapanmıştır. Gazete aradan geçen bir buçuk sene sonunda önce Karaisalı’da ve daha sonra da Pozantı’da yayın hayatına çok zor şartlar altında ve yokluklarla devam etmiştir. Adana’nın kurtuluşuyla birlikte, 9 Aralık 1921 tarihinde 185. Sayısından itibaren yeniden Adana’da basılmaya başlanmıştır. Ahmet Remzi Bey, Kuvayı Milliye yanlısı bir bakış açısıyla gazetesini kurmuş, işgale karşı direnişin içerisinde yer almış ve Kuvayı Milliye’nin teşkilatlanması için çaba sarf etmiştir. Adana Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin gerek kuruluşunda gerekse örgütlenmesindeki katkıları onun Millî Mücadele yanlısı bakışının net göstergeleri olarak kabul edilebilir.





Gazetedeki makalelerde kullanılan dil aynı zamanda Türkçülüğü esas alan bir bakış açısını da yansıtmaktadır. Özellikle gazetenin başyazarı olan Ferid Celal’in kullandığı benzetmeler, tarihsel örnekler ve yorumlarda bu Türkçü bakış açısı kendini oldukça açık bir şekilde göstermektedir.





YENİ ADANA GAZETESİ VE ADANA’NIN KURTULUŞU





Yeni Adana gazetesi Adana’da işgal sonrası neşrettiği ilk sayısında “Vatan Kucağında” başlıklı makalede “vatan” kavramının üzerinde durur. Makalede insanın her türlü mahrumiyete tahammül edebileceği ama sadece vatan mahrumiyetiyle yaşayamayacağı vurgulanır.10 Kurtuluşun bir şekilde uzun zamandır yaşanan açlık, sefalet ve ıstırabı silecek güçte olduğu ifade edilir. Aynı zamanda bu güzel toprağın üzerine güneşin bir başka doğduğu söylenir ve doğan güneşin, insanların kendilerini yeni bir dünya içerisinde bulmalarını sağladığı da belirtilir. İstiklâlin ne kadar değerli olduğunu vurgulayan gazete bir başka makalede, en büyük borçlarının istiklâli yaşatmak ve onun haremine hiçbir elin uzanmamasını sağlamak olduğu söylenir.12 5 Ocak ise Adana tarihindeki en aziz bayram, bayramlar bayramı ve yüce bir kurtuluş günü olarak betimlenmiştir. Fakat her ne kadar bu kadar duygulu ve heyecanlı bir yönü olsa da gazetenin temkinli dili ve Türk halkının ne kadar ölçülü ve sâkin olduğunun vurgulanması da gözlerden kaçmamaktadır. Gazetenin 187. sayısında “Bugünkü Vaziyet” başlıklı makalede vilâyetin idaresinin Türklere devredilmesinin üzerinden gün geçmesine rağmen herhangi bir karışıklık olmadığının altı çizilmektedir. Hiçbir memlekette bir idarenin değişiminin bu kadar büyük bir sükûnetle icrâsının tasavvur edilemeyeceğini söyleyen gazete, dış dünyadan durumu takip edenlerin zihinlerinden Ahmet Remzi (Yüreğir) Bey Türk Ordusu’nun Adana’ya girişi birçok şey geçirmiş olmalarına rağmen içinde bulundukları durumda üzerlerinde hiçbir fevkaladelik hissetmediklerini belirtmiştir. Hatta makalede bu durum, “bir elden diğer ele devir eyleyen şeylerin sesini işitmek imkânı bile olamıyor” diye ifade edilerek, her şeyin sakince yürüdüğünün altı özellikle çizilmiştir.





Türk halkının temkinli ve ölçülü davranışlarına yapılan vurgu, Türk askerlerinin şehre girişinde yapılan törenlerde de özellikle öne çıkarılmıştır. “Büyük Günler” başlıklı makalede askeri karşılamak için sokaklara dökülen halkın sakin duruşu takdir edilirken şehrin baştanbaşa ayaklandığı bir günde halkın gösterdiği terbiyenin müstesna bir durum olduğu iddia edilmektedir. Böyle coşkulu bir günde hiç kimsenin yere bile düşmemesi toplumun terbiyesi hakkında yeterli kanaat oluşturmaya kâfi bulunmuştur.





Aynı makalede yine Türklerin “şer ve fesat amili” olmadığı söylenirken, Franklin Bouillon’un konağının etrafındaki tezahürat bunun ispatı olarak gösterilmiştir. Ayrıca gazetenin, yönetimin Türklere devredilmesini “bir dost eliyle dostça terk olunan emanet” şeklinde tasvir etmesi de oldukça dikkat çekicidir. Türklerin terbiyeli davranışlarının Fransızları da memnun etmesi öne çıkarılırken, Türklerin dost ve misafir olanlara gösterdiği hürmetin örneği olarak, iki milletin bir arada dalgalanan bayrakları gösterilmektedir.





Gazetenin bu bağlamda Fransa’ya yaklaşımı oldukça ilginçtir. Fransa’ya Adana’nın kurtuluş mücadelesinde özel bir yer verilmiş ve Franklin Bouillon’un şahsında tüm Fransız halkına minnettar olunduğu özellikle ifade edilmiştir. Gazete, Türk halkının mağlup olduktan sonra herkesin bekçisiz, bomboş ve yaralı vatanına akın ettiğini ve insaniyetin yüzünü kızartacak birçok fenalıkların düşünülmeden tatbik edildiğini dile getirdikten sonra, bu faciaların kimse tarafından dikkate alınmadığını; sadece Fransa’nın tek bir kalp gibi uğranılan bu haksızlıklara karşı mücadele ettiğini söyler.17 “Bizim hakkımızı müdafaa ediyor.”ifadesiyle büyük bir muhabbetle yaklaşılan Fransa’ya yapılan övgüler, özellikle Franklin Bouillon üzerinden oldukça yoğun bir şekilde aktarılmış ve Bouillon gazetede “tarihimize, kalbimize yerleşen” ve “bizi en çok seven” gibi ifadelerle anılmıştır.





Adana’da ayrıca Franklin Bouillon şerefine Dahiliye Müsteşarı, vali vekili ve memleketin erkân ve Fransa Temsilcisi Franklin Bouillon Ankara Antlaşması sonrasında Mersin’den bir zırhlıyla ayrılmıştır. Uğurlama sonrasında Muhiddin Akyüz Paşa ve Şükrü Naili Bey Mersin İskelesi’nde eşrafının da katıldığı bir ziyafet verilmiş ve gazete bu ziyafetin Fransız-Türk dostluğunun ne derece kadim olduğunu gösterdiğine işaret etmiştir. Türk tarafının yaptığı konuşmalarda Bouillon’a özellikle teşekkür edilirken, Bouillon bu teşekkürlere cevaben Türk halkının kendi oturduğu hanenin önüne Türk ve Fransız bayraklarıyla gelmesini fevkalâde bir iltifat olarak yorumlayıp Birinci Dünya Savaşı’nda hükümetlerin ayrı cephelerde savaşmış olmasına rağmen Türk ve Fransız milletlerinin birbirinden ayrılmadığını ve birbirlerini sevmeye devam ettiğini söylemiştir. Birçok hataların yapıldığını kabul eden Bouillon, ekseriyetin Türk olduğu Adana vilâyetini Fransa’nın Türklere iade ettiğini belirtir. Konuşmasında Mustafa Kemal Paşa’ya da ayrı bir yer ayırmış ve kendisine övgülerde bulunmuştur.





Fransa’ya yönelik bu yaklaşım işgal dönemi bakış açısından oldukça farklıdır. İşgal devam ederken Fransa’nın bölgeden ayrılacağı haberlerine ihtiyatla yaklaşılmış ve gazetede Fransa’dan “düşman” diye bahsedilip “sülük gibi göğsüne yapıştıkları aziz memleketimizden uzaklaşmayacaklardır” şeklinde yorumlar yapılmıştı. Benzer şekilde Fransa’nın tahliye haberlerine itimat edilmemesi konusunda okuyucularını uyaran Yeni Adana gazetesi bunun altında yine bir hile ve fitne olduğunu ileri sürmüştü. Fransa’ya bakış açısında bu kadar sert değişim dikkate şayandır. Özellikle 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşması bu değişimde bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir.24 Bu antlaşmanın hemen arkasından Türk ve Fransız yetkililer tarafından ilan edilen ortak bir bildiriyle Hıristiyan azınlıkların korunması garanti altına alınmıştır.25 Fakat bu bildiri bölgede yaşayan Hıristiyan ahalinin endişelerini gidermemiş ve Fransızların iç bölgelerden kıyıya çekilmeleri onların bölgeden ayrılmalarını hızlandırmıştır.26 Aslında Hıristiyan gruplarla doğrudan çatışmaktan kaçınmak, ulusal hareketin onlara zarar vermeyeceğini temin etmek ve onların güvenini bu şekilde kazanmaya çalışmak Kurtuluş Savaşı’nın ilk zamanlarından itibaren öne çıkarılan bir politikadır.Bu teminatın İtilaf Devletleri temsilcilerine verilmesine o dönemde de özen gösterilmiştir.Gazetede, Türk halkının terbiyeli davranışları, taşkınlığa başvurmaması ve kendine hâkim olması da verilen teminatın geçerli olduğunun bir göstergesi olarak sunulmuştur. Yeni Adana, Hıristiyan grupların verilen teminata rağmen bölgeden ayrılmalarını Türklerin aleyhine konuşan ve propaganda yapan düşmanlarına bağlamış ve zulüm ve insafsızlıktan bahsedenlerin bu sükûnet karşısında nasıl bir delil bulup göstereceklerini sormuştur. Gazete aynı zamanda içinde Türk yetkililere karşı fena şüphe taşıyanların bugünkü vaziyet karşısında işittiklerinin hep uydurulmuş, iğrenç ve menfur propagandalardan ibaret olduğuna kanaat edeceklerine emin olduklarını da ifade eder.





Dış dünyanın Türk yönetimi hakkında hâlâ şüpheli kanaatlere sahip olduğu ve bu şüphelerin bir kısmının kaybolmuş olmasına rağmen etkilerinin tamamen ortadan kalkmadığı için, bu sükûnetin devam etmesi gerektiği ima edilmektedir. Bir başka deyişle millî menfaatler için gösterilen temkinli halin aynı zamanda gelecek için çok büyük ümit vaat ettiği ve düşmanları tekzip etmek için yeterli olduğu da özellikle öne çıkarılan bir noktadır.





Türk yetkililere şüpheyle yaklaşıldığı, aleyhlerindeki propagandanın hız kesmediği ve mücadelenin sadece savaş meydanında değil diplomasi alanında da devam ettiği bir dönemde Fransa’nın Türk tarafıyla barış ve uzlaşı yoluna girmesi oldukça önemli bir gelişmedir. Yeni Adana’nın Fransa’nın attığı bu adımı takdir etmesi ve bakış açısını değiştirmesi de anlaşılabilir bir durumdur. Yeni Adana bu bağlamda Fransa başbakanı Aristide Briand’ın Fransa Meclisi’ndeki konuşmasına da yer vermiştir. Bu konuşmada Briand, Çukurova bölgesini işgal etmelerinin gerekçesi olarak azınlıkların himayesini göstermiş ve Ankara Antlaşması’ndan sonra artık buna gerek kalmadığını çünkü bu grupların zarar görmemesi için her türlü tedbirin alındığını dile getirmiştir. Bu antlaşmanın düşmanlıkları bitirmesiyle lüzumsuz yere akan Fransız kanının artık akmayacağını da özellikle belirtmiştir.30 Gazetenin bakış açısını değiştiren gelişmelerden birisi de Fransa’nın yapılan antlaşmayı yeterli bulması ve işgalin bitirilmesini gerekli görmesi idi.





Bunun yanında Adana gibi ekonomik potansiyeli yüksek bir vilâyetin kurtularak vatan topraklarına dahil edilmesi üzerinde durulması gereken başka bir husustur. Bölgenin kurtuluşundan sonra Adana’yı ziyaret eden gazeteci Ahmet Emin (Yalman) Yeni Adana’da yayınlanan yazısında, şehre geldiğinde yüzüne canlı, uyanık ve azimkâr bir havanın çarptığını belirtmektedir. Yazıda Adanalılar hiç kimseden yardım beklemeden yaralarını kendi elleriyle saran ve mücadeleye devam etmekten başka bir şey düşünmeyen kahraman savaşçılar olarak tasvir edilmiştir. Ahmet Emin Bey, Adana’nın ahenkli sükûnunu övmeyi de ihmal etmemiş ve bunun yapılan olumsuz propagandaların kuvvetini kırmaya hizmet edeceğini vurgulamıştır.32 Yazar, Adana’nın savaştan sonra ekonomik sıkıntılar yaşamasına rağmen azimle bu müşkülâtı eritecek ve kısa zamanda üretim gücüyle yalnız kendini geçindirecek bir hale değil, aynı zamanda genel olarak vatanın kaynaklarını genişletecek bir dereceye çıkacağına olan inancını dile getirmektedir. Adanalıların ellerinde kalmış araçlardan istifade etmek için birleşeceğini ve memlekette terk edilmiş sermaye namına ne varsa bu topraklara çekeceğini belirten Ahmet Emin Bey bölgenin dış yatırımlar için de önem arz ettiğini yazısında ifade etmiştir.





Adana’nın kurtuluşu bu açıdan bakıldığında sadece bölge halkı için değil tüm vatan için değerli ve önemlidir. Vatanın yaralarının sarılmasında böyle bir ekonomik potansiyele sahip bir bölgenin yapacağı katkılar şüphesiz dikkate şayandır.”





“YENİ ADANA GAZETESİ, BÖLGENİN KURTULUŞUNA DA ŞAHİT OLAN ÖNEMLİ BİR KAYNAK”





ÇÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Dr. Öğr.Üyesi Aslı Emine Çomu, konuşmasının sonunda ise, Yeni Adana Gazetesi’nin, Adana’nın Birinci Dünya Savaşı’nın akabinde başlayan işgal sürecini, yaşadığı sıkıntılara rağmen kamuoyuna aktaran ve bu acı ve ıstırapla geçen üç yılın sonunda bölgenin kurtuluşuna da şahit olan önemli bir kaynak olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:





“Gazetenin sadece olaylar hakkında yazması değil, bunun yanı sıra günü gününe halkın nabzını tutması ve gözden kaçan detaylara ışık tutması ayrıca önemlidir. Adana’nın kurtuluşunun yansımalarına dönük tanıklığı da bu bağlamda dikkat çekmektedir. Adana, işgal süresince sadece Avrupalı bir devletin kontrolüne girmiş bir şehir olmayıp, aynı zamanda etnik çatışmaların yoğun biçimde yaşandığı ve buna bağlı olarak kayıpların katlandığı bir yer haline gelmiştir. Adana’nın kurtuluşu sadece savaş meydanında askerlerle değil, bunun yanında müzakere masalarında diplomatların uzun uğraşıları sonucu elde edilmiştir. Yeni Adana gazetesi Milli Mücadele’yi destekleyen bakış açısıyla, elde edilen bu istiklâlin ne kadar değerli ve önemli olduğunu her sayısında dile getirmekten çekinmemiştir. Ama aynı zamanda kullanmaya önem gösterdiği ihtiyatlı dil, özellikle hassas bir dönemden geçen halkı galeyana getirmemek ve etkisi hafiflememiş gruplar arası husumeti büyütmemek adına takdir edilecek bir harekettir. Gazetenin Adana’nın yakın tarihine tanıklık etmesi bakımından ayrı bir yere ve öneme sahip olduğunu da belirtmeden geçmemek gerek.”





Toplantı daha sonra soru ve yanıtlar şeklinde devam etti.  Prof.Dr. Deniz abik tarafından Dr. Öğr.Üyesi Aslı Emine Çomu’ya plaket verildi.





Toplantıya Prof. Dr. Deniz Abik, tarihçi Cezmi Yurtsever, Yeni Adana Gazetesi yazarlarından Ahmet Duman ve çok sayıda davetli katıldı.





Orjinal Habere Git
— HABER SONU —