Tarih: 04.03.2022 22:03

AMAÇ, ÖLÇÜ VE BİLGİ KARIŞIK AMA ARAÇ TÜRKİYE İLE RUSYA'YI SAVAŞTIRMAK MI?

Facebook Twitter Linked-in


Libya, Mısır, İran, Mezopotamya, Anadolu; güncel haliyle boydan boya Ortadoğu, Balkanlar, Karadeniz-Kafkasya, Baltıklar… Batı ile doğu arasında, göç ve ticaret yolları arasında, uygarlıkların doğuşu ve yayılımı arasında aynı zamanda Troya’dan bu yana büyük savaş ve karışıklıkların da alanı, bir türlü tek bir statü bulamıyor, “karışık” bulunuyor, Yemen’den Libya’ya, Kırgızistan’dan Azerbaycan’a zaten karışıktı, karışıklık daha da karıştırılmış ve sertleştirilmiş bulunuyor.





Bölge de kafalar zaten karışıktı, bir kez daha karıştırılmış durumda. Bölge veya dünyanın karışıklığı ile zihnin karışıklığı zaten iç içe, kim kimi, hangisi hangisini karıştırırsa daha üstün gibi bir hal alıyor, karışıklık daha da derinleşiyor.



Savaş nedir? Ölümle savaş arasında nasıl bir ilişki var? Savaş kaç tür yapılır, “sıcak/açık şiddet” kullanılanı tek türü mü? Kaç tür şiddet var?





Fikir olarak savaş veya fikir olarak savaş karşıtlığı nedir? Haklı savaş var mıdır?





Pratik olarak savaş nedir, pratik olarak kimin yanında durmalı? Kimin yanında durmalı, Ukrayna mı Rusya mı haklı, hangisi galip gelmeli?





Hangisinin galip gelmesi Türkiye veya Ortadoğu’nun, hangisinin galip gelmesi NATO-AB-ABD blokunun işine gelir? Savaşın süreğen hale getirilmesi kimlerin işine gelir?





Savaşın gidişatı nereye? Kim daha üstün? Çatışmalar nereye doğru evriliyor?





Barış nasıl tesis edilebilir? Ne olursa barış olur? Kısa erimli veya uzun erimli veya kalıcı barış mümkün mü, bu nasıl sağlanır?





Nasıl tavır geliştirilecek, ilkesel mi stratejik mi yaklaşılacak?





Yayılmacılık, şiddet, terör, savaş, ölüm arasında nasıl bir bağ var acaba? Öncelik sonralık sırası var mı, hepsi iç içe mi?





Soru çok da yanıtlanması karışık, ortada bilgi sığlığı ve ölçü karışıklığı var.




DOĞRU ANALİZ VE DEĞERLENDİRME İÇİN BİLGİ GEREK: ÖZÜ/MAHİYETİ NE, NEDEN, NİÇİN?





Platon bir görünür bir de düşünülür dünya var diyordu, Kant fenomenon ve numenden, Aristoteles varoluşla varlığın (ilkenin) birliğinden, Marx praksisinden söz ediyordu. Fenomenologlar özünü arayarak tali ögeleri (propagandayı) aşarak arkasındaki kendinde-şeye ulaşmaya, esası ortaya çıkarmaya çalışıyordu.





Özetle savaş amaç değil araçtır, bu aracın arkasındaki esas neden kapitalizm, kâr hırsı, çıkar yayılımı, emperyalizmdir. Savaşın nedeni de ereği de kapitalizm, emperyalizm, yayılmacılık, el koymacılıktır.





Ekonomipolitik yetmezse savaşa başvurulur. Savaş endüstrisi de bu kapitalizmin zaten bir parçasıdır. Eisenhower’in adlandırması ile askeri-sanayi kompleks de emperyalizmin özündendir.





O halde, Ukrayna’da kim veya kimler yayılmacıdır, NATO ve Rusya hangisi daha yayılmacıdır, her ikisi de yayılmacı mıdır, kim üstün çıkarsa yayılmacılık daha yayılacaktır? Her iki yayılmacının da zayıflaması en istendik sonuç mu olacaktır? Türkiye yayılmacılarla mı yoksa yayılmacılara karşı mı durmalıdır? İdeali her tür yayılmacılığa karşı durmak mıdır? Pratikte Türkiye’yi hangi yakın tehdit beklemektedir?





TÜRKİYE ÖNCÜLÜĞÜNDE BM’YE BAĞLI OLMAYAN TAŞERON NATO GÜCÜ





Clinton döneminden, Yugoslavya’nın dağıtılmasından beri, neredeyse 30 yıldır, ABD ve NATO’nun kafasında ana stratejilerden biri Ortadoğu’dan Baltıklara, hatta uzun erimde Çin’e karşı kullanışlı olacak Türkiye öncülüğünde Bangladeş-Pakistan’dan Suudilere-Ürdün’e-Mısır’a, Türklere-Kürtlere, hepsinin asker verecekleri TAŞERON SÜNNİ NATO GÜCÜ oluşturma planı var. AKP-Cemaat ılımlı İslam projesi buydu.  1 Mart tezkeresi pratikte bu planı bozmuştu. Büyük olasılıkla Ergenekon’dan Amirallere davalar da buna direnç gösterenleri cezalandırıyor olabilir.





NATO bir yandan Romanya odaklı Almanya’dan Polonya ve Baltıklara bir Karadeniz gücü oluşturdu ve oluşturuyor. Balkan ülkeleri ve Türkiye de bunun bir parçası. Ancak burada hem toplam nüfus daha az hem Avrupa’ya daha yakın, hem maliyeti fazla, hem de daha dar bir alanda kalıyor.





Daha esaslısı ise SÜNNİ TAŞERON NATO ordusu oluşturmak. Bu proje gizli saklı bir proje de değil. Önce Yugoslavya sonra Afganistan’da ABD’nin Baş Temsilcisi Holbrooke bunu zaten daha o yıllarda açık açık yazmıştı. Proje uzun erimli bir proje. Bunu 2002’de de yazmıştım, 18 Aralık 2015, 18 Haziran 2021 tarihli yazılarımda da dillendirmiştim.





NATO VE AB İÇİN TAM ÜYE OLMAYAN ‘TAŞERON TÜRKİYE’ ‘İDEAL’ STATÜ MÜ?





Türkiye’nin NATO üyeliğinden çıkarılması NATO için daha elzem mi, çıkarına bir durum mu? Yoksa NATO içinde kalarak bir uç görevi görmesi mi daha ehven? Aynı şekilde AB için de, pratikte istediği gibi Türkiye ile oynadığı ama tam üye yapmadığı bir statü mü Türkiye’ye uygun bulunuyor? (Örneğin Suriyeli mülteciler meselesi bile buna yeter örnek).





NATO ve AB gözüyle, Batı emperyalizminin gözüyle Türkiye’nin Batı ile olan statüsünde belki de hiç sorun yok, zaten statüsünü bulmuş, hatta fazlalık bile olabilir, NATO ve Avrupa Konseyi üyeliğinden da dışarıda kalması, daha askıda bir statü daha uygun düşebilir, aynı AB “ortaklık antlaşması” statüsünde olduğu gibi.





Türkiye savaşa itiliyor veya gidiyor mu, en azından ciddi bir şekilde zorlanıyor mu? ABD-AB-NATO sürekli Türkiye ile Rusya’nın arasını daha da bozmaya, uçak düşürmeden askerlerin şehit olmasına, adım adım kaşımaya, orta ve uzun vadede Afganistan’dan Baltıklara kadar Rusya ve İran savaşını oluşturmaya çalıştıkları taşeron Müslüman NATO gücüne, en başta da Türkiye’ye yıkmaya çalışıyorlar.





Savaşların nedeni ve niçini (ereği) yayılmacılıktır. Yayılmacıların taşeronu olmayalım. Kim yayılmacı ise onlara karşı çıkalım, en azından selam sabahı keselim, adamı, aracı, taşeronu olmayalım.





Savaşa karşı çıkılacaksa herkes pratikte öncelikle kendi bulunduğu coğrafyada ve ilkesel olarak da kendi ülkesinde yayılmacılığa mermi taşıyanlara, yayılmacılığı savunanlara karşı çıkmalıdır.





Zaman ve her zaman, kolonyalizmle, postkolonyalizmle, emperyalizmle mücadele zamanıdır.





En yakın tehdit Türkiye’nin de bu çatışmaya dahil edilmesidir, Türkiye ile Rusya’nın savaştırılmasıdır. Bize düşen yakın mücadele Türkiye’yi çatışmadan uzak tutmak, bu değirmene su taşıyanların çanaklarını kırmaktır. Uzun erimde de yayılmacılıkları aşmaktır.





Orjinal Habere Git
— HABER SONU —