Katılımcılık Bir Hayal mi? - Adana UlusAdana Ulus

12 Nisan 2021 - 22:29

Katılımcılık Bir Hayal mi?

Katılımcılık Bir Hayal mi?
Son Güncelleme :

23 Şubat 2014 - 12:38

Sivil Toplumu Geliştirme Merkezinde (STGM) çok sayıda Sivil Toplum Örgütü’nün katılımı ile yapılan toplantıda yerel yönetimlerde katılımcılık konusunda değerli tartışmalar yapıldı. Bende bu tartışmalarda toplantının yöneticisi olarak bulundum. STÖ değerli temsilcilerini dinlerken bir yandan zihin jimnastiği yapmak bir yandan da derli toplu olarak katılımcılıkla ilgili sorunları ve talepleri dinleme şansı buldum.

Geçmişten bu yana sadece seçim dönemlerinde siyasetçilerin ve adayların ziyaretçi akınına uğrayan ve daha sonraki dönemlerde adeta unutulan STÖ’nin belli alanlarda uzmanlaşmış insan kaynağının görmezden gelinmesi her şeyden önce toplumsal refaha yapabilecekleri katkıyı görmezden gelmek gerçekten bir yönetim başarısızlığı olarak değerlendirilebilir. Bu örgütlerin halk ile yerel yönetim arasında köprü görevleri göreceğini unutmamak gerekir. Çağdaş ve yaşanabilir kentler ancak hemşehrilerin yaşadıkları kente sahip çıkması ile mümkün olabilir.

Yerel yönetimler ve STÖ arasındaki yasalarımızda öngörülen köprü Kent Konseyleridir. Ancak tüm Türkiye’de bir elin parmaklarını geçmeyen iyi uygulama örnekleri dışında kent konseyleri adeta belediyelerin egemenlik alanı ya da arka bahçesi olarak görülmektedir. Çukurova ilçemizde olduğu gibi bir belediye başkanı hem konsey başkanı sıfatıyla danışma hem de idarenin başı olmak sıfatıyla yürütme fonksiyonunu kendinde toplama yanlışına düşebilmektedir. Büyükşehir Kent Konseyinde olduğu gibi belediye başkanı konsey başkanı akraba ilişkileri ya da belediye başkan danışmanlığı ve Kent Konseyi başkanlığı gibi şapkalar dönem dönem bir arada giyilebilmektedir. Tüm bunlar yanlıştır. Bu yanlışı yapan tüm belediyeler ülkemizde STÖ ile yerel yönetimler arasında kurulması gereken sağlıklı köprüleri yıkmakta ya da deyim yerindeyse yandaş, çakma köprülerle durumu idare etmektedir. Kent Konseyleri STÖ’nün temsilcilerinin yönetimlerinde daha özerk yapıda ve kapsayıcı şekilde tüzük değişikliğine gitmelidir. Sayısal olarak genişlemeli kendi içerisinde demokrasiyi yaşayan bir kurum haline gelmelidir. Siyaset mekanizması bu meclislerde müdahaleci değil görüş alan, toplumun ortak vicdanı ve sesini dinleyen, gereklerini de belediye meclislerinde yapan bir rolde olmalıdır.

STÖ yeni belediye seçimi sonrasında mutlaka ve mutlaka seçilmiş organları izleyen , yasaların tanımış olduğu çerçeveler içerisinde faaliyetlerini değerlendiren ve kamuoyu ile paylaşan bir konumda aktif rol almalıdır. 2009’dan bu yana geçen sürede bu meclislerin önemi yeterince anlaşılmıştır ve yeni yasayla daha da artan bir öneme sahiptir. Bu meclislerin kamuoyu denetimi ve baskısını yeterince hissetmediğini son yıllardaki keyfi uygulamaları nedeniyle rahatça anlaşılmaktadır. Adeta onlarca “Evliya Çelebi”, imar ve kentsel rant uzmanı yaratan bu sisteme karşı sivil toplum tepkisizliğini devam ettirirse gelen gideni aratacaktır. Belediyeler komisyonlarında mutlaka STÖ’ne yer vermeli ve katılımcı anlayışla görüş almalıdır. Bu karar sürecinin doğal bir parçası olarak görülmelidir. Tüm Belediyeler STÖ ile başarılı proje örneklerini geliştirmek için mutlaka AR-GE ve Proje birimlerini oluşturmalı olanlar ise işlerlik kazandırmalıdır. Belediyelerin önemli sorunlarından biri belirli konularda uzmanlaşmış insan gücü kaynağının yetersizliğidir. Oysa STÖ bu vasıflı kaynağı sağlayabilecek ve gönüllülük çerçevesinde kamu hizmetine katkı koyabilecek kapasiteye sahiptir.

Bu ancak kendi ayakları üzerinde durmayı başaran, üreten, nitelikli insan gücünü gönüllü olarak toplum hizmetine koyan STÖ ile mümkün olabilir. Bu anlamda bir eleştirimizde bu tanımlamaya uymayan sivil toplum örgütlerinedir. Sivil örgütlenmeyi sadece yardım almak, tesis talep etmek olarak görenler bu anlayıştan vazgeçmelidirler. Bir STÖ’nü değerli kılan üretimleridir. Adana’daki 2000 dolayındaki STÖ ciddi olarak değerlendirilmeye, sınıflanarak kategorize edilmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu derneklerin Kent Konseylerinde ve proje ortaklıklarında yerel yönetimlerle işbirliği yapabilmesinin kriterleri belirlenmelidir. Başarılı olan ile olmayan arasındaki çizgiler net olarak ortaya konulmadığı sürece bu sektör eş dost kayırmacılık anlayışı ile işlerini yürütmeye çalışır.

Kamusal alanlarla ilgili tasarruflarda, çevresel konularda, geniş çaplı imar değişiklerinde, bütçeye yük getirebilecek yeni büyük yatırımlarda belediyeler mutlaka toplumsal uzlaşıyı aramalıdır. Bu amaçla kamuoyunun görüşleri alınmalıdır. Adana yıllardır “ben yaptım oldu” anlayışı ile yapılan çok sayıda yanlış yatırım tercihlerinin maliyetini yeterince halka ödettirmiş bir kenttir. Kentler yöneticilerini kendileri seçmelidir. Kent meclisleri kentin sesi olmalıdır. Genel merkezlerin atadığı başkan ve meclis üyeleri ile seçmen seçmemektedir. Sadece onaylamaktadır. Gücünü seçmenden değil atama makamlarından alan seçilmişlerin siyasetlerinde mihenk taşı da haliyle vatandaş olamamaktadır. Mevcut yapı içerisinde ve önümüzdeki yerel seçimlerde geleceğe dair çok büyük umutlar beslememekle beraber olması gerekenleri ifade etmenin bir görev olduğunu düşünüyorum. Vatandaşın ve STÖ’lerinin “Suskunluk Sarmalı” önceki yıllarda olduğu gibi devam edecekse kaybeden kentimiz ve hepimiz olacağız. Bu kentin en çok güzel hayallere ihtiyacı var. Eğer katılımcı, şeffaf yönetim bir hayal ise Dostoyevski’nin dediği gibi “ Aslında insanı en çok acıtan şey hayal kırıklıkları değil, yaşanması mümkünken yaşamadığı mutluluklardır”.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.