31 MART YEREL SEÇİMLERİ: AKP'NİN DİNCİ EĞİTİMİNE KARŞI BİLGİ VE ÖZGÜRLEŞME TALEBİ

Yerel seçim sonuçları nasıl okunmalı? AKP’nin oy kaybında ekonomik başarısızlığının yanında toplamda zihniyet, özellikle de din diyanet politikalarının, eğitimi ve okulları dincileştirmesinin, yaşam biçimlerine dinci saldırısının, dinci dayatmalarla hak ve özgürlükleri yok sayışının etkisi ne oldu acaba?

Yerel seçim sonuçları nasıl okunmalı? AKP’nin oy kaybında ekonomik başarısızlığının yanında toplamda zihniyet, özellikle de din diyanet politikalarının, eğitimi ve okulları dincileştirmesinin, yaşam biçimlerine dinci saldırısının, dinci dayatmalarla hak ve özgürlükleri yok sayışının etkisi ne oldu acaba?

Osmanlı hanedanlığı niye yeniliklere uyarlanamadı, sonunda battı gitti, bugün o haliyle bir daha canlanma şansı var mı? Bugün AKP’nin de Osmanlıya benzer rantiyeci, hanedancı ve şeriatçı eğilimlerle bahtını ve tahtını kurtarma şansı var mı?

AKP yerel seçimlerde kaybettiyse, iktisadi başarısızlık yanında bunun başlıca sebeplerinden biri de dinci, diyanetçi, tarikatçı eğitim politikası ve okul dayatmalarıdır. AKP önce diyanete ve MEB’de yaptıklarına bir bakmalıdır, buradaki çelişkilerle yüzleşmelidir. Ana soru ise “yüzleşebilir mi?” sorusudur. Bu sorular CHP için de farklı derecede geçerlidir.

İÇTE DIŞTA SINIF ZÜMRE FIRKALAR VE ANA ÇELİŞKİLER

Hayat bir süreç olarak yaşanır, AKP dönemi de bir sürecin parçası ve bir süreç olarak yaşandı. Halkla, bölgesel önceliklerle içte ve dışta beklentiler ve çelişkiler iç içe yaşanmaktadır. Üç büyük çelişki sayılırsa;

  1. Dışta en öne çıkan çelişki küresel emperyalizmle bölgesel ve yerel halkın çıkarlarının örtüşmemesidir,
  2. İçte en önemli çelişki “rantiye” sınıf ve rantiye zümreleri (en yaygın hali müteahhitler, taşeronlar, tarikatlar, dine diyanete dayalı zümreler) ile üretici sınıfların çelişkisidir,  
  3. Geleneksel zümrelerle çağdaş eğitim ve yaşam biçimlerinin çelişkisidir.

Alevi-Sünni, Türk-Kürt gibi bazı hatlar da bu çelişkiler etrafında konumlanmaktadır.

AKP döneminde yaşananlar bu ana çelişkiler etrafında yaşanmış ve yaşanmaktadır, dirençler de bu ana çelişkiler etrafında biçimlenmektedir.

AKP döneminde küresel emperyalizmin ilk beklentisi Türkiye’yi NATO-ABD yönetiminde Irak’a ve savaşlara sokmaktı. Bu talebe daha en başından ilk direnç 1 Mart 2003 tezkeresinin geçmemesiydi. Öcü Ergenekon ile alındı. “Ergenekon” bir darbe kovuşturması değil bizzat bir darbeydi, ABD-NATO ve din tarikatlarla çelişen ordu içi muhalefet tasfiye edildi.

Batı sermayesi özellikle Suriye’de istediğini aldı, Türkiye bizzat Suriye’deki iç çatışmaların doğrudan dolaylı tarafı oldu.

AKP içte bunu fırsata çevirerek 2010 ve devamında ordu ile birlikte yargıyı ve üniversiteleri dağıttı, oralarda hakim oldu. İhaleleri ve medya gruplarını yandaşlaştırdı, bürokrasi ve medyayı ele geçirmeye başladı.

2012 eğitimde çok ağır dinci kırılma dönemiydi, okulun yerine medreseler geçirilmeye, aklın bilginin yerine naklin geçirilmeye çalışıldığı bir kırılma süreciydi.

1 MART TEZKERESİNİN REDDİNDEN SONRA İKİNCİ DİRENÇ GEZİ

FETÖ ve tarikatlarla, müteahhit ve taşeronlarla kamu kadro ve kaynaklarını ele geçirme süreci yakından hissedilmeye başlanmıştı.

Irak, dahası Libya ve Suriye sürecinde ihvancı ve Amerikancı savrulma yakından hissedilmeye başlanmıştı.

Gezi üç ağaç da olmak üzere elbette üç ağaçla sınırlı değildi. Yandaşlık din tarikat üzerine kurulu, müteahhitlik ve taşeronluk üzerine kurulu kamu kadro ve kaynaklarının AKP (FETÖ’cülerle blok halinde) tarafından talanına dayalı rantiye sistemine toplumsal bir tepkiydi.

DARBE İÇİNDE DARBE: 15 TEMMUZ

ABD ve AKP win-win (kazan kazan) halinde işi abarttı, kendi aralarında kırılma yaşandı: FETÖ ve Milli Görüş birbirine girdi. ABD ve Batı Rusya ile de belirginleşen kırılma hattında doğrudan kendi adamlarını yerleştirmeye, FETÖ’cülere 15 Temmuz darbesini yaptırmaya kalkınca, buna karşı Erdoğancı kanat hakim oldu, darbe içinde darbe süreci yaşandı. Bir yandan Amerikancı darbe önlenirken diğer yandan Erdoğan ve blokundaki rantiyerler ve dinci kanatın daha ağır etki alanına girdi, AKP kendisiyle çelişen tüm kurumları tasfiye etme eğilimine girdi, kamu kaynaklarının yanı sıra tüm bürokrasi, ordu, yargı, eğitim AKP’nin istediği gibi kullandığı alanlar haline geldi.

ZİHNİYET ALANINA SALDIRI: DİYANET, İMAM HATİP, DİNCİ DEĞERLER, ÇEDES MESEM

Hemen bütün partiler zaten piyasacı. AKP döneminin en belirgin ayrımı ideolojik dinci kuşatmadır. Darbe sürecini fırsata çevirerek ideolojik alanda tüm muhalif grupları tasfiyeye yöneldi, örneğin darbelere karşıt olan zaten yıllardır baskılanmış sol muhalifleri bile KHK’lerle tasfiye etti, muhalif medyayı kapattı, bulvar medyasını satın aldı.

Bu süreçte toptan “zihniyet” alanına saldırıldı, en ağır yapılanlar MEB’de, yaygın ve örgün eğitim alanında yapıldı ve yapılmaktadır, örgün ve yaygın eğitimi dincilere, tarikatlara, diyanete bağladı. Üniversiteler toptan kendi yönetimi altına girdi, Boğazici Üniversitesine saldırı bunun sön örneğini oluşturdu. Ayasofya semboliktir, imam hatipler, MESEM’ler, dinci değerler eğitimi anlayışı- değerlerin dine bağlanması, tüm okulların müfredatının, ders programları ve içeriklerinin dincileştirilmesi, ÇEDES… Diyanet Akademisi, sübyan, okul öncesi eğitimin bile dinçleştirilmesi… yurtların, kursların, insanların tüm yaşam alanlarının dincileştirilmeye, dahası tarikatlara bağlanmaya çalışılması… Farklı yaşam biçimlerinin, farklı çoğulcu kültürün tümden yadsınması, yok sayılması, baskılanmaya çalışılması… Bilgi, bilim, mantık, felsefe, sanatın dışlanması… Psikoloji, sosyoloji derslerinin tümden tasfiye edilmesi…

ÇELİŞKİLERİN İKİ ÖBEKTE BİLLURLAŞMASI: SINIFSAL YOKSULLULAŞMA, ZİHNİ DİNCİLEŞME

Bu süreçte toplumsal çelişkiler iki ana noktada belirginlik kazandı, billurlaştı:

1-İktisadi alanda bir yanda hızla zenginleşen rantiyeciliğe dayalı sınıf zümeler (AKP üst yönetimine yakın müteahhit, taşeron, tarikat çevreleri), diğer yanda hızla yoksullaşan memur, işçi ve geniş bir bağımlı grup (işsiz, emekli vb.),

2-Zihniyet alanında daha da ağır sayılabilecek, dincileşme-tarikatlaşma yükselirken farklı yaşam biçimlerinin, bilim, sanat, felsefenin dışlanması; tüm yaygın-örgün eğitim alanlarında, zihniyet alanında dincilik-çağdaşlık çelişkisi. 

ÜÇÜNCÜ DİRENÇ YEREL SEÇİM SONUÇLARI: AKP DERS ÇIKARIR MI, CHP TAŞIYABİLİR Mİ?

1 Mart tezkeresi ve Gezi süreci birer büyük direnç alanıydı, buna 2019 yerel seçimlerindeki tavır, ama özellikle de 31 Mart 2024 yerel seçimleri eklenmelidir.

Yerel seçimlerde AKP’nin oy kaybında iktisadi sebeplerin yanında esaslı bir sebep de, eğitim politikalarından, Diyanet politikalarından, MEB’de okullarda, üniversitelerde dincileşme ve zihni saldırısından kaynaklandı, bilime, sanata, yaşam biçimlerine saldırısından kaynaklandı. Halk bu dincileşmeye karşı direnç gösterdi, gösteriyor.

Eğer AKP pragmatik olarak bile bir öz eleştiri veya yeniden oy alma arayışına girecekse, buna Diyanetten, MEB’den, YÖK’ten başlaması, kendi dinci rejim ve ideoloji telkininden vazgeçmesi ile başlaması gerekiyor. MÜTAŞERİK (müteahhit, taşeron, tarikat şeriatçı) şerikliği veya otoriterliği ile yüzleşmesi gerekiyor. Yüzleşebilir mi, zor gözüküyor.

CHP’NİN ÇIKMAZI: KAPİTALİZMLE VE GELENEKÇİLİKLE YÜZLEŞME CESARETİ EKSİK

Diğer yandan KAPİTALİZM ile, para piyasacılığa dayalı iktisadi politikalarla, küresel oluşumlarla, Baltık sorunuyla, Suriye sorunuyla Batı politikaları dışına yüzleşme cesareti, hatta böyle bir eğilimi olmayan bir CHP iktisadi alanda ve uluslararası alanda bir politika, Türkiye’nin en azından bağımsızlığını garanti edici bir politika üretebilir mi zor gözüküyor.

İkinci çelişki, zihniyet alanında, küçük bir rahatlama sağlayabilir ama CHP’nin EĞİTİM POLİTİKASI ne olacak, örneğin MESEM ile ilgili hiçbir kritik üretmedi, eğitimin metalaşması ve piyasalaşası konusunda hiçbir seçeneği yok, aksine bunları destekliyor. Dahası zihni alanda da, bilimsel ve eleştirel eğitim alanında da GELENEKLE YÜZLEŞMEDEN yeni bir şey söyleyemez, ancak derece farkı olur.

DERECE FARKI DEĞİL NİTEL SEÇENEKLERE İHTİYAÇ VAR: ÖĞRENEN ÖZGÜRLEŞEN TOPLUMLAŞAN ŞEHİRLER

Halk eksiğiyle fazlasıyla işlerin iyi gitmediğini, farklı seçenekler üretilmesi gerektiğini ifade etti de AKP ile CHP arasında iktisadi alanda pek bir fark yok, zihniyet alanında ise derece farkı var, bunun nitel bir fark olmasına yönelik bir arayışı yok.

Toplumu bir nebze daha az veya bir nebze daha fazla piyasa, din, gelenek notasından öteye taşıyacak eğitim politikaları gerekiyor. CHP seçeneğin bir parçası olmak istiyorsa önce seçenekleri oluşturması ve talep etmesi gerekiyor.

Özetle 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde halkın bir direnci, başka bir dünya talebi var. Bunun karşılığı ise henüz ufukta gözükmüyor. Hep beraber seçenekleri oluşturmak ve savunmak gerekiyor.

Yerel yönetimler en çok da insani ulaşım, mimari, müze, park, yurt, eğitim, kültür, sanat, tiyatro, senfoni, kütüphane, şenlikler-bilim kültür şenlikleri alanlarında başarılı olabilir, buralara yönelmeleri gerekiyor.

Yerleşimleri, şehirleri öğrenen, öğreten bilim, sanat, mimari, kültür özgürlük şehirlerine dönüştürmemiz gerekiyor. Refah servet birikimi olmadığı gibi kentlileşme de nüfus yığını değil nitelikli yaşama, öğrenme, özgürleşme, toplumlaşma alanlarıdır.


Adnan Gümüş

5.04.2024 19:14:00

YAZARLAR


YÜREĞİR’E 7 YENİ HİBE ARAÇ

ÖNCE HASTA MI, ÖNCE ÇALIŞAN MI?

OYA TEKİN: KAPSAYICILIK VE EŞİTLİK TEMEL YÖNETİM ANLAYIŞIMIZ OLACAK

LEZZET ARASI’NIN YENİ DURAĞI ADANA OLDU

YÜREĞİR BELEDİYESİNDEN 230 TEKERLEKLİ SANDALYE

5 YILDA 76 BİN 156 KİŞİ DOLANDIRILDI

DÜNYA USTALAR ŞAMPİYONASINDA ADANA’NIN GURURU

ADANA'DA 2 BİN 316 EV VE İŞYERİNİ TESLİM ETTİK

DEDEMAN OTEL OLARAK AÇILIYOR

DEMİRÇALI’DAN BAKAN KURUM’A SORULAR!

AİLELERİN TERCİHİ YUMURTALIK SAHİLLERİ OLACAK

150 ANAOKULUNDA SATRANÇ TURNUVASI

YAZ AYLARINDA SPOR SAKATLANMALARI ARTIYOR!

CHP VE AK PARTİLİ VEKİLLER İLE BAŞKANLAR BİRARADA

ADANA DEMİRSPOR BOLU’DA SEZONA HAZIRLANIYOR

BAKAN KURUM DEPREM KONUTLARI İÇİN TARİH VERDİ

İTALYA ADANA DEMİRSPOR’A VİZE VERMEDİ