AKIL BİLİM DIŞI MAARİF MODELİ: İSLAMCILIĞIN, MEZHEPÇİLİĞİN, TARİKATÇILIĞIN, RANTÇILIĞIN ESASLARI

“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” resmi onaylarını tamamladı, bugün tanıtımına başlanacakmış. Pek çok duyarlı kişi yazdı çizdi uyardı. Daha önceki yazılarımda değinmiştim, bir kez daha toparlayalım. Bu müfredat adından başlayarak hangi yanlarıyla “bilim dışı”, hatta bilim karşıtı bulunmaktadır.

“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” resmi onaylarını tamamladı, bugün tanıtımına başlanacakmış. Pek çok duyarlı kişi yazdı çizdi uyardı. Daha önceki yazılarımda değinmiştim, bir kez daha toparlayalım. Bu müfredat adından başlayarak hangi yanlarıyla “bilim dışı”, hatta bilim karşıtı bulunmaktadır.

MAARİF, İRFAN, İRFANİYENİN AKIL BİLİM DIŞILIĞI: AKLI VE BİLİMİ DEĞİL SEZGİ, İLHAM, KEŞİF, TECELLİ, TASAVVUFU ESAS SAYIYOR

“Maarif” dini bir terimdir, “eğitim” anlamına gelmemektedir.

“Eğitim” kavramı yerine “maarif” teriminin seçilmesi ideolojik kasıt taşımaktadır. Maarif, arif, irfan, marifetullah aynı kökten gelmektedir. Marifet, İslam Ansiklopedisinde, “Allah ve onun sıfatları, fiilleri, isimleri ve tecellileri hakkında manevî tecrübeyle doğrudan elde edilen bilgi anlamında bir tasavvuf terimi” olarak tanımlanmaktadır. 

Gazali’den İbn Haldun’dan Ahmet Cevdet Paşa'dan Mehmet Akif’e, Cemil Meriç’e, Sezai Karakoç’a, Necip Fazıl’a, bilgi medeniyetten kültürden öte “irfan” gereklidir, bilgi bilim akıl vicdandan öte din tasavvuf, maarif, maarifetullah gereklidir. Gayba/Tanrıya erişme, dinde tanrıda huzur bulma esas tutulmalıdır.

Aklıselim, kalbiselim, zevkiselim… tüm bunlar dine uygunluk ölçüsünü aramaktadır.

“Maarif modeli” Neden akıl bilim karşıtı? Çünkü maarif anlayışı akli ve bilimsel anlayışla örtüşmemektedir.

Maarif-irfan anlayışı ile ilim/bilim anlayışı farklı felsefe ve yol yönteme dayanmaktadır. İslam Ansiklopedisi bile maarifin çok farklı bir anlayışa dayandığını yazmaktadır: “Tasavvufta ise Allah’a dair olan bilgi başta olmak üzere bütün varlık ve olayların mahiyeti hakkındaki bilgiye mârifet denilmiş ve ârif (ehl-i ma‘rifet) ile âlim arasında açık bir ayırım yapılmıştır. Bu ayırım hem mârifet (veya irfân) ile ilim arasındaki metot farkından, hem de ârif ile âlimin vasıflarının başkalığından ileri gelmektedir. İlmin elde edilmesinde âlimin dinî ve ahlâkî şahsiyetinin önemi olmadığı halde marifete ulaşmada şahsiyet merkezî rol oynar. Âlim zihnî faaliyetle mutlak surette bilen, ârif ise ahlâkî ve mânevî arınma sayesinde sezgi gücü ve derunî tecrübe ile öğrenen, anlayandır. Âlimin zıddı cahil, ârifin zıddı münkirdir.” 

“Maarif” anlayışı aklı ve bilimi hem eksik buluyor hem de dahası dinle çelişen bir bilgi durumunda aklı ve bilimi reddediyor, küfürle, münkirlikle suçluyor, nassı/dini normu esas sayıyor.

Maarif anlayışı, hümanizme de karşıttır, çünkü insanlığın yarattığı mantık, matematik, bilim, felsefe, sanat, mimari, tıp değil bizzat din mezhep esas sayılıyor. Üretim ve başarıların kaynağı insanda değil tanrıdadır.

Maarif modeli akıl ve bilim dışı, antihümanisttir, dinci, tarikatçı. maarifçidir. İrfan “hikmet/gaybın bilgisine” götürecek nübüvvet, Sünni dinciliktir, mezhepçiliktir, tasavvuf tarikatçılıktır. 

AMAÇ ‘MİLLİ GÖRÜŞ’: ‘MİLLİ [DİNİ]’ DEĞERLERLE ‘TEKAMÜL’ VE ‘TANRI’YA/HUZUR’A ERDİRME 

“Maarif” modelinin birincil amacı, “millî”/dini değerlerle “tekamül/kamil/yetkin insan” ve toplumu ve insanı “huzura çıkarma”, huzura erdirme. Ortak metinde modelin ana amaçları şu şekilde ifade edilmektedir:
“Erdem-Değer-Eylem Çerçevesi. Sağlıklı bir kişilik yapısı; insanın kişisel anlamda tekamülü, sosyal açıdan yaşadığı topluma uyumu ve fiziksel çevresiyle etkileşimi ile doğrudan ilişkilidir. Bu noktada kişilik yapısının temel taşlarından biri olan değer; insanın hem kendisi hem de çevresiyle ilişkilerinde duygu, düşünce ve davranışlarını biçimlendirir. Değer; kişinin varoluşsal olarak anlam kazanmasına, hayata anlam katmasına, kendi içinde ahenkli olmasına, ahlaklı ve erdemli bir kişilik yapısı kazanmasına ve böylece tekamülüne hizmet eder. Diğer yandan içinde yaşadığı toplumla bütünleşmesine ve nitelikli toplumsal ilişkiler geliştirmesine kılavuzluk eder. İnsanın sosyal ve fiziksel çevresiyle ilişkilerinde olumlu kişilik özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan değer; insan, toplum ve çevre açısından gerekli bir yapıdır. Erdemler, eğitim-öğretim etkinlikleri sonucunda kişiye kazandırılması hedeflenen kişiliğin güçlü yanlarını ifade etmektedir. (…) Modelin ana hedefi; eylemlerden değerlere, değerlerden erdemli insana, erdemli insandan ise nihai hedef olan "Huzurlu Aile ve Toplum" ile "Yaşanabilir Çevrede Huzurlu İnsan" a ulaşmaktır.” (s. 54-55).

 Burada “millî değerler”den, “manevyattan”, “huzurdan ne kastedildiği önemlidir.

Dinci jargonda “mille” “din” anlamında “millî görüş” “dini görüş” anlamına gelmektedir.
Arapça’da “mille” din anlamına gelmektedir. Elmalı Mealine bakılırsa, Kur’an’da geçen 14 mille sözcüğü “din” olarak çevrilmiştir. AKP ve dini çevreler “milli” derken “dine” gönderme yapmaktadır. “Milli manevi değerler”den kasıt Sünni mezhebine dair değerlerdir. AKP hiçbir zaman “ulusal değerler” deyimi kullanmamaktadır, ısrarla “milli değerler” demektedir. Din derslerine dair programlarda da kök değerlerin dine dair olduğu ifade edilmektedir. Haftalık ders dağılımlarında “değerler” terimi sadece “din dersleri” ile eşleştirilmektedir.

“Huzûr” da ve gaibi dinle/tanrıyla gerilimlerden kurtulma, dinde huzura ermesidir: TDV İslâm Ansiklopedisi “HUZÛR. Halktan gāib olan sâlikin Hakk’ı kalbinde hazır bulması anlamında tasavvuf terimi. bk. GAYBET. Sâlikin kendisine gelen bir vârid ve ilhamın tesiriyle şuur halini kaybetmesi anlamında tasavvuf terimi.” “Sözlükte ‘bir şeyin bir başka şey içinde kaybolması, kişinin kendini kaybetmesi’ gibi manalara gelen gaybet, tasavvuf terimi olarak ‘sâlikin vârid ve ilhamın tesiriyle kendinden geçerek dış dünya ile ilgili şuurunu kaybetmesi’ anlamına gelir. ‘Hazır bulunmak, rahat olmak; yüce makam’ anlamlarındaki huzûr ise genel olarak gaybet halinin sona ermesiyle birlikte başlayan uyanıklık durumunu ifade eder. Gaybet halini yaşayan sâlike gāib, huzûr halinde bulunana ise hâzır denilir. (…) Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye göre her hâzır gāibdir, her gāib de hâzırdır (el-Fütûḥât, II, 544). Hak ile huzûr kendinden gāib olmak, kendinden gāib olmak ise Hakk’ın huzûruna çıkmaktır.”

PROGRAMLAMA TEKNİĞİ: SKOLASTİK VE TELKİN

Skolastik programlama dini olanı vermeye, dinle inançla çelişenleri sansürlemeye ve lince dayanmaktadır. 

Maarif modelinin programlama tekniği, dinle sünnilikle çelişen her tür konu ve bilginin sansürlenmesine/programdan çıkarılmasına, destekleyen bir şey varsa da abartılı bir şekilde dahil edilmesi şeklinde yapılmıştır, dini sorgulayıcı veya onla çelişen her tür bilgi ve görüş dışlanmıştır. Felsefede din felsefesi ünitesinde agnostizm bile çıkarılmıştır. Biyoloji ve tarih başta olmak üzere “millî görüş” ile çelişecek her konu çıkarılmıştır. Sosyoloji ve psikoloji gibi temel dersler seçmeli gruba atılmış, içerikleri milli görüşe uydurulmaya çalışılmıştır.

Öz ve özet olarak programlama anlayışları skolastiktir.

Telkin değer aşılmasının temel aracı sayılmaktadır. İslamcı jargonda telkin; hastaya veya insana kelime-i tevhidi, iman esaslarını, amentüyü hatırlatmak, telkin etmektir.

HAFTALIK DERS PROGRAMLARI VE MAARİF MODELİ: NAKLİ VE AKLİ İLİMLER AYRIMI

Maarif modelinin anlaşılması için akli-nakli ilimler ayrımı temel bir önemdedir, maarif modelinin ortak metni de haftalık ders dağılımları bu temelde inşa edilmektedir. Manastırlarda üçleme ve dörtleme vardı, Selçuklu ve Osmanlı medreselerinde nakli ve akli ilimler ayrımı bulunmaktadır.

Maarif modelinde Gazzali’nin medrese müafredatı için öngördüğü 1000 yıllık anlayış daha da geri bir formda sürdürülüyor. Nakli ilimleri (dini nübüvveti) sonsuzca, akli ilimleri nakli/dini olanla çelişmeyecek kadar verme. 

İbn Haldun (1332-1406) dönemin bilimler tasnifini şu şekilde aktarmaktadır:

  • Felsefi/ akli ilimler (a-mantık; b-talim ilimleri/ riyaziyet/ matematik, hesap/ aritmetik, feraiz, muamelat, hendese/geometri, heyet, kozmografya, zaciye/yıldız ilmi, müzik; c-ilahiyyat/metafizik; d-tabiiyyat, insan, hayvan, nebat, maden, tıp, çiftçilik/ziraat), 
  • Dini/ nakli/ vaz’i ilimler (a-tefsir, b-hadis, c-fıkıh, cedel ve hilâfiyat, d-usulü fıkıh ve feraiz, e-kelam, f-tasavvuf, g-rüya tabiri ve h-ilişkili lisaniyat/ dil -Arapça, kıraat, lügat, nahiv, beyan, edeb çalışmaları gibi ilimler) 

Nakli ilimlerin konusunu oluşturan nas ve hadis, açıkça bildirilmiştir, bunların felsefi/ilmi bir yolla açıklanmaya kalkışılması mukadderat-ı ilahiye, takdir-i ilahiye, nas’a karışmak olacaktır. Mütekellimîn de (kelamcılar) felsefeciler de din ile felsefeyi karıştırmamalıdır - kelamcılar akli ilimlerden; dini/ nas’ı araştırmak/ değerlendirmek için değil sadece karşıtları çürütmek için yararlanmalıdır (İbn Haldun, Mukaddime C2, 1996: 605-609).

Haftalık ders programlarında “değerler” sadece din dersleri grubu ile eşleştirilmektedir. Tüm okullar nakli ilimleri temel alacaktır, akli ilimler (diğer dünyevi bilimler, mantık ve felsefe) nakille çelişmeyecek şekilde sınırlı verilecektir. Dinle ilgili öğretim programları (dersleri) şu şekildedir 


 
Dikkat edilirse tüm ortaokullar ve liseler “medrese”ye dönüştürülmüş bulunuyor, aradaki tek fark imam hatipte zorunlu olan nakli/dini derslerin bir kısmının genel ortaokul ve liselerde seçmeli grupta yer almasıdır. Ortaöğretim düzeyinde İHL’sinde sadece birkaç ders daha din dersi bulunmaktadır.

AHİLİK, FÜTÜVVET, MTAL, MESEM: DÜNYEVİ AYAK TEKNİK SANAT DEĞİL RANTÇILIK, AYANCILIK, EŞRAFÇILIK, FEDAİLİK

Her fikir az çok bir zikri imliyor. Akaidin amel, amelin akait boyutu var. Maarif Modelinin dünyevi ayağını çalışma/ iş/ meslek kısmı olarak sayarsak mesleki teknik okullar ve MESEM-çıraklık okulu bu maddiyat kısmında yer alıyor. 

Mesleki teknik eğitime loncacılık, ahilik, fütüvvet esas sayılıyor.

Eski çıraklık kalfalık emek/işçi ayan eşraf anlayışını temsil eden ahilik/fütüvvet; kıt kanaat yaşamaya, ayan eşrafa, loncaya, sadakata, mevcut yerleşik düzene rıza göstermeye, kaderine teslim olmaya/ teslimiyete, dahası bunlar için fedailik yapmaya dayanıyor.

Malın mülkün yoksa ayana eşrafa çıraklık, kulluk, dahası fedailik edeceksin. Ayan eşraf sadece fedai ile de sınırlı değil, maddi mülkler veya mülk edinmeler köleyi/cariyeyi, ganimeti de içeriyor. 

Programda bir yandan ahilik diğer yandan girişimcilik/tüccarlık temel değer ve beceriler arasında sayılıyor. Sami dinleri, zaten bezirganlık üzerine kurulu, kazanç kaynağı en başta ticaret sayılıyor. Ticari finansal kapitalizmle zaten bir çelişkisi yok, emek sömürüsüyle de çelişkisi yok, kulluk ile, adamlık yapma ile çelişkisi yok, aksine bunlar patriyarkal aşiret tarikat, tekke, zaviye, ayanlık eşraflık, esnaflık, bezirganlık sisteminin parçalarını oluşturuyor.

Tüm bu gösterilenlerden gösterge veya anlaşılan rantiye ve kapitalizm, çıraklık ve emek sömürüsü, bunu meşrulaştıran bir talim terbiye maarif modeli işin maddi yanını oluşturuyor.

EĞİTİMİN BİRİNCİL AMACI NE OLMALIDIR? ÖRGÜN OKULUN SINIRI NEDİR? 

Eğitim bir kavramdan (Kavramlar olgu olayların sentezlenmesinden oluşur, onları ifade eden sözcükler, terimlerdir) öte idedir, idealdir, amaçtır, hedeftir.

Bir toplum veya insanlık varlığı sürdürmek ve geliştirmek amacında ise birincil hedef insan potansiyelinin gerçekleştirilmesi ve geliştirilmesine odaklanmasıdır. Bunun birincil aşaması görünün açıklığı ve geliştirilmesidir, görü ve görüş açıklığıdır, merak ve özgürce sorgulama, bunu yaparken akıl ve gerçeklikle bağını kurabilme, dünyayı evreni görebilmedir.

Norm dayatması, hele de akait ve amel dayatması, din dayatması görünün açıklığı ve gelişimini değil telkini esas almaktır. Kaldı ki tarikat tasavvuf eğer sezgisel ve subjektif/öznel bir özdeşim ise bunun örgün okulla, örgün öğretimle yapılabilmesi, hatta telkin ile bile yapılabilmesi mümkün değildir.  Farabi bile gaybın öğretiminin yapılamayacağını ifade etmektedir.

Çocukları insanı odak olan onun gözünün görüşünün vicdanının/gönlünün özgürlüğü ve açıklığını garanti eden, bunları amaç edinen bir eğitim ide ve anlayışı öncelikli olmak durumundadır. Çocuğun gözü görüsünün açıklığı her şeyden önce zengin yaşantılardan, bilgisini artırabilmesinden, zihni akli melekelerini kullanabilmesi, geliştirebilmesinden geçmektedir. Bilgi, bilim, akıl rasyonalite ve bunlara dayalı duyarlılık, beceri, değer, erdem, eylem ana altlığı oluşturmak durumundadır. 
 


Adnan Gümüş

8.06.2024 01:56:00

YAZARLAR


YÜREĞİR’E 7 YENİ HİBE ARAÇ

ÖNCE HASTA MI, ÖNCE ÇALIŞAN MI?

OYA TEKİN: KAPSAYICILIK VE EŞİTLİK TEMEL YÖNETİM ANLAYIŞIMIZ OLACAK

LEZZET ARASI’NIN YENİ DURAĞI ADANA OLDU

YÜREĞİR BELEDİYESİNDEN 230 TEKERLEKLİ SANDALYE

5 YILDA 76 BİN 156 KİŞİ DOLANDIRILDI

DÜNYA USTALAR ŞAMPİYONASINDA ADANA’NIN GURURU

ADANA'DA 2 BİN 316 EV VE İŞYERİNİ TESLİM ETTİK

DEDEMAN OTEL OLARAK AÇILIYOR

DEMİRÇALI’DAN BAKAN KURUM’A SORULAR!

AİLELERİN TERCİHİ YUMURTALIK SAHİLLERİ OLACAK

150 ANAOKULUNDA SATRANÇ TURNUVASI

YAZ AYLARINDA SPOR SAKATLANMALARI ARTIYOR!

CHP VE AK PARTİLİ VEKİLLER İLE BAŞKANLAR BİRARADA

ADANA DEMİRSPOR BOLU’DA SEZONA HAZIRLANIYOR

BAKAN KURUM DEPREM KONUTLARI İÇİN TARİH VERDİ

İTALYA ADANA DEMİRSPOR’A VİZE VERMEDİ