Başlıktaki soru çoğunlukla ahlaki bir suçlama gibi algılanır. Çünkü aydınların toplumsal sorumlulukları içinde, haksızlıklar ve olumsuz durumlar karşısında herkesten önce ayağa kalkmak ve eleştirmek vardır. Böyle durumlarda cahil kitlenin suskunluğu yadırganmazken, aydınların sessizliği kendilerinin suçlanmasına bile sebep olabilir.
Aydının susmasının en başta gelen sebebi korkudur Aydın da korkar ve susar çünkü işini kaybedebilir, özgürlüğünden mahrum kalabilir, ailesi zarar görebilir, toplumdan dışlanabilir. Bu korku çoğu zaman açık tehditten değil, “Bunun sonu iyi olmaz” hissinden doğar.
Aydın neden sustuğu konusunda önce kendini ikna etme mecburiyetini hisseder. Bunun için sebepler arar, bulur, uygular ve böylece davranışını rasyonelleştirir. “Zamanı değil, daha da kötüsü olabilir, ben konuşsam ne değişecek ki, önce kendi alanımı korumalıyım,” gibi bahaneler en çok sığındığı savunma mekanizmalarıdır. Ama bu sığınak acaba aydını kendisine karşı korur mu? Genelde bunlara kendisi de pek inanmaz. Çünkü bilir ki, bunlara sığınarak susmak, akıllıca görünse de ahlaki değildir.
Ne var ki suskunluk, zamanla alışkanlığa dönüşebilir. Önce geçici, sonra kalıcı, en sonunda doğal hale gelir ve kişinin karakteri olur. Zamanla ayrıcalığını korudukça insanlıktan ödün verdiğinin farkına bile varmaz.
Konuşan aydın, Alkış kaybeder. Dost kaybeder. Çevre kaybeder. Sessizlik, “herkes gibi olmanın” en güvenli limanıdır. Ama bedeli ağırdır: Vicdanın Yalnızlaşması.
Bazı suskunluklar korkudan değil, tükenmişlikten doğar. Sürekli anlatıp dinlenmemek, yanlışların tekrar edilmesi, değişimin gecikmesi gibi. “Bazıları da kötülüğe değil, mücadeleye yenilir.”
Her suskunluk suç değildir. Ama zulüm karşısındaki suskunluk da, masum değildir. Çünkü suskunluk, normalleştirir, yalnızlaştırır ve sonunda meşrulaştırır. Aydın konuşmak zorunda değildir ama sustuğunda neye hizmet ettiğini bilmek zorundadır.
İnsanlaşma, insanı diğer canlılardan ayırarak onu uygarlığın sahibi yapan erdem ve değerlere sahip olma, onu benimseme, özümseme ve yeni katkılar yapma sürecinin ürünüdür. Bu süreç ve ürün paylaşılabilir. İnsan olmak ve insanlaşmanın ürünlerinden yararlanmak, insanı öncelikle ulusuna sonra da insanlığa borçlu kılar.
İnsanlaşma her şeyden önce evrimleşmenin temelidir ve evrimleşmek insanın kendisine karşı görevlerinin başında gelir.
Formun Altı