Elektronik postaya düşen bir gönderi sonrasında düşünmeden yapamadım… Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları/ Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, açıklamasına yer veriliyordu… Gönderide, 20-21 Haziran 2026'da yapılacak Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) gireceklere, konuları “en hızlı” biçimde bitirmeleri için “taktikler” yer alıyordu…
Danışman Akoğlan, açıklamasında “soruların yaklaşık yüzde 80’i, konuların yüzde 20’sinden geliyor, öğrenciler önce ‘banko’ konuları bitirmeli” diye salık veriyordu, “son beş yılda soru gelmeyen bir alt başlığa günler harcamak, sınav stratejisi değildir” sözlerini kullanıyordu. Akoğlan, açıklamasını “her şeyi baştan sona yazmak aylarınızı alır. Video ders defterleri ve hazır notlar, öğrenciyi yüzde 50 hızlandırır” diye sürdürüyordu…
***
Son yıllarda “hazırcılık, gereksiz konular, çıkan soru konuları” gibi kavramlar öne çıktı… Artık herhangi bir konuya ilişkin zaman ayırmak/ emek harcamak yerine/ öğrenmek/ bilgi edinmek yerine, “soru çıkacak yerleri” ezberlemek önemsetildi! Bir şeyi çabucak yapmak/ gerekeni öğrenmek, kalan zamanı başka yerlerde “daha yetkin” kullananlar için önemli olabilir de, hiçbir zaman sevemeyeceğim “özçekim” yapıp sosyal medyada yayımlayan için anlamı ne olabilir ki?
Düşünsenize, eğitim kurumları size “bilgiyi” nasıl kullanacağınızı, “her bilgiyi” öğrenmenizi salık vermek yerine, yalnız sınavda “başarılı” olmanız için hangi “bilgiyi” ayıklayacağınızı “taktik” olarak öğretiyor. Bunu da, gelecek kuşağın yararına yapılmış gibi göstermeye çalışıyor! Bunlar gerçekten olması gerekenler mi, bilgide “taktik” ne demek?
***
Bu "taktik" kuşatması, öğrenme sürecini bir tür "ayıklama" işlemine indirgiyor. Oysa bilgi, bir bütündür; parçalanamaz, işe yarayan ya da yaramayan diye sınıflandırılamaz. Genç beyinlere sunulan bu "hızlı bitirme" istenci, aslında onlara düşünmemeyi, sorgulamamayı, yalnız sonuç odaklı “ezberciliği” öğütler. Bilginin mutfağına girmekten korkan, yemeğin tadından çok tabağın hızıyla ilgilenen bir kuşak yetişiyor. Hazır notlar, özet videolar, cımbızlanmış bilgiler... Emek verilmeden, çaba harcamadan kazanılan her veri, ilk esintide uçup gidecek bir toz yığınıdır.
Eğitim kurumlarının görevi, öğrencileri birer yarış atı gibi belirlenmiş parkurlarda koşturmak değildir. Asıl sorumluluk, onlara bilginin onurunu, araştırmanın coşkusunu aşılamaktır. Bugünün sınav yöntemleri, yarının niteliksiz toplumunun önünü açar. Bilgiyi yük gören, ondan bir an önce kurtulmaya çalışan bireyler; yarın yaşamın gerçek sorunlarıyla karşılaştıklarında hangi "banko" konuya sığınabilir? Yaşamın kendisi, beş şıklı bir testten ya da son beş yılın çıkmış sorularından oluşmuyor. Bu sığ yaklaşım, sınav kazandırır; gelecek kazandırmaz, yetkinlik kazandırmaz, derinlik kazandırmaz.
***
Toplumun geleceği, elekten geçirilmiş kırıntılarla değil, köklü bir öğrenme bilinciyle kurulabilir. Gençleri yalnızca birer "başarı makinesi" olarak gören bu sistem, onları insan kılan merak duygusunu köreltir. Bilginin içselleştirilmediği, belleğin derinliklerine inmediği bir eğitim ortamı, niteliksiz kalabalıklar üretir. Bugünün "taktiklerle" hızlandırılmış öğrencileri, yarının sorun çözen değil, sorunlardan kaçan yetişkinleri olacaktır.
Asıl sorun, öğrenciyi yüzde elli hızlandırmak değil, ona yüzde yüz nitelik kazandırmaktır. Bizim gereksinimiz olan; cımbızla seçilmiş soruları çözenler değil, o soruların neden sorulduğunu kavrayan, bütünü görebilen, emeğin içselliğine inanan kuşaklardır. “Taktiklerle” örülmüş bu duvarları yıkmadıkça, bilginin aydınlığına ulaşmak da olanaksızlaşır.
***
Sonuç olarak; eğitimi bir "ayıklama sanatı" sananlar, aslında toplumsal bir çoraklaşmanın taşlarını döşüyorlar. Gençleri yaşamın zorluklarına karşı güçlendirmek yerine, onları kolaycılığın sığ sularında boğuyorlar. Bilgide “taktik” aramak, gerçeğe giden yolda pusulayı kırmaktan farksızdır. Bir ulusun yükselişi, “kısa yoldan” sınav kazanan kitlelerle değil; bilgiyi gelecek sayan, emekle yoğrulan, derinliği olan bireylerle gerçekleşir. Kolaya kaçan, kestirmeden gitmeyi “önceleyen” her anlayış, bizi biz yapan değerlerden de koparır.
Gelecek kuşaklara bırakacak en büyük kalıt, sınav kazandıran ipuçları değil, öğrenmenin o eşsiz tutkusu olmalıdır. Özellikle yaşam, önceden hazırlanmış, "taktiklerle" çözülebilecek denli kolay sorular çıkarmaz. Bilginin ağırlığından korkmayan, zorluğun içindeki ışığı görebilen özgür beyinler yetiştirmek en temel görev olmalıdır. Bilgide “taktik” olmaz; bilgi, ancak hak edildiğinde yaşama yön verir.