​BİR PORTRE: CİHANI AYDINLATAN YÜZ

Tarih ve coğrafya hangi siyasi, ekonomik, kültürel dönemi gösterirse göstersin onu anlamanın tek anahtarı "insan"dır ki, bu yazıda kişiliği, aklı, yüreği ve yaşamdaki öncelikleriyle Türk basın tarihinde sadece "liderlerin gazetecisi" olarak değil "insan olabilme”

​"Liderlerin Gazetecisi"¹
​Suat Umutlu / 15 Şubat 2026

"İlim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder." – İbn-i Sina
*
Değerli okurlar,
Tarih ve coğrafya hangi siyasi, ekonomik, kültürel dönemi gösterirse göstersin onu anlamanın tek anahtarı "insan"dır ki, bu yazıda kişiliği, aklı, yüreği ve yaşamdaki öncelikleriyle Türk basın tarihinde sadece "liderlerin gazetecisi" olarak değil "insan olabilme” sanatının en zarif örneklerinden biri olan ve mücadelesiyle topluma örnek 'Duayen' bir basın emekçisini, 'yaşayan bir tarihi' bir vefa, bir saygı borcu olsun ve unutulmasın diyerek yazmak istedim.
*
​Yıl 1964, Cağaloğlu'nda Cumhuriyet gazetesinin kapısında saatlerce bekledikten sonra usta gazeteci İlhan Selçuk'a "Üsküdar Amerikan Koleji'nde okuyorum, çok iyi İngilizce biliyorum. Dünya tarihine de çok ilgim var. Ne olursa olsun gazetecilik yapmak istiyorum gerekirse yerleri bile süpürürüm!" diyen liseli genç kız için bu görüşme adeta bir ömrün, bir coğrafyanın, bir mesleğin ince çizgilerle işlendiği hikayesinin de başlangıcı olmuştur.

Artık çevirileri ile gazetenin stajyeri gibidir ama asıl kırılma anı, Bebek sahillerinde yaşanıyor;

​Yıl 1965, bir kış günü limanda kocaman bir yat görüyor ve hiç düşünmeden bir balıkçı motoru ile yata yanaşıyor, röportaj için öyle yalvarıyor ki, sonunda onu yata alıyorlar. Güvertede iki yaşlı adam; biri Savarona gibi ihtişamlı olan yatın sahibi dünyanın en büyük deniz motorları imparatoru Mr. Evinrude diğeri ise kır saçlı bir adamdır. Röportaj sonrası yattan ayrılacakken, kır saçlı diğeri sessizliğini bozar:
-Sunday Times gazetelerinin sahibinin ismini biliyor musun?
-Lord Thomson efendim.
-O benim. Her sene değişik ülkelerden 14 çocuğa burs veriyorum. Ben seni çok beğendim, akıllı bir kıza benziyorsun. Açtığım imtihana girer misin?
O, çok şaşırır ve heyecanla “evet" dese de yaşlı adamın bu işi ciddiye alacağını da pek düşünmez ama altı ay sonra İngiliz Basın Ataşesi Mr. Hight onu imtihan edeceğini söyleyince de heyecanlanır.
Hem yazılı hem de sözlü imtihanı kazanır,
“Lord Thomson'un bursuyla London School of Economics'in İletişim bölümünü bitirir, İngiliz gazetelerinde stajını da yapar ve Türkiye’ye döner.
​Artık Türk basınının kalbinin attığı Bab-ı Ali'de,  tek kadın dış haberler muhabirinin 1968’den 1980’e kadar süren Hürriyet Gazetesi yılları başlamıştır.

O, "hangi ülkeye, bölgeye gitsem, büyük bir hazırlık yaptım. Gittiğin ülkenin tarihini, coğrafyasını, siyasetini iyi bilmek zorundasın, çalışmadan gazetecilik yapamazsınız" diyerek, çoğu zaman dünyaca ünlü foto muhabiri Ara Güler’le birlikte 
bugün haritalarda bile zor bulunan coğrafyalarda bazen deve kervanıyla çölleri de aşarak o savaş bölgelerinde dünyanın son tanıklığını da yapmışlar.
Adeta "güneşe uzanan" bu yolculukta kimler mi var?

İşte,
İran'ın son Şah'ı Rıza Pehlevi'den son Şahbanu'su
Farah Diba'ya;
Monaco Prensesi zarafet timsali Grace Kelly'den "The Godfather" filmiyle efsaneleşen, sinema tarihinin en büyük oyuncularından Marlon Brando'ya;
SSCB'nin en uzun süreli başbakanlarından
Aleksi Kosigin'den Libya Lideri Muammer Kaddafi'ye;
Filistin Kurtuluş Örgütü lideri, Nobel Barış Ödülü sahibi Yaser Arafat'tan Pakistan Başbakanı Zülfikar Ali Butto'ya;
Hollywood'un "Spartacus"ü olarak bilinen efsanevi aktörü Kirk Douglas'tan "Doktor Jivago" ve "Arabistanlı Lawrence" ile tanınan Mısır asıllı dünya starı Ömer Şerif'e;
"Breakfast at Tiffany's" yıldızı ve UNICEF'in iyilik elçisi Audrey Hepburn'den "Fransa'nın Frank Sinatra'sı" olarak anılan dünyaca ünlü Ermeni asıllı şanson şarkıcısı Charles Aznavour'a;
Suudi Arabistan Kralı Faysal'dan Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesinin önderi ve ilk başbakanı
Javaharlal Nehru ve ilk kadın Başbakanı kızı İndra Gandi'ye;
Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle'den Ürdün Kralı Hüseyin'e kadar öyle bir güven veriyor ki tüm kapılar açılıyor.

Nasıl mı?
Yıl 1966, Sovyetler Birliği'nin İskenderun Demir Çelik ve Aliağa Rafinerisi'ni hibe ettiği günlerde Başbakan Aleksi Kosigin Türkiye'ye geldiğinde heyetteki tek kadın gazetecidir.
Diyor ki; "Kosigin ile İzmir ve İskenderun'u dolaştık. İstanbul'a döndüğümüzde Topkapı Sarayı'nı gezerken Türk siyasetinin efsanevi Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'in yanına gidip dilek havuzuna para atma fikrimi söyledim, bu arada elime 150 kuruşu da hazırlamıştım. Çağlayangil bunu söyleyince Kosigin "Peki' diyerek cebinden para çıkarmak istedi ama kağıt rublesi vardı hemen 150 kuruşu verdim ve beraber havuza attık. Ne dilediğini sordum, 'Dünya barışı' dedi. Ertesi günkü gazetede 'Sovyetler Birliği Başbakanından Türkiye Cumhuriyet'i borç para isterken ben Sovyet Başbakanı Kosigin'e 150 kuruş borç verdim' başlıklı habere de imza atmıştım. Kosigin haberi okumuş, çok hoşuna gidince beni görmek istemiş. Konsolosluğa çağrıldım bana özel kartını verdi. Arkasında 'Türkiye'de tanıdığım en sevimli, zeki, genç gazeteciye' yazıyordu ve bana 'Ne zaman bu kartı gösterirsen, gelip Sovyetler Birliği'nde davetlim olacaksın! Borcumu ödeyeceğim!' dedi."
*
"İnsanın hayatında tesadüfler olur bazen" diyerek İran Şahı Rıza Pehlevi ve eşi Farah ile uzun yıllar sürecek olan dostluklarının unutulmaz başlangıcını anlatıyor:

"Yıl 1969, İran Şah'ı Rıza Pehlevi Türkiye'ye geldiğinde de konuşan tek kadın gazeteciydim. Bir-iki soru sorabildim. Bana 'Sen nerede okudun?' deyince anlattım. 'İran'da kadınların gazeteci olmasını çok istiyorum. Bizde gazetelerde kadın gazeteci yok ama dergilerde var. Çok isterim biri gelsin, gazeteci olacak kadınları eğitsin, gelir misin?' dedi. Ben de 'Tabii gelirim!' dedim. Birkaç ay sonra 'Üniversite öğrencisi 10 genç kadını seçtik, hazırlar, sizi bekliyoruz!' diye aradılar. Tahran'da dokuz ay kalıp, Tahran Üniversitesi'nde eğitim verdiğim bu dönemde Şah ve ailesiyle uzun yıllar sürecek ahbaplığımız başladı. Artık sık sık görüşüyorduk hatta en küçük çocukları Leyla elimde doğdu bir cumhuriyet altını takmıştım ona." 
*
Yıl 1971-72... O, Filistin Kurtuluş Cephesi Lideri Yaser Arafat ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi Lideri George Habaş ile söyleşi yapmak için kimi zaman arabanın gittiği yere kadar, kimi zaman dağlarda yürüyerek Şeria nehrinin kıyılarındaki Filistin kamplarının olduğu bölgeye gider, eğitimlerini gözlemler. Ancak, uzun süre sonra Beyrut'tan Amman'a geldiklerinde röportajları yapabilir ki, "bu yaptığım unutulmaz işlerden biridir." diye ekliyor.
*
Yıl 1976 olmuştur. ANKA Ajansı'nın İstanbul temsilciliğini yaparken, gazeteci, yazar ve sonra CHP Genel Başkanı da olan haber müdürü Altan Öymen,  "Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında ilk ticaret anlaşması yapılacak fakat kimse vize alamıyor şu senin kartı alıp konsolosluğa git" dediğinde o meşhur hamili kart sonrası vizesi çıkar ve kendisini bir anda Moskova'da Kremlin Sarayı'nda bulur. Bu arada, Başkan Kosigin'de o devasa! borcunu unutmamıştır; evlenen bu genç gazeteci balayını üç ay boyunca Petersburg’dan Bakü’ye uzanan masalsı bir yolculukla geçirir. İşte 
Türk devletinin kredi beklediği adama “borç” veren o genç muhabirin zekâsı, bir kez daha mesleğin sadece soru sormak değil, ilişki yönetmek olduğunu da kanıtlar gibi olmalı...
*
Devam ediyor, "Yıl 1978, Sovyet işgaline karşı Afganistan'da Usama bin Ladin'in kurduğu 
El-Kaide dönemiydi. O sırada Afganlar ile Ruslar çarpışıyordu ve Amerikalılar Afganların yanındaydı ve Afganistan'tan Tahran'a dönmüştüm. Amerikan Sefareti''ne gittik sohbete başladık ki orada bir adam "Biz Sovyetler''in etrafına yeşil bir zincir kuruyoruz. Sovyetleri bu şekilde kuşatarak komünizmi bitirmeye çalışıyoruz" demişti.
1979'un Şubatında ise Şah devrildi yerine Humeyni, Zülfikar Ali Butto öldürüldü yerine yönetime el koyan darbeci general Ziya ül Hak gelirken Bangladeş''te de ihtilal oldu. Ertesi sene ise Türkiye'de ihtilal oldu ve Kenan Evren geldi.
İşte, o sefarette konuştuğum adam önce Çin''e büyükelçi sonra CIA başkanı oldu ve biz onu daha sonra Amerika başkanı George Bush  olarak tanıdık" diyor.
*
Onun bu keskin öngörüsü  II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere Başbakanı, devlet adamı Winston Churchill'in, ​"ne kadar geriye bakarsanız, o kadar ileriyi görmeniz muhtemeldir" sözünü akla getiriyor ama onu asıl büyüten ve yücelten köklerinden aldığı ve nesilden nesile geçen o vakur duruşu olmalı:

Mesela anneannesinin “kuma” kabul etmeyen bir kadın oluşu ya da İstanbul'da azınlıklara yönelik gerçekleştirilen 6-7 Eylül olaylarını daha çocuk yaşta babasıyla birlikte İstiklal Caddesi’nde izlemesi: bir kentin nasıl yıkıldığını, bir kültürün nasıl silindiğini ilk elden öğreniyor olması;
çocukluğunda Köy Enstitüleri’nin mimarı İsmail Hakkı Tonguç’la tanışması, onun cebinden çıkan çikolatalarla büyümesi ve hâlâ çikolataları severek yemesi; can dostu 68 kuşağı gençlik liderlerinden
Deniz Gezmiş’le aynı sokaklarda koşturması, mitinglerde polisin kalabalıktan çekip alırken Deniz'e "Deniz, beni kurtar" diyerek seslenişi gibi...

Biliyor musunuz, gittiği ülkelerden topladığı oyuncak bebekler ya da Mustafa Kemal Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Atadan’ın hediye ettiği o ilk kahve fincanıyla başlayan koleksiyonları bugün müzelerde sergileniyor. Yani sadece liderlerin sözlerini değil, dünyanın estetiğini de bavuluna sığdıran kültür elçisi gibidir de...

O, dünyayı avucunun içi gibi bilmesine rağmen pusulası hep ülkesini göstermiş her ne kadar çocuklarını büyütmek için gazeteciliğe veda etmiş, İstanbul Üniversitesi’nde ders vermiş olsa da yüreğindeki muhabir ruhunu hiç kaybetmemiş...
Diyor ki, “gönlü hoş, eli boş bir insanım” ve biriktirdiğim tek şey insan hikâyeleri...

17. yüzyıl filozoflarından Spinoza'nın o ünlü düsturu sanki onda vücut bulmuş, ​"Yeni şeylere hayret etmeyin; zira dünyanın âdeti budur."

İşte;
Cesaretin akıl süzgecinden geçen ve bu topraklara kök salan, parıltılı dünyalar arasında o hassas dengeyi kuran bir bilgelik: İzan ve Mizan hali...

Değerli okurlar,
1964’ün bir sabahında liseli genç bir kızın "hayalî" ile başlayan ve bugün azmini, merakını ve
evine dönme” sadakatini öğrendikçe şaşırdığımız, şaşırdıkça hayran olduğumuz bu 'Cumhuriyet Kadını", Alman edebiyatının dev ismi, şair, yazar ve filozof Goethe "ister kral, ister köylü olsun, dünyada en mutlu insan evinde huzur bulandır” dese de acaba bugün huzurlu mudur? 
O, görmüş geçirmiş, vakur ve sakin,
Belki de yorgun,
Lakin!
Her deneyim, büyümemize katkı sağlayan görünmez bir tuğla gibi benliğimizi güçlendirirken 
yaşadıklarımız sayesinde neye değer verdiğimizi, neyi geride bırakmamız gerektiğini ve hayata nasıl yaklaşacağımızı da öğrenmiyor muyuz?

Bakınız,
Goethe der ki, "ölenlerin pişmanlık duydukları şeyler yüzünden, yaşayanlar kavga etmeye devam ediyor." Usta gazeteci Ahmet Zorlu'nun ifadesiyle
"içinde bulunduğumuz kalplerin nasır bağladığı, bölünüp lime lime edildiğimiz, kabalığın, nobranlığın bir yaşam kültürü haline getirildiği bu dönemde", "ölenlerin pişmanlık duydukları şeyler yüzünden, yaşayanlar kavga etmeye devam ediyor." diyorsa Goethe en çok ihtiyacımız olan şey "sevgi" değil midir?
"Ağaca şekil vermezsen bir odun olur; eğer işlersen defter, kitap, kalem olur ki, sorar, sorgular, yazar ve bir insan olursun..." demişler ki, dünya edebiyat tarihinin en derin psikolojik tahlillerini yapan Rus yazar Fyodor Dostoyevski'nin dediği gibi "insanın içinde kalanlar, kelimelere dökülenden çok daha fazladır", Kırgız edebiyatının ve dünya kültür mirasının bilge kalemi Cengiz Aytmatov'un da "yaşanan şeyler hiçbir iz bırakmadan unutul(a)mazmış" sözünden ilhamla 
"Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel.
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.
Dünle beraber gitti, cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım"  Mevlana gibi...

"Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer..." derler, 
40 yıl sonra da olsa bu duayen gazetecinin; unutulanları, anlatılmayanları yazması ve  şu "karanlık" günlerde mum olup ışık saçmasının zamanıdır diyorum ki, bu da bizim hayalimiz olsun.
Ne dersiniz Ayşegül Dora?
Nice sağlıklı yıllar dileğiyle, hatam varsa affola!...

Suat Umutlu 
15 Şubat 2026

Kaynaklar:
(*) Fatma Damla Kayayerli. Sabah Pazar https://www.sabah.com.tr/pazar/2016/04/17/sovyetler-basbakanina-borc-para-bile-verdim
(**) Burcu Çetinkaya. Türkiye Gazetesi https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/burcu-cetinkaya/aysegul-dora-kosigine-borc-verince-rusyayi-bedava-gezdim-587928

Bilgilendirme için kendilerine teşekkür ederim.

Dipnot: ¹ Ayşegül Dora: 1946, Ankara.
Eğitimci bir anne ve babanın kızıdır.1980'de aktif gazeteciliği bıraktıktan sonra 1984 yılında kendi halkla ilişkiler ajansı olan Penajans’ı kurdu ve Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüttü. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Halkla İlişkiler dersleri vererek tecrübelerini genç nesillere aktardı. 2004 yılından itibaren stratejik birikimini finans ve yatırım danışmanlığı alanına yönlendirdi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) bünyesinde 2022-2025 döneminde Onur Kurulu Sekreterliği yaptı. Nezaketi ve kendine has hitabeti nedeniyle çevresinde "Ella Fitzgerald sesli" olarak anılmaktadır.


SUAT UMUTLU

15.02.2026 22:11:00

YAZARLAR


YOLLAR ULAŞIMA AÇILDI

Nurettin ÇELMEOĞLU Yazdı/ SOKAK HAMBALLARI

SEYHAN’DA PARKLAR YENİLENİYOR

“ADANA’DA 4 YENİ YATIRIM TEŞVİK KAPSAMINA ALINDI”

184 BİN KİŞİYE SOSYAL EKONOMİK DESTEK

ADANA’DA “RADYOTERAPİ VE BESLENME” HASTA OKULU

HAYAL PARK’TA AĞAÇ KATLİAMI!

ÇGC BAŞKANLIĞINA KURTUL ÇAKIN SEÇİLDİ

ŞEHİR HASTANELERİNDEN SAĞLIK ÇALIŞANLARININ KAÇIŞI

İLİŞKİLERİ BİTİREN 10 BÜYÜK HATA!

Oktay EROL Yadı/ KARALAR CUMHURBAŞKANI ADAYI MI?

Aydın SİHAY Yazdı/ KENTİN ÖBÜR YÜZÜ

Ergül HALİSÇELİK Yazdı / ADANA–TEKİRDAĞ ARASINDA TÜRKİYE'NİN EŞİTSİZLİK HARİTASI

“BALCALI HASTANESİ”Nİ GÜNDEMİLERİNE ALDILAR!

SÜTCÜ’DEN “BİRLİK” MESAJI

SEYHAN’DA HEDEF SIFIR ATIK

DEMİRSPOR’UN 12 PUANI DAHA SİLİNDİ