ÇİRKİNLEŞMEDİKÇE, KIRMADIKÇA…

İnsanların işinde/ gücünde olması gerek, emeklerinin karşılığını alması gerek, yetişen kuşağın gelecek kaygısı olmaması gerek, yıllarını çalışmaya adamış/ primini ödemiş/ gününü doldurmuş/ emekliliği hak kazanmış olanların onurla yaşamını sürdürmesi gerek, yurttaşın yönetene güvenmesi gerek, insanların doyması/ barınması/ sevmesi/ gülebilmesi gerek

Kapısını çaldığınız komşunuza sorun, mahalle bakkalınıza sorun, tek çocuklu asgari ücretliye sorun, uzun süre görmediğiniz tanıdığınıza sorun, dışarıda öğrenci okutan aileye sorun, “iş” diye yanına vardığınız patrona sorun; “nasılsın” deyin! Aldığınız yanıt “ekonominin” içinde bulunduğu durum olacaktır! Eğer “bir kişi” içtenlikle “iyiyim, erinçliyim, sorunum yok, gelecekten umutluyum” derse, diğer duyduklarınızın tamamını yalan sayın! 

Biliyorsunuz günümüzde herkes “ekonomist” oldu… İlkokula giden öğrenci bile, her gün değişen fiyatlar karşısında harçlığının yetmediğini ileri sürüyor! Bir ay önce okul büfesinden aldığı simidin, şalgamın, ayranın, bisküvinin artık ulaşılmazlığından sızlanıyor; harçlığım yetmiyor! Ev hanımının, ondörtbinbeşyüz lirayla geçinmeye terk edilen emeklinin, yurtta kalan öğrencinin, hastane kapısında randevu bekleyen hastanın, “karın topluğuna” çalıştırılan emekçinin, iş bulmak için kapıları zorlayan gençlerin dinlenmeyen/ umursanmayan çığlıkları oldu! Unutulmasın!

***

İnsanların işinde/ gücünde olması gerek, emeklerinin karşılığını alması gerek, yetişen kuşağın gelecek kaygısı olmaması gerek, yıllarını çalışmaya adamış/ primini ödemiş/ gününü doldurmuş/ emekliliği hak kazanmış olanların onurla yaşamını sürdürmesi gerek, yurttaşın yönetene güvenmesi gerek, insanların doyması/ barınması/ sevmesi/ gülebilmesi gerek!

Yapılan araştırmalar “mutluyum/ gelecekten umutluyum” diyenlerin sayısının her geçen gün azaldığını gösteriyor! Doyamayan/ gülemeyen insanların söyleyecek “bir şeyler” olmalı! “Ağlamayan çocuğa meme verilmez” özdeyişini anımsayın! İnsanlar ağlamasalar da, doymadıklarını/ açlıkla karşı karşıya olduklarını her fırsatta dile getiriyor! Seslerini duyurmak, yaşadıklarını anlaşılır biçimde göstermek istediklerinde bugüne değin yapılanlar ne oldu düşünün! “Sabır, şükür…”

***

Durduk yerde kimseyi sokağa indiremezsiniz! Basında kaç kez yer aldı; ülkemizde yapılan bazı toplantılara, mitinglere, buluşmalara zorla/ bindirilerek getirilenleri duymayan olmadı! Ben anımsıyorum, geçtiğimiz yıl Adana’da düzenlenen bir etkinlik için yurdun dört bir yanından gençler taşınmıştı, karşılaştığım biri de “abi bizi buraya otobüsle getirdiler, söz verdikleri yemeği bile vermediler” diye yakınmıştı!

Günlerdir süren eylemlerin Ekrem İmamoğlu için, daha kesinlik kazanmamış “yolsuzluklarını” savunmak için olduğunu düşünenler var! Yapmayın! Nerede yolsuzluk yapan, bu halkın alın terinden çalan, haksız kazanç sağlayan, hak etmeden alan varsa cezasını çeksin! Bu sokaklarda olanların “asıl” nedeni onlar değil mi? Çalmasalardı, hak etmediklerini almasalardı, emeğin karşılığını vermiş olsalardı “kimin” ne işi vardı gecenin ayazında, tazyikli suyun/ biber gazının karşısında?

***

Bunu yurttaşın “yaşadıklarını” anlatmak olarak düşünün… Emeklinin/ asgari ücretlinin aldığı aylık temel gereksinmelerine yetmemiş, kira bedeli karşısında ezilmiş, yaşadığından habersiz olan yurttaşın sesi olarak düşünün… Düşünün ki bir kamusal alandasınız… Her yaştan bekleyenlerle dolu salon! On masadan yalnız üçü gelenlerle ilgileniyor! Diğer masalarda oturanlar kendilerince bir şeyler karıştırıyor bilgisayar ekranında… Kalabalık bir türlü azalmıyor!

Saatler geçiyor… Kimin ne iş yaptığını da anlamıyorsunuz, uzun süre karşılıklı oturmalara tanık olduğunuzda “sinir” uçlarınız geriliyor, kendince bilgisayar klavyesiyle ilgilenen birinin yanına varıp, “kalabalık bir türlü azalmıyor, çabuklaştıracak bir şeyler yapsanız” diyorsunuz…  Salt gözünüzün içine bakıp homurdanıyor; sözünüze eklemeler yaptığınızda da beklememizi söylüyor! Yeniden bekliyorsunuz, değişen bir şey olmayınca da “yüksek sesle” tepkinizi gösteriyorsunuz! Kapıdaki güvenlik “kışkırtıcı” olmakla suçluyor, yeniden sesinizi yükseltiyorsunuz, bu arada kalabalıktan size katılanlar oluyor, odasından çıkan müdür ortamı yatıştırmaya çalışırken tepkinizi sürdürüyorsunuz… Sonra masalardan bir kaçının daha müşteri aldığını, kalabalığın yavaşça azaldığını görüyorsunuz… 

***

Çirkinleşmedikçe, kırmadıkça/ dökmedikçe, içinde “hak” barındırdıkça “sokak” bana bunu söylüyor!

 

 

 

 


Oktay EROL

27.03.2025 13:03:00

YAZARLAR


BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NDEN “POZANTI ATIK SU” AÇIKLAMASI

CHP’Lİ DOYGUN’UN ÜLKÜ OCAKLARI ZİYARETİNDE SON DURUM

AMERİKA ADANA KONSOLOSLUĞUNU BOŞALTMA KARARI ALDI

KADINLAR KOOPERATİFLEŞİYOR

MERALARDA OTLATMA BEDELİ AÇIKLANDI

ADANA AK PARTİ'DE RAMAZANDA İLÇE ZİYARETLERİ

DİYABET GÖZ SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR!

İbrahim ORTAŞ yazdı/ KADININ GÖRÜNMEYEN EMEĞİ VE TOPLUMSAL EŞİTLİK ARAYIŞI

“KADINLARIN EŞİTLİK ÇIĞLIĞI HİÇBİR DUVARI TANIMAZ”

CEYHAN’DA PAZAR YERLERİNDE GRAMAJ VE FİYAT ETİKETİ DENETİMİ

MUHASEBE HAFTASI’NDA TÜRK SANAT MÜZİĞİ KONSERİ

ALTINORAN’DAN ŞİİR GECESİ

2025 YILINDA 203 KADIN AİLE ÜYELERİ TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ

NESİN VAKFI KİTABI YAYINLANDI

“KADININ YAŞAM VE KENT HAKKI BİRLİKTE SAVUNULMALIDIR”

“EŞİT BİR GELECEK MÜCADELESİNİ SÜRDÜRECEĞİZ”

FARK EDİLMEYEN BİR İÇ KOPUŞ: SESSİZ ÇATLAMA!