Her gün iki seans göz egzersizlerim var. Önce, 35-40 dakika okuma. Sonra her biri 30 dakika süren üç ayrı teleskopik gözlük egzersizi. Yani toplam bir buçuk saat. Siz hiçbir şey yapmadan bir buçuk saat durabilir misiniz? Ben duramam. Ama çareyi buldum. Her egzersize başlamadan önce, açıyorum bir fasıl ve zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyorum.
Dün sabah sıra Uşşak Faslında idi. Uşşak, yani aşıklar. Önce harika bir peşrev ve ardından başladı bir ikaz;
“Kimseler gelmez senin feryad-ı ateş-barına.” Diyor ki, “Senin ateşler yağdıran feryadına kimse gelmez.” Biliyorum elbet. Bu yaşta, bunca yaşanmışlıklardan sonra bilmezsem ayıp. Ama susmuyor ki Şevki Bey. Bu sefer de sonbaharı, yolun sonunun yaklaştığını hatırlatıyor:
Gülzâra nazar kıldım, vîrâne misâl olmuş.
Seyran u sefalar hep bir hâb ü hayâl olmuş.
Güller sararmış solmuş, bülbülleri lâl olmuş.
Gam âlemidir şimdi, zevk emr i muhâl olmuş
Sabret gelir ol demler kim ehl i dilânındır.
Dert üstüne zevk olmaz, dem şimdi hazanındır.
(Gül bahçesine şöyle bir baktım, viraneye dönmüş.
Eğlenceler, (yaşadığın) neşeli (günler) artık bir rüya.
Şenlik bitti, güller sararıp solmuş, bülbüller dilsiz olmuş.
Artık senin gam çağın; zevk olmayacak bir şey.
Sabret (belki) gönül ehli olan aşıkların demleri de gelebilir
Amaaaa, dert üstüne zevk olmaz, zaman şimdi sonbaharındır.)
İşte böyle dostlar, bilseniz de, bilmeseniz de söylüyorlar, yüzünüze çarpıyorlar gerçeği. Bir kere daha hatırlatıyorlar ne olduğunuzu.
Bitiyor şarkı ve bir ney taksimi başlıyor. Çıkan inen o hüzünlü çağrışımlarıyla. Bir yerlere geliyor, sanki nefesi tükenmiş, sesi kısılmış, söyleyecek sözü kalmamış gibi. Ama tam o sırada kanun giriyor araya. Neyi tekrar uyandırıyor ve ney tekrar başlıyor kaldığı yerden. Tam daldığım, daha doğrusu daldırıldığım sonbahar rüyasından uyanmak üzereyken, Nasibin Mehmet çıkıyor ortaya. Suç benimmiş gibi, suçluyor adeta:
Aşıkından sen nasıl bıktın, neden ettin telâş?
Sızlıyor kalbim, gözümden dinmiyor bir lâhza yaş.
Durmuyor hiç ızdırabım, bağrıma bassam da taş.
Sızlıyor kalbim, gözümden dinmiyor bir lâhza yaş.
Hiç de öyle değil. Kalbim sızlasa da, bağrıma taş basmam gerekse de, gözümden yaş gelmez. Gelmemeli. Nihayet tabiat hükmünü icra ediyor. Hayatın bütün mevsimlerini doya doya yaşamış biri olarak, sonbahardan niçin şikayetçi olayım ki?
HATTA VAKİT İYİCE KISALSA BİLE,