İstasyondaki trenin açık kapısından nefes nefese girdi. Boş olarak gördüğü ilk koltuğa kendini atarcasına oturdu. Bir iki soluklanıp rahatladıktan sonra etrafına bakındı. Başka boş koltuk var mı acaba diye göz gezdirdi. Vardı.. Hatta bütün koltuklar boştu. Birden ürperdi.. Yüreği sıkıştı. İçinden yanlış trene mi bindim acaba diye geçirdi. Elini cebine soktu bilet aradı.. Bilet yoktu.. Biletsiz mi binmişti? Nefesi kesilir gibi oldu. Ayağa kalktı, kapıya yaklaştı dışarıya baktı. Kimseyi göremedi. Ürperdi. Korkuyla aşağıya atladı. Ayağına batan taşların üzerinde doğrulup trene doğru döndü. Şaşırdı.. Sadece bir vagon vardı. Ne bir lokomotif ne de başka vagonlar.. Etraf sessiz, sessiz olduğu kadar ıssızdı. Arkasına döndü. Uzaklara baktı. Trenleri gördü raylar üzerinde. İnsanları da.. Trenlerin yanında dolaşan.. Panikledi.. Hızla o tarafa doğru koştu.. Koştu..
Aslında ne tren ne de insanlar vardı. Bulunduğu yer istasyon bile değildi. Düş kuruyordu. Hayal denizinde yüzüyordu. Elini neye uzatsa havada kalıyordu. Gitmekle kalmak arasında bir yerdeydi. Ölü müydü diri mi onu da bilmiyordu..
O artık hiçbir yere gitmeyen trenin geç kalmış yolcusuydu. Genç yaşlı, kadın erkek herkes rakibi, herkes trene ondan önce binip kendisine yer bırakmayanlardı. Böyle düşünüyordu..
***
Etrafımıza şöyle bir bakalım. Mutlaka görürüz hiçbir yere gitmeyen trenin geç kalmış yolcularını. Onlar kendilerini her şeye herkese geç kalmış görenlerdir. Hedeflediklerine erişmek için güçlerinin yetmeyeceğini, yapmayı düşündüklerine zaman olmadığını söyler dururlar. Aslında hepsi birer koca yalandır. Kendilerini avutuyorlardır.
Çünkü geçmişle hesaplaşmaları bitmemiştir. Gözleri de akılları da arkada kalmıştır.. Onların treni hiçbir zaman kalkmaz. Ne kendileri bir yere gider ne de binenleri götürür.
T.D. 5.1.2026