İNSANLA UĞRAŞILMAZ

Düşünsenize, koskoca Tanrısın. İnsanlara emir ve talimatlarını, mesajlarını iletmek üzere peygamber yolluyorsun. O da sana güvenip "arkamda kadir-i mutlak Tanrı var, en büyük benim!" diyerek esiyor, gürlüyor, yağıyor, insanları tehdit ediyor.

Düşünsenize, koskoca Tanrısın. İnsanlara emir ve talimatlarını, mesajlarını iletmek üzere peygamber yolluyorsun. O da sana güvenip "arkamda kadir-i mutlak Tanrı var, en büyük benim!" diyerek esiyor, gürlüyor, yağıyor, insanları tehdit ediyor.

Bir grup insanoğlu bir gün, beş gün, bir yıl sabrediyor. Sonra kafası kızınca, "yetti gari" diyerek peygamberi çarmıha gerip sana geri yolluyor. Senin gıkın çıkmıyor.

Sonra bir başka grup insanoğlu ise sana gönderilen emaneti senin oğlun olarak kabul ediyor. Ve sen gene "haşa, benim çocuğum olmaz!" demeyip, vahim olayın üstüne yatıyorsun. Yazık, olan çocuk, Yusuf ve Meryem'in mutluluğuna oluyor ve bir aile dağılıyor.

Sonuç; Tanrı da olsan, insanoğluna zıt gitmeyeceksin, onunla ters düşmeyeceksin. Yoksa pabucunu eline verirler. Benden uyarması...

Onlar ki, Afrika savanalarında aslan ve sırtlanlardan arta kalacak leşleri sabırla beklerken, zamanla Homo Sapiens oldular, Homo Deus oldular, besin zincirinde bir numaraya yükseldiler.

Avcı-toplayıcı toplum sürecinden tarım toplumuna geçince birbirine kan bağıyla bağlı klanları büyük toplumlara dönüştürebilmek, böylece bireyleri zaptı rapt altına almak için dinleri ortaya sürdüler. Çok tanrılı dinlerden, MÖ 1700 lerde tek tanrılı dinlere geçtiler.

Öncelikle Tanrıyı yücelttiler. Onu erişilmez, ulaşılmaz, kadiri mutlak yaptılar. Hayır ve şerrin ya da iyilik ve kötülüğün ondan kaynaklandığını yaydılar. Günah işleyenin vay haline, harlanmış ateşlerin üzerindeki kazanlar onları bekliyordu. Sevabı olanları ise cennette hurilerin yaşadığı köşkler ve şarap akan nehirler bekliyordu. 

Diğer yandan gelişen akıllarını kullanıp bilimle uğraşmaya başladılar. Nikola TESLA’nın ağzından; "Kiliseye paratoner takıldığında, din ve bilim tartışması bitmiştir, nokta. Tanık sizin!" dediler. Ve üç payandalı hümanizm; Liberalizm, Sosyalizm ve Nasyonal sosyalizm ideololojilerini sürdüler dolaşıma. İkisi çöktü, liberalizm yaşıyor.

Bütün bunlar Hristiyan ve Yahudilerin başından altından çıkıyor. Aramızda kalsın “Tanrı öldü!” diyorlar. Ha, bu arada islâm dünyasından yana rahat ol. Onlardan sana zarar gelmez, onlar halâ nerdeyse ilk yarattığın gibi bir yaşam sürüyor. Bu dünyayı bırakmışlar, cennet hayaliyle yaşıyorlar.

Biz dönelim insanlığın tarihine. Canlılar arasındaki adı insandı. Bütün kâinatın efendisi oldular ama kendi aralarında efendilik ve kölelik düzenini aşamadılar. Hep birlikte ayağa kalkıp “biz eşitiz” diyemediler.

İnsanoğlu, tek bir insanın yapabildiği, başkalarının katkısı gerekmeyen işlerle meşgul olduğu sürece elverdiğince özgür, sağlıklı, iyi ve mutlu yaşadı. Ne var ki, mülkiyet işin içine girince eşitlik ortadan kalktı, çalışma zorunlu hale geldi ve uçsuz bucaksız ormanlar, kölelerin terleriyle sulandı.

Zenginler, mülkiyete tahakküm etmenin zevkini tadınca, diğer insanları köleleştirdiler. İnsan etini bir kez tadınca başka yiyeceklere burun kıvıran ve sadece insanları parçalayıp yemek isteyen açlıktan gözü dönmüş kurtlar gibiydiler.

Güçlü olan zayıfı, uyanık olan saf ve iyi niyetli olanı hep ezdi. Birileri hep teba yaptı, kul köle eyledi çoğunluğu. Kendileri ise Tanrı’nın elçileri olduklarını söyleyerek yönettiler diğerlerini.

Köleler Spartaküs’lerin, Şeyh Bedrettin’lerin önderliğinde isyan ettiler efendilerine ve dediler ki: Önceliği insan verin! Yenildiler… Yenenler, yenilenlerin ak gömleklerinde sildiler kılıçlarının kanını. Ancak Prometus’un sönmeyen ateşi günümüze kadar yanageldi.

İnsanoğlu, Adem’in oğlu bir türlü ortak noktada, ortak doğruda buluşamadı. Kimisi Ömer Hayyam oldu, pes etti cehalet karşısında, dünya nimetlerini teperek bir kadeh şarapla yetindi. Kimisi Hasan Sabbah oldu, Alamut Kalesi’ne yerleşerek çevreye dehşet, korku ve ölüm saçtı.

Kimileri Bolu beyliği yaptı, kimileri zoraki Köroğlu oldu. Dünyada kul adaleti değil, egemenlerin yarattığı ve diğerlerine dayattığı Tanrı’nın adaleti(!) hüküm sürdü yüzyıllarca.

Ve geldik günümüze… Eşitlik ve adaleti bir türlü sağlayamadık, bir hayal olarak kaldı. Kimileri işveren oldu, kimileri işçi. Kimileri toprak sahibi, kimileri maraba. Ve sürdü gitti bu düzen. Birileri karargâhta keyif sürerken nöbete gidenler hep marabalar oldu.

İnsanoğlu, evreni fethediyor ama kendi içinden çıkan egemenlerle, herhalde "sapı bizden" yanılgısına düştüğü için baş edemiyor.

Gene de insanla uğraşılmaz. Bir gün, beklenmedik bir zamanda “yetti gari!” diyerek bendini yıkarak sel gibi taşıp, küresel isyanı başlatabilir.

Ey efendiler! Sonra bana “söylemedin, bizi uyarmadın!” demeyin.

07 Şubat 2026.

Mahmut TEBERİK


Mahmut TEBERİK

7.02.2026 18:51:00

YAZARLAR


Düzgün COŞKUN Yazdı/ ADANA "KAN" KAYBEDİYOR!

TGC MEDYADA ETİK İZLEME BÜLTENİ’Nİ YAYINLADI

TGC: DEPREMDE KAYBETTİĞİMİZ MESLEKTAŞLARIMIZ İLE YURTTAŞLARIMIZI SEVGİ VE SAYGIYLA ANIYORUZ

Ergül HALİSÇELİK Yazdı / KARTTAN KONUTA BORÇ KISKACI: TÜRKİYE'DE GEÇİM ARTIK KREDİLİ

VALİ YAVUZ’DAN DEPREM PAYLAŞIMI

LÜTFİ SAVAŞ’TAN ZEYDAN KARALAR PAYLAŞIMI

GÜRSEL TEKİN’DEN ZEYDAN KARALAR PAYLAŞIMI

AK PARTİLİ TAYYAR: TAHLİYE DOĞRU VE YERİNDE BİR KARAR

SİLİVRİ’DEN ÇIKTI, ADANA’YA GELDİ, DEPREM ANMA ETKİNLİĞİNE KATILDI

“TÜRKİYE, KANSERİN ERKEN TANI VE TEDAVİSİNDE GÜÇLÜ BİR NOKTAYA ULAŞTI”

Düzgün COŞKUN Yazdı/ TARİHSEL DEĞERİNE SAHİP ÇIK ADANA!

ZEYDAN KARALAR CEZAEVİNDEN ÇIKTI

Nazım ALPMAN Yazdı/ HAPİSHANELER LİGİNDE AVRUPA ŞAMPİYONU!

ADANA’DA YAŞAR KEMAL GÜNLERİ

"KASIM GÜLEK’ KÖPRÜSÜNDE YIKIM BAŞLIYOR

FATIH ERAY:  “DERTLIYIM”

ULUSLARARASI GASTRONOMİ FİLM FESTİVALİ HEYECANI