“MAARİF MODELİ”NİN TEMEL YANLIŞI: HANGİ ERDEM, DEĞER VEYA DİNİN DAHA İYİ OLDUĞUNU ÖLÇECEK ERDEM VE ALET NEDİR?

Aristoteles, devlet adamıyla devlet, kralla tebası, hane reisiyle ev halkı, efendiyle köleleri arasındaki ilişkiler irdelenirse her rejim tarzının belli bir erdeme dayalı olduğunu ve hangi erdemlerin daha iyi olduğunun hesaplanıp tartılabileceğini ileri sürer.

Aristoteles, devlet adamıyla devlet, kralla tebası, hane reisiyle ev halkı, efendiyle köleleri arasındaki ilişkiler irdelenirse her rejim tarzının belli bir erdeme dayalı olduğunu ve hangi erdemlerin daha iyi olduğunun hesaplanıp tartılabileceğini ileri sürer.

Bu savının arkasında daha güçlü bir soru ve sav bulunmaktadır: Bir şeyin erdem olup olmadığı nasıl bilinecek, nasıl ölçülecek, nasıl hesaplanıp tartılacak? Aristoteles’e göre sonuçta bir tercihi de içerse erdemi ölçecek temellendirecek erdem/meziyet/Organon/aletler bulunmaktadır. Aristoteles, her politeianın bir erdemi olur ve erdeminden anlaşılır derken bunu ölçecek bir güce, yol yönteme sahip olduğunu kabul etmektedir: Bir şeyin/ erdemin değerinin ölçülebilmesi her neyse onu analiz etmeye ve belirlemeye yarayan bilgi/bilimler, akıl/mantık/rasyonalite vardır. İrade/ seçim basireti önce bilgi ve mantığı temele alacaktır, onunla önemli olanla olmayanı rasyonel olarak temellendirecek, rasyonel altın ortayı seçecektir.

WEBER: RASYONALE KARŞI ‘DEĞERE’ DAYALI OTORİTE, ‘MAARİF’ VE DİN TOPLUMU MODELİ

Her rejimin bir yiyiş tarzı olur mu, tüm rejimler aynı tarzda mı yer, müteahhitler, taşeronlar, tarikatlar, şeriatçılar şeriklik ederse ne yer nasıl yer, “2023 Eğitim Vizyon Belgesi” ve devamı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nin yiyiş yapış tarzı nedir, nesinden anlaşılır?

Aristoteles’e göre  her politeanın bir erdemi var, oligarşinin zenginlik, monarşinin soyluluk, aristokrasinin iyilik, demokrasinin, timokrasinin daha farklı. Max Weber de otoritenin kaynağını sormakta ve iki ana kaynak saymaktadır: “Rasyonel otorite/ meşruiyet, “değer”e dayalı meşruiyet. Osmanlı patrimonyal değerlere dayalıdır, “otoritenin kaynağı” “değerlere” dayalıdır, hanedan Tanrı’nın yaşayan temsilcisi konumundaydı, yani Osmanlı ve İslam toplumları rasyonel değil değerlere, dine, geleneğe dayalı toplumlardır.

AKİF, TOPÇU, KISAKÜREK, KARAKOÇ, AKP: AKLI DİN, KALBİ DİN, ZEVKİ DİN TASAVVUF MAARİF MİLLET MODELİ

İstiklâl Marşı Derneğinin sitesinin yöneticilerinden Gökhan Göbel’in “Partizanın Amentüsü” başlıklı yazısında “Türkçe İslam dilidir”, “Marşımızın adı İstiklâl Marşı'dır, İnkılap Marşı değil.” “Ezcümle Türkiye’nin varlığını İstiklal Harbi'ne ve İstiklâl Marşı'na borçlu olduğunun üzerini örtüp, Türk istiklalinin İslam'ın istiklali olduğunu inkar edip Türkiye'nin varlık sebebini Hristiyanların 2023 yılında 100 senesini dolduracak Lozan'a ve cumhuriyete iliştirenler partiyi vurduklarını sanmasın.” denmektedir.

Derneğin ana sayfasında Berkes’e atıf bulunmaktadır.

“Gerek din, gerek ahlak açısından bu kadar hastalıklı olan Batı uygarlığının, İslamcıların inkar etmediği dünyaya üstünlüğü, o halde neyle yorumlanacaktı? İslamcı görüşe göre, Batı bütün dünyaya dininin üstünlüğü, hatta bilimlerinin üstünlüğü yüzünden egemen olmamıştır. Batı’nın dünya çapındaki üstünlüğünün asıl nedeni, orada dinin yerini almış olan dünyasal görüşün başka ulusları sömürme, köleleştirme vicdansızlığını meşrulaştırmasıdır. İslamcı görüşün Batı uygarlığı hakkındaki bu son yargısı, Mehmet Akif’in çok sonraları tek dişi kaldığını söyleyeceği “canavar” uygarlığı olduğu yargısıdır. Batıcıların, Batı uygarlığının alınmaya en değerli gördükleri yanı (Hayatın dinin elinden kurtarılarak özgürleştirilmesi) İslamcıların gözünde onun en alınmaya değmez, en kötü olan yanıydı. Niyazi Berkes, Türkiyede Çağdaşlaşma, Yapı Kredi Yayınları-2012, İstanbul, s. 417.”

Tevfik Fikret’in Haluk’a Mekubu, Mehmet Akif’in “Asım”ı, akıl bilim felsefeye dayalı vicdan/ahlak oluşturulmasıyla dine tasavvufa tarikata şeriata dayalı millet oluşturulması arasındaki anlayış farkını ve mücadeleyi temsil ediyordu. Bunu Topçu-Yücel, Berkes-Necip Fazıl, Aksoy-Karakoç karşıtlığı olarak da takip edebiliriz. Daha ardında Yeniçeri-Nizam-ı Cedid/Yeni Ordu, mutlak monarşi/hanedanlık-meşruti monarşi, Abdülhamit-Mithat Paşa karşıtlaşması yer alıyor.

İsimleri çok daha artırabiliriz. İsimler değil önemli olan somutlaştığı nokta bilgi akıl mı esas olacak, din tasavvuf mu, daha güncel haliyle çağdaş bilim ve yöntemler mi ölçü alınacak yoksa din tasavvuf mu; eğitimdeki karşılığı medreseler mi esas olacak bilim sanat teknik eğitim mi?

RASYONEL Mİ OLACAK, YOKSA AKLI KALBİ ZEVKİ DİNİ Mİ OLACAK?

2023 Eğitim Vizyon Belgesi spiritüalizm diyordu, “aklı selim, kalbi selim, zevki selim” nesiller yetiştirmeyi esas saymıştı. Maarif modeli de bunun daha katılaşmış halini oluşturmaya çalışıyor. Aklı din, kalbi din, zevki din yani milli/millet vizyon ve misyonu. Özetle milli/dini görüş. Misyon misyonerlikten geliyor, İslam kültüründe cihat tebliğe karşılık sayılır. Güncel dilde “milli görüşü” oluşturuyor.

Daha esası bilim/felsefe/matematik/mantık/akıl ve bu bağlamda rasyonelliğe dayalı bir ahlak/dayanışma ve toplum mu inşa edilecek yoksa din şeriat tasavvufa dayalı bir toplum mu; ana problem burada yatmaktadır.

BİLİM VE AKILLA MI ANALİZ EDECEĞİZ, KARAR VERECEĞİZ, EYLEYECEĞİZ, DİNİ NORMLARLA VE TASAVVUFLA MI?

Burada en kritik soru neyin erdem veya uğruna yaşamaya anlamlı değer olduğundan önce bunun nasıl anlaşılacağı, buna nasıl karar verileceğidir. Erdem filozofları ve Sokrates, Aristoteles, Farabi, İbn Sina, hümanizma, aydınlanmacılar bu nihai ölçünün “bilgi ve rasyonalite” olduğunu ileri sürmektedir. Bilgi ve rasyonalite ise bilim, fen, tarih, matematik, sosyoloji sanat teknik eğitiminden geçmektedir.

Yani önce bilgisi olmalı, sonra rasyonel bir şekilde neyin daha önemli önemsiz olduğuna karar verilmelidir.

Bilgi ve rasyonalite yoksa, kişi ve kişilik, erdem ve doğru karar da yoktur.

Türkiye’de ve dünyada öncelikle bilgi bilime, mantığa, matematiğe, tarihe, sosyolojiye, felsefeye, sanata ihtiyaç var, diğer kararlar ancak bu bilgilere ve akla dayalı olarak inşa edilebilir.

Osmanlı hanedanlığının, MEB’in ve milli görüşün büyük hatası erdemin ana şartı olan bilgi bilimi arka plana itmesi, onun yerine dini tasavvufu koymaya kalkışmasıdır.

Ana soru şudur: Bir şeyin erdem ve değer olup olmadığını nasıl bilebiliriz? Bilgisine sahip olmadığımız şeylere bağlanırsak sonumuz ne olur? Bir değerin, bir dinin akait ve amelinin insanlık için, canlılar için, hayat için doğru veya ahlaki olup olmadığına nasıl karar vereceğiz?


Adnan Gümüş

11.05.2024 11:55:00

YAZARLAR


DEDEMAN OTEL OLARAK AÇILIYOR

DEMİRÇALI’DAN BAKAN KURUM’A SORULAR!

AİLELERİN TERCİHİ YUMURTALIK SAHİLLERİ OLACAK

150 ANAOKULUNDA SATRANÇ TURNUVASI

YAZ AYLARINDA SPOR SAKATLANMALARI ARTIYOR!

CHP VE AK PARTİLİ VEKİLLER İLE BAŞKANLAR BİRARADA

ADANA DEMİRSPOR BOLU’DA SEZONA HAZIRLANIYOR

BAKAN KURUM DEPREM KONUTLARI İÇİN TARİH VERDİ

İTALYA ADANA DEMİRSPOR’A VİZE VERMEDİ

ADANA YAZ ORTASINDA FELAKETİ YAŞADI

SEYHAN’DA HAYVAN BAKIM EVİ HAZIRLIĞI

CHP İL BAŞKANI TANBUROĞLU: HEDEF İKTİDAR

CHP ADANA’DA BAŞKANINI SEÇTİ

GÜNÜN FOTOĞRAFI

AYRILMA KAYGISI BOZUKLUĞUNA DİKKAT !

GIDA ZEHİRLENMESİ NEDEN OLUR? NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

“ÇİFTÇİLERİMİZİN BİR YILLIK EMEĞİ BİR KIVILCIMLA KÜL OLMASIN”