​MİZAN / ABD: "AMA!" BİLE DİYEMEMEK...

Sabahattin Ali'den, "​Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz." ki, eşkıyanın hükümdar olduğu dünyada da barış olmaz.

Sabahattin Ali'den,
"​Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz." ki,
eşkıyanın hükümdar olduğu dünyada da barış olmaz.

​Yeni bir yıla girerken hepimiz barış diledik ama
barış ve savaş aslında nasıl yönetiliyor hiç düşündünüz mü?
Bugün barışın da savaşın da anahtarı silah tüccarlarının elindeyse, Amerika’nın desteğiyle yapılan her dış girişim her daim "demokrasi" ambalajıyla sunulsa da hep halkların zararına, dev ABD şirketlerinin kâr hanesine yazılıyorsa...
Ve,
​Esasen karşımızda tek bir "millet" olamamış, gerçek anlamda "milliyetçilik" nedir bilmeyen ama başkalarının birliğini bozmayı çok iyi bilen, 72,5 milletten hissedarı olan devasa bir ticari şirketin güç gösterisi varsa...
Ve de,
Bizler, bu şirketin küresel baskısını adeta "Al sana barış, al sana demokrasi!..." dercesine...
bir reklam filmi gibi izliyorsak...

İşte,
Amerikanvari Bir Dayatma: ​Venezuela'da aynı senaryo, yeni perdede...
​Takvimler Ocak 2026’yı gösteriyor.
Ve,
ABD Başkanı Donald Trump, kameraların karşısına geçip, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşinin Amerikan özel operasyon birimlerince derdest edildiğini, hatta seçilmiş bu devlet Başkanının "uzun süredir aranan bir çete lideri dahi olduğunu ve adalete teslim edildiğini de..." ifade etti...
Aslında uluslararası hukukun cenaze namazı kılınmış gibidir.
Maduro’yu "narkoterörist" ilan etmek, bir ülkenin egemenliğine tecavüz etmeyi meşrulaştıran bildik söylemsel bir strateji,  belki bu operasyon askeri değil de "içeriden satın alma" ve ihanete dayalı da olabilir. Ama unutmayın ki, ABD'nin en iyi yaptığı iş, hedef ülke liderlerini dünya kamuoyu için bir anlamda şeytanlaştırmaktır. Saddam’dan Esad’a, Kaddafi’den Hamaney’e...ki bir süredir de Maduro için...
Acaba,
ABD, hegemonyası zayıfladığı veya konumunu kaybetmeye başladığı için saldırganlaşmış" olabilir mi ya da ikili "gizli" bir pazarlık söz konusu mudur?
Elbette bir gün açığa çıkar ama herhalükarda bir operasyon olduğu gerçeğini bilelim.

"ABD'nin egemen ve BM üyesi bir ülkenin seçilmiş devlet başkanını ve eşini kaçırması;
adam kaldırma ve haydutluktur, uluslararası düzen ve güvenliğe meydan okumaktır, korsanlıktır, diğer ülkelere gözdağıdır.

Kovboy geri dönmüş,  "narkotikle mücadele" maskesini takarak "petrol" soygununa çıkmıştır!

Düzenlenen basın toplantısında;
Venezuela'yı yönetmek ve özgürleştirmekten, barıştan, adaletten, Venezuela halkına da pay vermekten söz edilmesi mide bulandırıcı bir bayağılık ve küstahlıktır.

Buradaki mesele; ideoljik bakış ve tercihler ışığında Venezuela'nın rejimine, Maduro'ya ilişkin tartışma değildir, olmamalıdır.
Mesele tüm devletlerin egemenliklerinin tehdit altında olmasıdır. Bu küresel boyutlu bir güvenlik ve ahlak sorunudur.

Iraktaki kimyasal silah yalanı ortadayken narkotik mücadele bahanesiyle Venezuela'nın petrol başta olmak üzere zenginliklerine "çökme"amaçlı bu hukuk dışılık ve eşkıyalığa karşın; ABD basınının "Ne kadar süre yöneteceksiniz Venezuela'yı?"sorusu ABD demokrasisinin özetidir.

Demokrasiyi ve insan haklarını kimselere bırakmayan Kopenhagçı AB ağalarının, "endişeli izleme" temelli süt dökmüş kedi misali açıklamaları maskenin düşmesi, Macron'un "barışçıl geçiş dönemi" çağrısı utanmazlığın zirvesidir."

​Gerçek şu ki; ABD 25 yıldır Venezuela’da her yolu denemiş: suikastler tertiplemek, darbeler kurgulamak ve  piyonlar öne sürmek...
Halk bu piyonlara itibar etmeyince de, en sonunda "açıktan askeri saldırı" kartını masaya koyup uygulamak...

ABD için, Yeni-Monroe Doktrini şunu emrediyor: "Güney Amerika benim arka bahçem, ham madde benimdir, sadece benimle uyumlu olanlar koltukta oturabilir." Kısaca mesele demokrasi değil; petrol kaynaklarına çökmek ve şirketlerini kovan Chavez programından da intikam almak...Gelinen noktada doğru çıkmadı mı?

Burada,
​2012 yılında Venezuela Büyükelçisinin o meşhur sözünü hatırlamak önemli: "Bir gün kapı çalındı, gelen 'ben petrol' dedi ve o günden bu yana huzurumuz kalmadı."

Kendisini dünyanın ağası gören ABD’nin Venezuela’ya bu müdahalesi,
Dünyada demokrasi ve uluslararası hukuk açısından da turnusol kağıdı olacaktır.

​ABD dediğimiz yapı, 72,5 milletten insanın rasyonel bir fayda birliğiyle bir araya geldiği bir proje ve bizdeki gibi binlerce yıllık bir kan bağına değil, bir "sosyal sözleşme" ve "Amerikan Rüyası" vaadine dayanıyor.

Adeta bir şirketin verimliliğiyle övünmesi gibi; en iyi anayasa, en güçlü ordu ve en üst ekonomi üzerinden bir gurur inşa eden ki, bu yapının bir de "misyoner ruhu" var: Güya, "özgürlüğü dünyaya yaymak!" Aslında sömürgeciliği kutsayan bir sivil din: Kendilerini Tanrı tarafından seçilmiş, diğer uluslardan üstün gören bu "Amerikan İstisnacılığı" ise "Kızılderili soykırımından Afrikalıların köleleştirilmesine" kadar her türlü vahşeti meşrulaştıran psikolojik alt yapının ta kendisi...

Soralım,
ABD, Fırsatlar ülkesi mi? ya da "Dışarıdaki ülkeleri yok ederek fırsat sağlamak" ne demektir?
Veya ABD tarihinin ve dış politikasının karanlık merkezinde yatan fırsat efsanesi! denilen Amerikan Rüyası ne ola?
O rüyanın içe dönük yüzünde, bireysel çaba ve azimle herkesin zenginleşebileceği var. Dışa dönük olan gerçek yüzünde ise "bu fırsatın fiziksel ve ekonomik kaynağının;  başka toprakların ve halkların sömürülmesi, yerinden edilmesi veya kontrol altına alınmasıyla elde edilmesi var...
Soğuk Savaş'tan sonra artık amaç "yok etmek" değil, ekonomik ve siyasi olarak bağımlı kılmak, kendi sistemine entegre etmek olmuş...
O rüya mı? ABD şirketleri ve finans sistemi için küresel fırsatlar demek...

Bugün,
İçerideki o "Fırsat Eşitliği" erimiş, Amerikan Rüyası da orta sınıf için bir hayalden ibaret denilse de, bu rüyanın sürdürülebilmesi için o dış mekanizma hala işliyor: Küresel askeri üstünlük, finansal hegemonya ve teknolojik kontrol sayesinde, dünyanın kaynakları ve pazarları ABD şirketleri ve sermaye sahiplerinin erişimine açılıyor: adına "Barış" deselerde, tadı "Sömürü"...

​Neticeten ABD; kendi nüfuz alanını korumak için askeri, ekonomik ve teknolojik araçlarla ülkelerin istikrarını bozan, toplumları parçalayan bir güç ve kendi refahı için başkalarının kaynaklarını hedef alan bir yapı...

Bakınız,
"Halkın yararını gözetmeyen; hak, hukuk, adalet,  ekonomik refah insan hakları gibi öncelikli hakları ezip geçen; ülkenin öz kaynaklarını belli bir kesim ile paylaşıp ülkesini yolsuzluklara, yoksulluklara,  yasaklara sürükleyen liderlerin kaderini sorgulayın.

İşte, son örneğimiz Venezuela...
Dünyanın en büyük petrol , altın ve değerli madenlerin olduğu ülkelerden ama halkı yoksul... Yöneticileri ise yolsuzluk içinde...
Tüm bu yaşananları kendi lehine çeviren kim?
ABD ve Trump...
Bu arada,
ABD yönetiminin ilk operasyonu da değil...
Bazen kendi canavarını yaratıp bahane bulacak, bazen uydurduğu gerekçeler ile emperyal oyunlarına yenilerini de ekleyecektir ki, daha şimdiden Küba ve Meksika konuşulur olmuş bile...
Tabi bu arada , Ortadoğu'da devam eden BOP oyunları da devam ediyor. 
Peki kim dur diyecek ?
Dünyanın bir çok ülkesinde ABD ye biad etmeyen lider var mı? Var olanları da önce yoksul, cahil bıraktırıp içten fethetmeyi de iyi bilen ABD'nin Pentagonu CIA ajanlarının ağına düşerek iktidar olan, iktidarda kalanlar da aynı sonu yaşayabilir demek bir kehanet olmasa gerek... Zira, yanında halkın gücünü bulamayan her lider eninde sonunda devrilir."
Soralım,
Onlar;
Ekonomik yaptırım ve rejim değişikliği söz konusu olduğunda:
​Aptalca Bahaneleri Dayatan,
​Aşağılık Baskı Düzenleri kurarak
​Ambargo, Bölme ve Düşürme planı yapan
Acımasız Bir Diktatör olabilir mi?
Ve,
​Onlar ne yaparsa yapsınlar, özellikle alt yapısı zengin ama kendileri fakir az gelişmiş ülkelerin, "Ama! Bile Diyemediği" bir noktada mıyız?

İsterseniz,
​David Rockefeller’ın o sarsıcı itirafını hatırlayalım: "Türkiye, Türklere bırakılacak kadar önemsiz değildir. Ya kendi dünyalarında bir ruh ihtilali yaparak kendilerine gelecekler, ya da Anadolu'yu bizim icat ettiğimiz bir topluma terk edeceklerdir."

Biliyor musunuz,
​Bu küstahça ifade edilen "kurtuluş yolu" için aslında onlara teşekkür etmeliyiz. Demek ki Türk milletinin ruhunda ihtilal yapacak, Bilge Kağan ve Atatürk gibi bir bilince ihtiyacımız var. Ancak bu, sadece "sihirli bir el" beklemekle olmaz. Şu karanlık günlerde en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey, Milli Birlik'tir. İnsanların vatan için tek vücut olmaları, zekâlarını ve uzmanlıklarını ortak hedef yönünde birleştirmeleri de şarttır.

​Son Söz:

Dünyada barışın yolu, antiemperyalist olmaktan ve emperyalizmin bu sömürü düzeni karşısında dik durmaktan geçmektedir.
​İnsanoğlunun özlemi Amerikan bombalarıyla gelen "sahte demokrasi" değil;
Adalet, Birlik ve Dayanışmadır.
Aydınlık, Barış ve Demokrasidir.

"ABD'nin fiili, Venezuela devletine ve halkına yönelik  emperyalist müdahalesi, uluslararası hukuku hiçe saymak, demokratik dünyanın geleceği açısından da kaygı vericidir. Zira, Venezuela’nın kaderine ABD değil, Venezuela halkı karar verir.

Bizler, emperyalizme karşı mücadele etmiş bir kurucu önderin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde; ülke varlıklarının emperyalist saldırılar ile uluslararası şirketlere pay edilmesinin, devletlerin egemenlik haklarının gasp edilmesinin karşısında olmalıyız."

Ki,
Acaba Biz Düşünüyor muyuz?
Lütfen,
Geçmişinizi öğrenmek, geleceği anlamak ve doğru kararlar verebilmek için yaşamınızı sorgulayın...

Cenab Şahabettin: "Bizim memlekette konuşanı değil, bağıranı dinlerler." dese de aklın sesinin yüksek çıkacağını umut etmeliyiz. Zira,
"Kişi, düşündüğünü söylemekten korkmaya başladı mı düşünmekten de korkmaya başlar." – Vedat Türkali

​SUAT UMUTLU
04.01.2026

Not: Katkıları nedeniyle teşekkürler:
Sayın Necdet Topçuoğlu, Ümit Kocasakal, Ayşe Uçar, Türker Ertürk, Ahmet Zorlu, Cihan Dura, Mehmet Ali Güller, Gülizar Biçer Karaca,Tevfik Kızgınkaya'ya...


SUAT UMUTLU

4.01.2026 21:20:00

YAZARLAR


Aydın SİHAY Yazdı/ 5 OCAK BİZ ADANALILAR İÇİN ÖNEMLİ BİR TARİHTİR.

HER 5 EVDEN BİRİ KAÇAK ELEKTRİK KULLANIYOR

ALADAĞ’DA KARAN ADAM ŞENLİĞİ

Mahmut TEBERİK yazdı / BEŞ ÇOCUK TALEBİ VE ASGARİ ÜCRET

Nurettin ÇELMEOĞLU Yazdı/ BİZ BEŞ OCAKLARI DOYA DOYA YAŞAMIŞ KUŞAĞIZ

Suat UMUTLU Yazdı / ​MİZAN / ABD: "AMA!" BİLE DİYEMEMEK...

Aydın SİHAY Yazdı / KOLAY MI BU ŞEHRİ BIRAKIP GİTMEK

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN 500 OKULA SPOR MALZEMESİ

ADANA 2025’TE İHRACATTA İSTİKRARINI KORUDU

Düzgün COŞKUN Yazdı/ BASIN MESLEK İLKELERİNİN YILMAZ SAVUNUCUSUYDU

ADANA’DAN YÜKSELEN BAĞIMSIZLIK ÇIĞLIĞI

"ADANA MİLLİ MÜCADELEYE BÜYÜK KATKI SAĞLAMIŞTIR"

5 OCAK’I ONUR VE GURURLA KUTLUYORUZ

SATRANÇ ŞAMPİYONASINA 320 SPORCU KATILIYOR

KIRSALI KALKINDIRAN PROJEDE 32 ÜRETİCİYE MAKİNE DESTEĞİ

LAHANA TURŞUSU TOK TUTUYOR!

“HİND RAJAB’IN SESİ” FİLMİNİN ADANA GÖSTERİMİ