​MİZAN / GELECEK: HEBA EDİLEN GENÇLİK

Dünyanın son haline bakınca, "Büyük Halk Ozanı" Aşık Veysel'in dizeleri günümüzün pusulası gibi;

Dünyanın son haline bakınca, "Büyük Halk Ozanı" Aşık Veysel'in dizeleri günümüzün pusulası gibi;

"Demokrasinin budur rejimi, /Vatan milletindir, kim kovar kimi;
Sıkma savcıları kovma hâkimi, /Şekavet yok, adalet var bu yolda.
Parmaklar oynuyor türlü nifakta, /Selamet yok, felaket var bu yolda.
Radyo denilen milletin malı, /Neşriyatlar tarafsızca olmalı;
Hâkimiyet milletindir, bilmeli, /Esaret yok, hep millet var bu yolda.
Milletsiz bir devlet yoktur, olamaz, /Eğri bakan aradığın bulamaz.
Hiçbir parti ebediyen kalamaz, /Şikâyet yok, nihayet var bu yolda.
Veysel söyler, ama duyulmaz sesi, /Doğru diyene diyorlar asi;
Böyle değildir bu demokrasi, /Tahkikat yok, hürriyet var bu yolda."

Gerçekten, iyilerin azınlıkta, kötülerin 'habire' türediği, neden hayrete düştüğümüzü dahi bil(e)meden ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı şaşırdığımız, huzur, mutluluk, sağlık hakgetire! diye diye yatıp kalkan, kısaca çelişkiler içinde yaşadığımız öyle bir dönemdeyiz ki, Konfüçyüs, "erdemli olanlar asla yalnız kalmazlar, mutlaka komşuları olur." dese de  o "iyi" komşuları mumla arıyoruz:  33 yıl önce bugün katledilen gazeteci, 'Kalpaksız Kuvvacı'  Uğur Mumcu gibi...

Değerli okurlar, erdemli olanlar dedik ama ne demişler, "İnsan beşer kuldur şaşar" ama ahlaksızlık ve şerefsizlik farklı bir şey ve fitne-fesat içerir, hep kötüdür ve kötülükler arar durur. İşte, onların artan arsızlığına karşın; o şaşkın mağdurların utancından, arından ya da "bana dokunmayan yılan bin yaşasın” misali 'sus pus hallerinin kara bir sis misali üzerimize çökmesinden sonra;  Martin Luther King Jr.'ın: "Sonunda hatırlayacağımız tek şey, düşmanlarımızın sözleri değil dostlarımızın sessizliğidir" sözünü de hatırlatalım ve ifade edelim ki,  bu sessizlik; inanın ki masum değil ve parçalana parçalana geriye bir şey kalır mı insanoğlundan diye düşünmemiz ve sorgulamamız gerekir. Zira, yaşadığımız dünyanın insani değerlerinin birer birer yokolması karşısında, kayıtsız kalınmaması ve mücadele edilmesi gerekmez miydi?

Tamam,  'kaderci' biri yapmaya çalışıyor olabilirler ama acı olan yanlış olan seçimlerimiz yani tercihlerimiz ve bedelini topluma ödetmemiz olsa gerek. Biraz düşünsek; fakir, aç, işsiz ve de umutsuz hale getiren cehaletimiz değil mi?

İstersen geriye dönerek ifade edelim...
"104 yıl önce Atatürk’e yenilip kaçan o düşmanlar, çok yönlü olarak geri geldi ve iktidarı, devleti, tüm siyaseti ele geçirdi hem de silahsız, topsuz, tanksız; eğitim, kültür, din ve siyasetle...
Elbette ki, bu geri gidişin başlangıcı 1939’dur ama 2002’den sonra adeta uçuşta ve ülkemizin yarınları karanlık; Türkiye’nin kendine ait Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele yıllarıyla ilgili irtibatı tamamen kesildiği için o düşmanlar tüm dünyayı aydınlatan Atatürk güneşini söndürmek için özellikle Anıtkabir’e doğru ilerliyorlar ve bugün tüm siyasetimiz günü kurtarmak üzerine mi?"¹ diye kaygı içindeyiz.

Diğer taraftan 'Dünyanın Muhtarı' çıkıp, "Bir kişinin bile ölmesine izin vermeyeceğini" söylüyor ki, güler misin ağlar mısın? Ama en güzel cevap ise Ziya Paşa'dan gelmiş,  "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz."

Değerli okurlar, mesele; "Yeter ki zengin ol..! Her şey senindir, her şeyi yapabilirsin..." diyen emperyalizm gerçeği ve Dostoyevski'de, "bu kadar ahlaksızca başka bir düşünce olamaz." derken yanılmıyor. Zira emperyalizme karşıtlık 'kuvvacı' olmaktan geçer ki,
Mustafa Kemal Atatürk, “Hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin. Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.” demiştir. Montesquieu'nun da dediği gibi, "Bir devletin çöküşü, o devletin kurucu ilkelerinin bozulmasıyla başlar."

Değerli okurlar,
Okullardan, karnelerden adım adım Atatürk resimleri kaldırılmaya başlanmış; dışarıdan ve içeriden Atatürk’e ve Cumhuriyetin kurucu değerlerine karşı saldırıya geçilmiş. İthal bir  Milli Eğitim Bakanı bu kadar kötülüğü açıktan yapabilir miydi bilinmez ama ABD’nin, İsrail’in, İngiltere’nin vs. nihai amacı bu olsa dahi bu kadar açıktan bir hainliği göze alamazlardı ve zamana yayarak, yeter ki 'halk uyanmasın!' isterlerdi... Ama günümüzde maalesef beklemiyorlar. Zira, her şey sistemin şaşmaz bir oyunu olmasıdır.

Düşünsenize, 'Baharın filizleri" dediğimiz, geleceğimizin teminatı olan gençlerimiz, artık cahilleşen, canileşen ve bir hedefi kalmayan 'amaçsızlaşmış beden' gibiler.
Okullarda artan zorbalık ve uyuşturucu kullanımı dışında silah/bıçak taşımanın "savunma!" bahanesiyle normalleşmesi nasıl izah edilebilir?
İşte, "Bana neden yan baktın?" tartışması ve işlenen cinayet: iki gençten birisi hapiste, diğeri mezarda...

Kısaca, gençlerimiz suçun merkezinde olduğu gibi cezai ehliyetlerinin düşük olması nedeniyle çeteler tarafından da kolaylıkla yönlendirilebiliyorlar. Belki de bireysel cinnet değil de ailede başlayan yozlaşmanın getirdiği toplumsal bir çöküş var ve Atatürk’ün gençliğe hitabesindeki o "gençlik" heba oluyor ve iyi bir yere de gitmiyor.

"Yeni Türkiye”de eğitimin içinin boşaltılması sonucunda; ezberle hayata savrulan, Türkçesi zayıf, anlama becerisi azalan çocuklarımız "okumuyor, düşünmüyor ve sorgulamıyor" diye düşünebilirsiniz ama geleceğimizin teminatı bu çocuklarımızın elinde neden kalem değil de bıçak var, silah var? diye sorulması gerekmez mi?

Platon yüzyıllar önce, "Eğitim, çocukları doğru şeylerden zevk alacak şekilde yetiştirmektir." dese de sistem onları yanlıştan zevk alır hale getirmiş ise bu hepimizin vebali yani, bir ana-baba, bir öğretmen ya da mahalledeki herhangi bir insan olarak görev ve sorumluluğumuz  olduğunu unutmuş olabilir miyiz? Oysa, çelişkisiz yaşamın sığınılacağı mecralar yok mu?  Akıl-vicdan, ahlak, adalet, bilim-sanat gibi...

Bu nedenle, "son zamanlarda artan cehalet ve ihanet kaynaklı Atatürk düşmanlığına karşı, onun neden 'Türklerin Babası' olduğunu hatırlayalım;
Sadece canımızı değil, varlığımızı, Türklüğümüzü de ona borçlu değil miyiz?
Ulus kimliğimiz yok sayılırken 'Ne mutlu Türk'üm diyene!' diyen de; ilim, bilim, ahlak odaklı bir gelecek inşa eden de o değil midir?
Unutulmamalıdır ki,
Gerçek Türkler atasını tanır; atasını tanımayıp it peşinde gezenler ise anca kendinden götürür. Biz, gelecek nesillerimizi onun mirasıyla yetiştireceğiz." (²)

O halde ne yapmalı?
Bilinmelidir ki, çocuğun ilk karakteri evde oluşur.  Önce aile, sonra okul ve de toplum gerçeğini kabul edeceğiz.
-Mesela, ailede; mümkün mertebe çocukla kaliteli zaman geçirilmeli, sınırları sevgiyle konulmalı.
-Öğretmenlerimizin;  'sorumluluk bende' diyerek müdahale etmesi gerekir yoksa, o gençler suçlu ya da mağdur olacaklardır.
-Devletin; müfredata sosyal-duygusal öğrenmeyi eklemesi,  sınıf mevcutlarını düşürmesi, çocuk koruma sistemini güçlendirmesi vs tedbirleri alması elzemdir.
Tabii ki,
-Gençlerimizde; direniş göstermeli; okumalı, sorgulamalı, yardım istemekten de çekinmemeli bir direniş göstermelidir. 
     
Değerli okurlar, "Üç tarafı denizlerle çevrili bu coğrafyada yaşanan sıkıntılar kaderimiz değil ve
ülkemizde oynanan oyunları görmek ve farkına varmak zorundayız. Bütün mesele, her duyduğuna inanmak gibi bir hastalığa yakalanmaktır. Bu nedenle kendimiz için, çocuklarımız için duyduğumuza değil gördüğümüze inanalım ve  hayatımızın hedef alındığını bilerek bir direniş olmalı ve sessiz kalınmamalıdır.

Neticeten;
"Düşünen insanlar çoğaldıkça değişim başlar, barış ve huzur gelir. Başka;
-Okullarımızda Fikri Hür, İrfanı Hür, Vicdanı Hür nesiller yeniden boy verir, filizlenir.
-Derece yapmasına rağmen, kendinden cahil biri tarafından mülakata alınıp işsizlikle cezalandırılamaz. Çocuğun mezun olduğu gün iş bulur, yıllarca atama beklemez.
-Dünyanın 'Tarım ve Hayvancılık Cenneti' oluruz. Mesela, Yerli Tohum seferberliği başlatılır, İsrail’in hastalıklı tohumları da hastalık için geliştirdiği ilaçları da kullanmayız.
Anadolu’da Şeker Pancarı, Çukurova’da Pamuk yeniden ekilir hale gelir.
Karadeniz’de yetişen fındık ile Dünya Pazarlarının en saygın ülkesi haline geliriz.
Yok ediken zeytinlikler yeniden filizlenir, dünyanın sayılı Zeytinyağı üreticisi ülkeleri arasında yerimizi alırız.
-Cumhuriyetin kapatılan ya da içi boşaltılan Sümerbankları, Tariş'i, Fiskobirlik’i, Tarım Kooperatifleri, Sekası, Pankobirlik'i yeniden ayağa kalkar.
-Karadeniz’de Yayla Turizmi, Ege ve Akdeniz’de deniz turizmi, Anadolu’da doğa ve Tarih Turizmi yeniden ayağa kaldırılır.
-Bu arada, öz vatanından kazandıkları ile geleceğini İngiltere’de, ABD’de vs inşa edenler de aramızdan çıkmaz...
Kısaca,
Yönetenlerin uygun gördükleri, "Aç bırak biat etsin, fakir bırak itaat etsin" politikası yüzünden bu haldeyiz. Anladın mı?" (³)

Değerli okurlar,
Geleceği ya kalemle yazacak ya da silahla silecek bir nesil var karşımızda ve sonsözümüz onlara;
Gençler!
Atatürk'ün "Bütün ümidim gençliktedir" sözünü unutma ve "Kim yıkar yıpratır seni, sen izin vermezsen? Her şey sende başlar, sende biter..” diyen Nietzsche'yi de haksız çıkarma!
Haydi, sıra sende!

Suat Umutlu 
24 Ocak 2026

Dipnotlar;
(¹) KENAN ÖZEK
https://www.facebook.com/share/p/1DPmJX1qmo/
(²) ORHAN ÇEKİÇ
https://www.facebook.com/share/p/1AuDmYSLTK/
(³) AHMET ZORLU 
https://www.facebook.com/share/p/1DPmJX1qmo/

Yazı sürecinde esinlendiğim yazıları için ayrıca İsmet Orhan, Neval Savak ve Serpil Nur Abiral'e teşekkürler.


SUAT UMUTLU

24.01.2026 17:38:00

YAZARLAR


İfral TURGUT Yazdı / THE SOUND OF SİLENCE (Sessizliğin Sesi)

Düzgün COŞKUN Yazdı/ AVUKAT ÇETİN: "BÖYLE BİR KARARDAN HABERİM YOK"

ADANA’DA GIDA DENETİM SONUÇLARI AÇIKLANDI

AK PARTİ’DEN ADANA ‘DA İL DANIŞMA MECLİSİ TOPLANTISI

GÖNÜLLERİ ISITAN KONSER

Aydın SİHAY Yazdı / MUTLU EV

Ç.Ü’DE PİYANO FESTİVALİ VE YARIŞMASI

ÇGC PROJESİNE AB DESTEĞİ

SONER ÇETİN’DEN AÇIKLAMA VAR

TGC’DEN GAZETECİNİN GÜVENLİĞİ PANELİNİ

“HALKIN VİCDANI OLAN UĞUR MUMCU’YU SEVGİ VE SAYGIYLA ANIYORUZ”

Düzgün COŞKUN Yazdı/BENCİLLİK AVUKAT BEY’E YAKIŞMADI

ADANA'DA BİR FESTİVAL

BU AĞRI, YEMEYİ VE KONUŞMAYI ÖNLÜYOR!

TEMA VAKFI KURUCULARINI ANDI

CEYHAN’DA ZİNCİR MARKETLERE DENETİM

Hilal ULUDAĞ Yazdı/ İŞTE HAYAT BİR RASATHANE