Rusya'nın pisliği burada - Adana UlusAdana Ulus

5 Mart 2021 - 00:09

Rusya’nın pisliği burada

Rusya’nın pisliği burada
Son Güncelleme :

29 Aralık 2012 - 11:31

Biz kadınlarla davul zurna işini konuşurken, dört üniversiteli bir ödev için kapıyı çalıyorlar. Hocaları “gidip çadırdakilerle konuşun, anket yapın, neden termik santrala karşılar öğrenin” demiş. Anket soruları çadırdakilere çok kolay geliyor. İçlerinden biri, “eksik çok” diyor.

“Mesela, Rusya kendi pisliğini burada temizlemeye çalışıyor. Kendi kalitesiz kömürünü bize verecek.”

“Mesela, Sinop bölgesinde bir değil, dört termik birden kurulacak. Acaba neden Sinop, sözün daha doğrusu neden Karadeniz? Biz size söyleyelim, burada nüfus yoğunluğu diğer bölgelere göre daha az. Zaten Çernobil’den sonra milletin yarısı kanserli, bize ölecek insan gözüyle bakıyorlar.”

“Mesela, ankette yok, burası Türkiye’deki balıkların yüzde 75’nin yumurtalarını bıraktığı, bizim tabirimizle voli bölgesidir. Termik santral suyu alırken, yumurtalar flitrelere yapışmasın diye voli bölgesini klorlayacaklar yani yumurtaları öldürecekler. Ha bizi öldürmüşler ha balıkları.”

“Mesela, burası, turizm bölgesi ilan edilen Sinop’dan kuş uçuşu kırk beş dakika ilerde, gündoğdu rüzgârı estiğinde Sinop’a kömür tozu yağacak. Bizden söylemesi.”

“Mesela, neden termiklere verilen devlet desteği rüzgârı hedefleyen elektrik üreticilerine verilmiyor?”

“Mesela, santralın tam da yapılacağı yerde pek çok tarihi çanak ve çömlek çıkıyor, kıyıda suyun içinde, aşağıdaki tarihi kentin kalıntıları apaçık meydanda, Sinop Müze Müdürlüğü’ne, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, köy halkı olarak 247 imzalı bir dilekçe sunduk, bölgede yirmi yıldır araştırmalar yapan Prof. Dr. Owen Doonan’ın*, Kültür Varlıklarını Koruma ve Müzeler Müdürlüğü’nün, sualtında ve alanda yaptıkları araştırmaların, çalışmalarının raporlarını ve bölgenin Sinop Burnu’ndaki Roma organizasyonunu anlamada ve eski Roma dönemindeki ekonomik önemini göstermede önemli bir role sahip olduğunu ve 1. derecede SİT alanı ilan edilmesini ve kurtarma kazılarının hemen başlamasını talep ettik. Burası inatla 1. dereceden SİT alanı ilan edilmiyor. Acaba neden?”

“Mesela, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, bölgeyle ilgili 30.04.2012 (ÇED) raporunda; bölgeye yapılacak bir termik santralın, bölgedeki orman dokusunu bozacağı, iklim değişimine, su ve toprak kirliliğine, gürültü ve radyasyona sebep olacağı, bu durumdan Gerze’ye kuş uçuşu beş km, Sinop’a on beş km uzaklıktaki Tabiatı Koruma alanı olan Sarıkum Göleti’nin olumsuz etkileyeceği, atık toplama kapasitesinin yetersiz olduğu, orman çalışmalarını aksatacağı, bu nedenlerle projenin orman alanı dışında, orman alanlarına etki mesafesi de göz önüne alınarak yeniden değerlendirilmesini ısrarla belirtiliyor. Neden biz hâlâ davul zurnamızı çalamıyoruz. Daha ne yapmamız gerek!”

Meselalar uzayıp gidiyor.

BEYAZGİYSİLEREHASRETOLANLARIGÖRDÜK!

Sonunda iki çocuk anası Şükran dayanamayıp söze giriyor. “Bir gün vali, kaymakam bizi toplamış, termik iyidir, şöyle şöyledir diyor. Anacağım orada bana bir güç geldi, karşımda koskoca devletin valisi, ayağa kalkıp, ‘Vali bey, siz bizi hiç adamdan saymıyorsunuz” dedim. ‘Bizi kör sağır sanıyorsunuz’ Cahil sayıyorsunuz. Oysa biz yerinde gidip gördük. Termiğin ne olduğunu anlamak için kömürden kararan Zonguldak’ın Çatalağzı’nı bir ziyaret ediverin. Görün yağan kömür tozunu’.”

Çadırda, bir dalgalanma oluyor, en gençlerinden biri söze giriyor : “Oraya 40 kişi bir araba tutup gittik. Gittiğimizde sanki bir ölü kentte gezindik. Herkes suskundu. Sanki bir kül yığınının içinde hareket eder gibiydiler. Genç bir kız boynuma sarıldı, ağlamaya başladı: Bizi görün de aynı kaderi paylaşmayın, biz burada beyaz giyemeyiz. Gelinler bile beyaz giyemez! Biz kömüre alışkındık, yanı başımızda kömür madeni vardı, erkeklerimize iş olur hadi yapılsın dedik. Madenin karası neymiş ki, gerçek karanlığı gördük. İş mi, erkeklerimiz gene gurbette.”

Birden Melek’ten bir ses yükseliyor: “Uy! Daldık, kedileri beslemeyi unuttuk.” “Direniş çadırı” olur da köpeği, kedisi olmaz mı? Çadır ilk kurulduğunda bir kedicik, daha ilk gün gelip sedire konuvermiş. “Vay anam bu bizim kısmetimizdir” denilmiş ve kediye ilk sütüyle birlikte “Direniş” adı verilmiş. “Direniş” şimdi kocaman olmuş, dört tane de nur topu gibi yavru doğurmuş. Direniş Bir, Direniş İki, Direniş Üç, Direniş Dört… Rivayet odur ki, Direniş’in çok kuvvetli bir koku alma yeteneği varmış, kim yabancı, kim art niyetli hemen anlayıp yallah yüzünü tırmalıyormuş. Benimkini tırmalamadı.

Hocamız arka çıkmadı biz de onu gönderdik

Hasibe Hanım, “Az açılın biraz da ben konuşayım. Hocayı anlatacağım vallahi”… Çadırdakiler Hasibe Hanım’ı teşvik ediyor, “anlat bi gayrı”… Hasibe Hanım başlıyor: “Bizim yirmi bir yıllık bir hocamız vardı. Severdik ama bu termik işi başımıza geldi, hoca bize soğuk. ‘Allah allah ne oluyor?’ dedik: Bir kusur mu işledik? Bilmiyoruz gayrı, bir gün çadırda iftar yemeği veriyoruz, hocanın da ezan okumasını istedik. Çadırın önünde. Hoca geldi ama bir gönülsüz bir gönülsüz. Hani böyle de ezan okunmaz ki, hani zorla bu işi yapıyor.

Çok canımız sıkıldı. Köycek toplandık, ‘Hoca’ dedik, ‘seninle işimiz buraya kadarmış, gel gönüllüce buradan git’. O da gitti. Biz köycek kararları birlikte alırız, bak bir de benim canımı en çok ne sıktı biliyor musun? O buldozerler köyde topluca sünnet eğlencesi olduğu gece geldiler. Sünnet çocuklarımız bırakıp koştuk, bir de arabaların plakalarını öyle bir kapatmışlardı ki, üç dört kişi plakanın üstündeki kapatma maddesini bir türlü çekip çıkaramadık. Yahu biz gâvur muyuz?”

Melek atılıyor, “hele şu köpek meselesini anlatın”. Gülüşmeler başlıyor, ben herhalde, çadırın dışında gelip gideni kontrol eden köpekten söz edeceklerini düşünürken, onlar kahkahalar arasında anlatıyorlar.

Efendim, Çatalağzı bölgesinde köpek kalmamış. Bu nedenden civar köyler köpeklerine özellikle dikkat eder olmuşlar. Çünkü Çatalağzı’nda termikte çalışması için getirilmiş Çinli işçiler varmış, bu işçiler de köpek etini pek severmiş.

Ben acayip şaşırıyorum, Çatalağzı nire Çin nire… “Hayır olamaz” diyorum. Amazonlar yüzüme garip bakıyorlar. “Ne oldu inanmadın mı?” diye soruyorlar: “O zaman aha üşenme kalk Çatalağzı’na gitti, çekik gözlüleri kendi gözünle gör!”

Mülteciler ve kaçak işçiler üstüne, muhteşem bir destan olan İspanyol filmi “Biutiful”da Barselona’da kaçak çalıştırılan Çinli işçilerin gaz sobasından nasıl zehirlenip öldüklerini görmüştüm ama aklım Karadeniz’de Çinlileri pek almıyor.

Bu da beni Amazonlar karşısında pek bir küçük düşürüyor. Çünkü sözler hazır, “Sen asgari ücretin kaç lira olduğunu biliyor musun? Hem bunun sigortası, vergisi var. O zaman Çin’i geç bir kalem, Fizan’dan bile işçi getirirler”.

Derin düşüncelere dalıp “Gerçekten köpek kalmamış mı?”diye yeniden soruyorum.

“Vallahi kalmamış” diyorlar.

Vay anam vay, gene şaşırıyorum. Meğer burası çadır değil mübarek yatır olmuş. Öyle ki köydeki kızlar, okumuşu yazmışı, meslek sahibi olanı olmayanı ve de hepsi gerdeğe girmeden önce çadırı ziyaret ediyorlarmış.

Yok arkadaş, önce çadıra gidilecek. Çadırda çaylar demlenip artık mevsimine göre aşure mi yenecek ya da dev karpuzlar mı kesilip dağıtılacak. Ama illa ki çadıra gidilecek.
Tüm insanlığın yeni yılı kutlu ve sağlıklı olsun dileklerimle iyi yıllar diyorum……..

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.