“ŞEHİR HASTANELERİ SAĞLIK BAKANLIĞI’NA DEVREDİLMELİ!”
Manşet Haber 5.03.2020 19:10:14 0

“ŞEHİR HASTANELERİ SAĞLIK BAKANLIĞI’NA DEVREDİLMELİ!”

“ŞEHİR HASTANELERİ SAĞLIK BAKANLIĞI’NA DEVREDİLMELİ!”

Adana Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Ahmet Hilal, Şehir Hastaneleri modelinin hangi ihale modeliyle yapılırsa yapılsın çağdaş, bilimsel, halkın ihtiyacını karşılayacak bir hastane modeli olmadığını savunarak, “Bu yüzden Şehir Hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na devredilmelidir!” dedi.
Ülkemizde “Şehir Hastanesi” adıyla topluma sunulan, kamu-özel ortaklığının yap-kirala-devret modeliyle yaptırılan ve işletilen hastanelerin sorun yumağı olduğunu ifade eden Adana Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Ahmet Hilal, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
“Her ne kadar bu hastaneler kamu hastanelerinin kavuşacağı yeni ve modern binalar olarak tanıtılsa da bu yöntemle yapılan ve işletilen hastanelerin “kamu” ile ilgisinin olmadığı açıktır. Şehir hastaneleri kamu adını kullanarak küresel sermayeye yeni ve büyük bir kaynak aktarmanın aracıdır. Kamuoyu sağlık alanında yeni bir özelleştirme ile karşı karşıyadır. Şehir hastaneleri ile ilgili en başta gelen sorun hastane binalarının ve donanımının kamuya çok yüksek maliyetidir. Şehir hastaneleri için yapılan ihalelerde Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen sabit yatırım tutarı ile yıllık kira bedelleri incelendiğinde, çok yüksek tutarların ödendiği/ödeneceği anlaşılmaktadır.
2020 Yılı Yatırım Programı’nda 10 adet şehir hastanesi için sadece bina kirası olarak ayrılan tutar 31 Milyar 45 Milyon 282 Bin 679 TL olarak gösterilmiştir. Şehir hastaneleri için Sağlık Bakanlığı tarafından bugüne kadar 2017 yılında 3 ayda 124.721.247 TL kira, 185.609.969 TL hizmet bedeli, toplam 310.331.216 TL, 2018 yılında 1.152.652.117 TL kira, 1.047.948.486 TL, hizmet bedeli toplam 2.200.600.603 TL, 2019 yılında 2.755.865.554 TL, 2.332.180.599 TL hizmet bedeli toplam 5.088. 046.153 TL, ödeme yapılmıştır. İki yıl üç aylık kira ve hizmet bedeli ödemesi toplamı 7 Milyar 598 Milyon 977 Bin 974 TL’dir. 2020 yılının ilk iki ayının mali tablolarıysa henüz açıklanmamıştır. Ancak yapılan ödemelerin hastanelerin sayısı ile artacağı gerçeği karşısında Yatırım Programı’nda yer alan maliyet öngörüsünün gerçekçi olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte Sağlık Bakanlığı kamu özel ortaklığı finansman modelinin ek maliyet getirdiğini kabul etmiş ve 2020 yılı itibariyle “şehir hastanesi” ismini kullanarak, bütçe kaynaklarıyla devlet hastanesi yapmaya karar verdiği açıklanmıştır. Yatırım Programı’na 10 adet hastane alınmıştır. Bunlar Antalya, Aydın, Denizli, Diyarbakır, Ordu, Rize, Sakarya, Samsun, İstanbul-Sancaktepe ve Trabzon’dur. Bu 10 devlet hastanesinin toplam yatırım tutarı 10 Milyar 104 Milyon 694 Bin 629 TL’dir. Yani şehir hastanelerine hiçbir akılcı açıklaması olmamasına karşın 3 kat fazla ödeme yapılacaktır.
Şehir hastaneleri israf ve sorunlarla doludur. Sayıştay Başkanlığı tarafından yayınlanan ‘Sağlık Bakanlığı 2018 Yılı Sayıştay Denetim Raporu’, şehir hastanelerinde saptanan bulgular açısından büyük önem taşımaktadır. Örneğin, Yozgat Şehir Hastanesi’nin çamaşırhane hizmetlerini yürüten alt yüklenicisinin, Sorgun Devlet Hastanesi’ne de aynı hizmeti sunduğu; Sorgun Devlet Hastanesi’ne hizmet karşılığı olarak teklif ettiği bedel ile şehir hastanesine sunduğu çamaşır hizmetinin ortalama birim fiyatı arasında 14 kat fiyat farkı olduğu tespit edilmiştir. Şehir hastanelerinde gerek ‘destek hizmetleri’, gerekse de ‘tıbbi destek hizmetleri’ devlet hastanelerine göre taşeron şirketlerden çok daha yüksek bedellerle satın alınmaktadır.
Türkiye’de “Şehir Hastaneleri” için öngörülen temel sorun alanları başta finansman yöntemi olmak üzere, yer seçimi, kent merkezlerindeki hastanelerin kapatılmasıyla birlikte yurttaşların söz konusu hastanelere ulaşım ve erişim sorunları, taşınacak kamu hastanelerinin boşaltacağı yerleşkelerin durumu ve taşınacak kamu hastanelerindeki hem sağlık hem de destek hizmetlerinin sunulması ile ilgili imtiyazlar ve sağlık çalışanlarının istihdam ve özlük hakları sorunları olarak sıralanabilir.
Türk Tabipleri Birliği olarak, şehir hastanelerinde görev yapan meslektaşlarımızdan alınan bilgiler ve bildirilen yakınmalar doğrultusunda sağlık çalışanlarının karşılaştıkları sorunları Sağlık Bakanlığı ile paylaşarak hem hasta güvenliği hem de sağlık çalışanlarının sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda önlem alınması beklentimizi pek çok kez dile getirmiş olmamıza karşın; Bakanlıktan bugüne kadar herhangi bir yanıt alınamamıştır.
Şehir hastanelerinde gerek üyelerimizin gerekse de bir bütün olarak sağlık çalışanlarının karşılaştıkları sorunlar hem hasta güvenliğini hem de çalışan sağlığı ve güvenliğini tehdit eder niteliktedir. Şehir hastanelerinde çalışan hekimler ve sağlık çalışanları mutsuzdur.
Türk Tabipleri Birliği’nin uğraşları ve verdiği mücadele sonucunda Hükümetin kamu-özel ortaklığı yönteminden vazgeçmiş olması yeterli değildir.
Şehir hastaneleri modeli hangi ihale modeliyle yapılırsa yapılsın çağdaş, bilimsel, halkın ihtiyacını karşılayacak bir hastane modeli değildir. Sağlık Bakanlığı’nın bütçesini rehin alan, akılcı ve bilimsel olmayan bu ağır yükten ivedi olarak kurtulmak için şehir hastaneleri hemen Sağlık Bakanlığı’na devredilmeli ve yeni hastaneler Türk Tabipleri Birliği ve hekimlerin taleplerini içeren bir program dahilinde gerçekleştirilmelidir.”

YAZARLAR

İfral TURGUT

BAHARI BEKLERKEN Hüseyin Öğretmen Artvin’e atanmıştı. Kendisini sevdirdi yeni tanıdıklara. Derin dostluklar kurdu. Ev sahibi ile de dost olmuştu. Hüseyin’i evladı gibi seven ev sahibi artık evlilik zamanının geldiğini söyleyerek onu Melahat ile tanıştırdı. İki genç birbirlerini beğendi ve evlenmeye karar verdiler. Hüseyin bu durumu ailesine bildirdi ama ailesi bu durumdan hiç memnun olmadı. Şiddetle karşı çıktılar. Çünkü kendilerinin de bir gelin adayı vardı. Tüm engelleme çabalarına rağmen Hüseyin Melahat ile evlendi. Uzun yıllar evli kaldılar ve iki çocukları oldu. Yaşananlar çeşitli problemler doğuruyor, problemler, beraberinde sağlık sorunlarını getiriyordu. Yıl, 1984. Bir gün kapı çalındı. Gelen kendisinden 12 yaş küçük, ama gençlik yıllarında birlikte futbol oynadıkları Sami Demirtuna idi. Sami yıllardır Almanya’da çalışıyordu. Orada meslek okuluna gitmiş, terapist olmuştu. Sami, “Nasılsın ağabey,” diye sorunca. Hüseyin, ona uzun uzun baktı… Bakışlarında hayata karşı duyduğu küskünlüğü, kırgınlığı ve tükenmişliği vardı. Cılız bir sesle, “Yorgunum dostum, yorgunum. Vefasız yıllara, vefasız yakınlarıma dargınım ,” dedi. Sami, Hüseyin’in elini tuttu, “Merak etme iyileşeceksin, yine tüm dostlar bir araya geleceğiz,” dedi. Sonra kalktı, kapıda veda ederken, Melahat Hanım, hastalığın adını söyledi: Kanser. Soğuk bir geceydi. Sami o gün yaşadıklarından çok etkilenmişti. Bir kağıt kalem aldı eline ve içini döktü kağıda. Şiir bittikten birkaç gün sonra, tekrar gitti arkadaşının yanına ve şiiri okudu. Hüseyin mutlu olmuştu. Sevindi, teşekkür etti. Daha sonra Sami şiiri, Selçuk Tekay’a verdi. Şiir aylar sonra şarkıya dönüştü. Sami bu sefer şarkıyı telefonda Hüseyin’e dinletmek istedi. Heyecanla çevirdi numaraları. Telefondaki ses buz gibiydi: “Hüseyin Beyi kaybettik.” Baharı beklerken ömrüm kış oldu Gözümde her zaman biraz yaş oldu En güzel duygular bana düş oldu Yorgunum dostlarım yorgunum artık Vefasız yıllara dargınım artık Tutmadı ellerim sıcak elleri Duymadım aşk denen tatlı sözleri Taşıdım gönlümde acı izleri Yorgunum dostlarım yorgunum artık Vefasız yıllara dargınım artık İçimde ateşler söndü kül oldu Aşk bahçem kurudu sanki çöl oldu Yar bildim o bile bana el oldu Yorgunum dostlarım, yorgunum artık Vefasız yıllara dargınım artık. HÜSEYİN’E KENDİNİ ANLATAN ŞARKIYI DİNLEMEK KISMET OLMADI. • AMA SİZ O ŞARKIYI SÖYLERKEN VEYA DİNLERKEN HÜSEYİNİ ANARSINIZ HERHALDE.

30.8° / 18.5°