Nurettin ÇELMEOĞLU

Tarih: 13.02.2026 02:26

YUH! ÇİN İMPARATORUN ON BİN'İ BULAN EŞLERİ VARMIŞ

Facebook Twitter Linked-in

Deli mi, akıllı mı yoksa çılgın tufeyli mi, ne diyeceğimi kestiremediğim Trump Efendi Dünya ile oynamayı pek sevmiş. Bugün olmazsa yarın esaslı bir savaş çıkarmak peşinde sanki. Neyse ki Rusya ve Çin “Hoop!.. Dur bakiiim!” gibi sesler çıkardı. Ne kadar yararı olur, belli değil.

SAVAŞ OLMADAN DEDİKODU

Ağzımdan yel alsın, savaş patlarsa elbette gündem adamakıllı değişecek. Dedim ki, geliniz bu günlerin hakkını verelim. Nasıl verelim? Şöyle; Çin’deyken Yasak Şehir dedikleri İmparatorluk Sarayında gezme fırsatım olmuştu. Oradan bahsedeceğim.

Burayı gezerken, adımları dizerken, etrafımızı süzerken, vara vara bir kapı önüne vardık ki, süsüyle, yazılarının görüntüsüyle çalım satıyor. Girdik… Kimse söylemedi ama burasının harem olduğu belliydi. En azından prensin haremi sayılabilirdi. Prensin gelini öncelikle buraya gelir, bir süre saray görgüsünü öğrendikten, yol-yordamı belledikten, yarım daire yelpazeyle yellendikten sonra kayın grubundaki ana-baba huzuruna çıkabilirmiş.

Öğrendik ki, antik dönemlerde Çin imparatorlarının eş sayısını bilen bile olmazmış. İnternette araştırırken rastladım; eş sayısının on bine kadar yolu varmış. Zaten her an çağırıp beş taş oynayabileceği gözdelerin sayısı bile birkaç düzineyi bulabilirmiş. İster istemez aklıma geldi; o zaman mavi hap da yok… Kim bilir; belki de münâsip bir karışım bulup adını da Vi-Çin-Ya-Gra diye benimsemiş olabilirler.

İMPARATORA TANRI YETKİSİ VERİLİRMİŞ

Üç bin yıl kadar önceye dayanan kayıtlara göre Çin İmparatorların kutsal yanı var. Cennetin oğlu ve aynı zamanda Tanrı’nın millete hizmet için yetkilendirdiği kişi oluyor. Gücü o kadar büyük, o kadar büyük ki, hani gelse, “Bana tez bir uçak yapın” diye emredecek ve yaptıracak. Neyse ki, bırakın uçağı, elektrikli diş fırçasını bile aklına getirmemiş hiç biri.

Gelelim işin öbür tarafına. Eğer iyi idareciyse, adilse, halkını en az kendini düşündüğü kadar düşünüyor ve bu ilkelere tam olarak uyabiliyorsa, uyum ve eşitlikte başarılıysa, memleket refah içinde yüzüyor. Yok, keyfiliğe kaçarsa, adaleti asarsa, haram yola bakarsa bu kez depremden tutun sele-seylaba kadar her türlü felaketler peş peşe geliyor. O zaman da halkın gücü ağır basıyor ve imparator işten atılıyor. İşsizlik maaşı alıyor mu, almıyor mu; sigortası yatıyor mu, yatmıyor mu, o kadarını bilmiyorum.

Antik çağlarda Çin Memleketindekiler şöyle bir söz edermiş: Halk denizdir, imparator ise sal. Şayet iyi ise ve halkın refahını yükseltebiliyorsa deniz, salı yüzdürecektir. Yok, öyle değil de fena idare ediyorsa, deniz, salı devirecek… Bu koca ülkede sık sık hanedan değişmesi de işe bu toplumsal geleneğe bağlanıyor.

ESKİ ÇİN’DEKİ HALK SINIFLAMASI NE İDİ?

Halk sosyal dört sınıfta değerlendirilirmiş. Asiller, Çiftçiler-köylüler, sanatçılar-zenaatkârlar ve tacirler. Saraydaki zat, bu dört sosyal sınıf arasında tam bir ahenk ve denge için son derece özenli olmak zorundaymış.

Sarayın patronu, sadece kendisine çeki-düzen vermekle kalmaz, yerel yöneticileri tayin ederken de karakteri düzgün, becerisi özgün, terbiyesi süzgün kişileri seçmek zorundaymış. Tuhaf gelmesin, bu yerel yöneticiler de halkın anası-babası sıfatını taşırlarmış ve mutlaka ana-baba şefkatiyle görev yapmaları gerekirmiş.

Merak ettik, bu kutsallık ve göksel ustalık ne zaman başlamış, ne kadar sürmüş diye. Yazılmış neyse ki; Milattan Önce 1050 yılında, yani 3 bin 75 yıl önce, Wen isimli Kral başlatmış. Uygulama taa 1800’lü yıllara dek sürmüş. Dikkat buyrulursa, Wen için kral dedik, imparator demedik. Nedeni şu, Çin’de İmparatorluk Dönemine Milattan önce 259’da, Shi Huangdi ile girilmiş. Bu muhteremin saltanatı MÖ 210’a dek, yani 41 yıl sürmüş. Esaslı gücü varmış ve kendini çok beğendiği için muazzam bir mezar külliyesi yaptırmış. Öldükten kelli, onu koruyacak tam techizatlı 8 bin de pişmiş kilden asker ayarlamış. O kilden ordu bugün bile Huangdi’yi korumayı sürdürüyor.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —